SON DAKİKA
reklam
reklam

Orta Anadolu Kaleleri

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 22 Nisan 2020, Çarşamba - 00:27   Okunma Sayısı:

Dönemler

  1. Bizans döneminde;

     Orta Anadolu’daki Bizans dönemi kaleleri, birer ‘şehir kalesi’ konumundadır. Bizans’a saldırılar arttıkça batıya doğru çekilme başlamış ve bu kaleler ‘sınır kaleleri’ haline dönüşmüştür.

  1. Selçuklular döneminde;

   Selçuklu hükümranlığına giren kaleler önce onarılmış, ihtiyaçlar doğrultusunda eklemeler yapılarak konuşlandırılması gereken kuvvet belirlenmiştir.

  1. Osmanlılar döneminde;

   Osmanlılar zamanında fütuhat söz konusu olduğundan İç Anadolu kaleleri depo, kaledeki kuvvet de depo birlik olarak görülmüştür.

 

Kayseri Kalesi

   En çok öne çıkan kalelerden birisi olarak Kayseri Kalesi’ni ele alırsak, Hicri 1200 (Miladi: 1785) tarihli bir evrakta kaledeki topların 300 sene değiştirilmeden envanterde kaldığı belirtilmektedir.[1] Yani 1485 yılından beri kullanımda olan toplardan söz edilmektedir. Muharebe alanlarında ortaya çıkan yeni gelişmelerin kale savunma sisteminde yetersizlikler olduğunu ortaya koyması sonucu eski topların toplatılmasına karar verilmiş ve yerlerine yeni üretilen havan silahları konmuştur.

   Özellikle Balkan fetihleri süresince Sefer zamanlarında Orta Anadolu kaleleri asker ihtiyacının bütünlendiği depo birlikler olarak görülmüş ve her asker eğitim gördüğü top veya havanla görev yerine gönderilmiştir.

   Bazı hallerde kale müstahfızlarından mazeretsiz olarak harbe katılmayanlar tespit edilince nefer başına bedel tahsil edilmiş.[2] Kapı halkının asker ihtiyacını karşılayamadığı dönemlerden birinde Kayseri mutasarrıfı, Van Kalesi Muhafızı Murtaza Paşa’dan beher bayrağı ellişer nefer olmak üzere on bayrak süvari levendi kaydetmesini talep etmiştir.[3]

   Yergöğü muhafazasına tertip edilen 150 nefer piyade ve süvari askerinin Kayseri, İncesu, Karahisar ve Yahyalı kazalarından çıkarılarak bir başbuğ ve maiyeti ile birlikte Yergöğü Kalesi’ne sevk edilmesi emredilmiştir.[4] Bölgedeki kalelerin idaresi konusunda çok sayıda uygulama olmakla birlikte “babadan oğula” şekli esas alınmıştır. Kayseri Kalesi’ne hapsedilenleri birkaç başlık altında toplamak mümkündür:

  1. Halka zulmeden yöneticiler,[5]
  2. Şekavet olayına bulaşanlar[6] ve halkı fesada düşürenler,[7]
  3. Kasıtlı atılan iftiralar sonucu yatan yöneticiler,[8]
  4. Halka karşı suç işleyenler;

 

Diğer suçlar

   a.Dini inanç ve değerlere saldırmak,[9] (Ehl-i sünnet mezhebine menafi ve şeriat-ı garraya mugayir sözler ve vaizler ile halkı iğfal eden Sarıhafız’ın Çankırı Kalesi’nde kalebend edilmesi ve firardaki avanesinden Çalıkoğlu Mehmed ve İncesuluoğlu Mustafa’nın avdetlerinde tutulup mezkur kaleye sevk olunması için ferman isdarı)

   b.Gasp, soygun ve talan amaçlı saldırmak,[10] (Kayseri’nin Ebiç köyünü basarak bir çok kimsenin helâkına sebep olan levend bölükbaşılarından Müsellem’in mahpus bulunduğu Konya Kalesi’nde idamı ve diğer arkadaşlarının tutularak cezalarının verilmesi…)

   Sonraki yıllarda Kayseri Kalesi’nin taşlarına musallat olanların sayısı artmış, ihbar edenler çoğalmış. Bu ihbarlardan birinin tahkikatı Ankara’dan başlatılmış ve tahkikat sonunda “Keçikapı tarafındaki surların harap olan bölümlerinin Belediye’ce yıkıldığı, çıkan taşların İmam Zeynelabidin türbesi ve Ermeni kilisesine para karşılığı satıldığı, taş bedelinin yıkım masrafını karşılamaması nedeniyle Belediye’nin Seraskerlik’e bedel vermesi gerekmediği” şeklinde açıklama yapılmış.[11] Sonraki yıllarda çıkarılan bir yazıda ise “Kayseri Kalesi harabesinin muhafazası” emredilmiş.[12]

   Bu emirlere rağmen yine de Kayseri Kalesi’nden taş getirilerek halka satıldığı ihbar ediliyormuş. Bu kez yapılan tahkikatın sonucunda da satılan taşların “arazi temizliğinden elde edilen basit taşlar” olduğu şeklinde açıklama yapılmış.[13]

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam