SON DAKİKA
reklam
reklam

Koronalı günlerimden notlar

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 2 Mayıs 2020, Cumartesi - 09:54   Okunma Sayısı:

 

Günlük faaliyetlerim

Her yeni sene, geçmiş yılın sosyal tortularını, çözülmeyen sorunlarını, katmerleşmiş şekliyle tarihsel kinlerini ve enflasyon canavarını devir teslim yoluyla alır. İlk defa 2020 yılı olumsuzlukları aldı ve katmerleştirdi.

Yaşım gereği zorunlu inziva hayatına çekildiğimin dördüncü haftasını doldurdum. Ömrüm boyunca bu kadar kısa bir dönemde çok sayıda kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Meğerse evde beni meşgul edecek ne kadar iş varmış! Kişisel işlerim son derece çok, gazeteye yazı yazmayı kamusal işim olarak görüyorum. Bir de vefalı eşimle iş bölümü yaptığımız hususlar var; her gün evdeki kapı ve pencere kollarının, dolap ve çekmece gözlerinin çekecekleri, komuta aletlerinin kolonya ile silinmesi, kahvaltı hazırlanması…

 

Kitap okuma saatlerim

Deli Petro ile ilgili üç kitap ismi vereyim sizlere: Baltacı ve Büyük Petro (Akıl fikir Yayınları), Büyük Petro (İletişim Yayınları), Büyük Petro ve Osmanlı İmparatorluğu (Doğu Kitabevi).

Petersburg… Şehrin kurucusu Çar I. Petro (Büyük Petro veya Deli petro). Şehrin doğumu: 1672. Şehir ormanlık alanda olmasına rağmen taş yapılarla kuruluyor. I. Petro’nun ilk emri, Sakal kararnamesi olmuş. Sakalı olan her kişiden 100 ruble vergi alınacak, şehir kapılarından her giren kişiden de bir kopek giriş ücreti alınacakmış. Tabii daha bitmedi;

Avrupa’da yıllarca yaşama kültürü ve görgü kazandığına inandığından ülkesine döndükten sonra bir kararname çıkararak şehre girecek herkesin İngiliz modasına göre giyinmesini şart koşmuş. Üstelik giyim biçimlerinin örneklerini de şehir kapısına astırmış.

 

Franz Kafka / Dönüşüm

Kafka’nın “Dönüşüm” adlı eserini anlamaya çalışırken, “Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi.

İnsanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var... Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay...” açıklaması beni çok daha farklı bir kulvara çekmiştir.

İnsanca yaşamanın çok güç olduğu doğru… Hele de içimizde vefasızlar, uygarlıktan nasibini alamamış olanlar, kural tanımazlar, sevgisizler, meczuplar, kadın düşmanları, şefkat ve merhametten yoksun olanlar bulunduğu sürece…

 

Doğru telâffuz

Eski dilin günlük hayatımızda kullanılmasına karşıyım. Bugün her eski kelimenin yeni karşılığı vardır ve bu tümceler kullanılmalıdır. Türkçe yazım kurallarına uymamız gerektiği kadar öğrendiğimiz yabancı dilin doğru yazılmasına da dikkat etmeliyiz.

Bazı genç yazar ve spikerlerimizin eski sözcüklerin doğru yazılmasına ve telâffuzuna (doğru söyleniş) dikkat etmediklerine de tanık oluyoruz. (Örneğin; Tekâlif-i Milliye Kanunu’nun Tekalif-i Milliye Kanunu şeklinde telâffuz edilmesi, hile hurda yapmanın doğru söylenişi olan hile hud’a yapma şekline dikkat edilmemesi gibi.)

 

Koşullar ve sonuçlar

Aynı koşullar altında, aynı nedenler, aynı etkiyi doğurur. Bu ilkenin karşısına aynı tedbirlerin aynı rahatlamayı sağladığı iddiasını koysak? Örneğin; aynı biçimdeki iki tedbir, bütün kişilerde aynı sonucu verir mi? Bu konuda Einstein, “Baş ağrısıyla matematik problemleri çözerek savaştım.” derken Ressam Max Liebermann, “Geometri problemleri çözdükçe başıma ağrılar girdi” demiştir.

 

Can sıkan şeyler

Benim gibi bazı konulara kafayı takanlar mutlaka vardır. Bırak diyorum kendi kendime, sen mi düzelteceksin? Örneğin; canımı sıkan konulardan biri 2 rakamının üç harfli, 3 rakamının iki harfli olması…

Bir diğer şekil ise baş selamı yerine belden 60 derece eğilerek Osmanlı selamı verenler acaba şimdi virüsün de etkisiyle bunu 90 dereceye tamamlayacaklar mı?  Bazen yetenekleri akıllarının önüne geçen bazen de akılları yeteneklerini yönlendiren insanlar görülebiliyor.

 

Gülmece anlatıcısı

Yergi, insanların ya da kurumların kötülükleriyle, ahmaklıklarıyla, suiistimalleriyle ve yetersizlikleriyle alay etme ilkçağdan beri sanatçılara ve yazarlara zengin malzeme sağlamıştır. Bu alay etme şekli zarif mizahtan hasar verici alaycılığa kadar geniş bir platformda kendisine yer bulabilir.   

William Hogart (1697-1764), tablolarında insanların yaşamını anlatır; çok yiyen, çok içen, paralarını hesapsız harcayan insanların… Bu insanları çeşitli olaylarla yüklü bir tiyatro oyununun aktörleri gibi gülmeceyle yansıtır. Yaşayacağı dönem tam da bu dönemmiş…

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam