SON DAKİKA
reklam
reklam

Neden itham edemiyoruz? -II-

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 9 Mayıs 2020, Cumartesi - 02:29   Okunma Sayısı:

 

  1. Mısırlı Said Halim Paşa, 12.6.1913- 3.2.1917 yılları arasında yani Tehcir Kararı’nı alan hükümette Başbakanlık yapmıştır. Talat Paşa ise İçişleri Bakanıdır (Dahiliye Nazırı). Talat Paşa, Said Halim Paşa’dan sonra 4.2.1917’de Başbakan olmuş, Mondros Mütarekesi’nden önce 8.10.1918’de görevinden ayrılarak 2.11.1918 tarihinde Enver ve Cemal Paşalarla birlikte yurt dışına kaçmıştır. Said Halim Paşa, 9 Kasım 1918’de sorgulanmış, tahliye olduktan sonra Roma’ya gidip yerleşmiştir.
  2. Düvel-i Muazzama’nın boyunduruğu altındaki İstanbul hükümeti, seferberlik zamanı tehcir esnasında birinci ve ikinci derecede suçluların yargılanması için 22 Aralık 1918’de Ferik Mahmut Hayret Paşa başkanlığında Divan-ı Harbi Örfi’yi teşkil ettirmiş, mahkemeye de üye olarak Artin Mesdiciyan, ve beş üye ile birlikte Misak Makaryan’ı atamıştır. Oysa Ermenistan’da yapılan kongrelerde Enver, Talat, Cemal ve Sait Halim Paşalar suçlu sayılmışlar, idamlarına karar verilmiş ve bulundukları yerlerde vurulmaları istenmiştir.
  3. Said Halim Paşa, 6 Aralık 1921’de Roma’da, Talat Paşa 15 Mart 1921’de Berlin’de, Cemal Paşa ise 21 Temmuz 1922’de Tiflis’te Ermeni komitacılar tarafından vurulmuşlardır. Enver Paşa 4 Ağustos 1922’de Tacikistan’da bir çarpışma sırasında hayatını kaybetmiştir. İstanbul hükümeti bu olaylara seyirci kalmıştır. Oysa bu kişiler yurda getirtilerek sorgulanabilir, hukuki şekliyle cezalandırılabilir ya da o ülkede yargılanmaları sağlanabilir ve katl’e maruz bırakılmayabilirlerdi.
  4. İstanbul hükümeti, 11 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal’in idam fermanını çıkarttığı, birçok resmi görevliyi mahkemelere vererek ağır cezalara çarptırdığı halde tehcir sonrasında bir Osmanlı Ermenisi olan ve binlerce kişiyi katleden eski komitacı, Rusların verdiği yeni rütbe ile general kabul edilen Antranik için hiçbir teşebbüste bulunmamıştır. 1919 yılının Mayısı’nda çetesiyle birlikte silahlarını bırakmaya zorlanmışlar, kendisi sonra Paris’e gitmiş, oradan ABD’ye geçmiştir.

 

Yorumlama

   Devletin ilgili kurumları sözde soykırım üzerinde mutlaka çalışıyorlardır. Türk Tarih Kurumu’nun ve akademik çevrelerin çalışmalarını görüyor ve ortaya koydukları eserleri okuyoruz. Şüphe yaratan ve karşıt düşünce olarak yansıyan fikirlerin en ince ayrıntısına kadar araştırılması hepimizin insanlık görevi ve beklentisidir. Tehcir, gerek Türk gerekse Ermeni toplumunda aydın kesimin dışında doğru şekilde bilinmemektedir.

   Basılan kitapların fiyatları halkın alım gücüne göre yüksektir. Diaspora’nın Ermeni toplumu üzerinde olumsuz yöndeki baskısı ağırdır. Zaten işin zorluğu da bundan kaynaklanmaktadır. 15 Nisan 2006’daki Malatyalı İşadamları Derneği’nin toplantısında Hrant Dink’in,

“Geçmişte İngiliz, Fransız, Alman ve Rusların oynadıkları oyunun aynısını bugün ABD’nin tekrarladığı, Ermeni halkının onlara güvendiği ancak yanıldıkları, burada kardeşi kardeşe kırdırdıkları, aynı şeyi şimdi Kürtler üzerinde yapmaya çalıştıkları” şeklindeki açıklamaları gerçeğin ta kendisidir.

   Sorunun halk seviyesinde anlaşılabilmesi için Türkiye ve Ermenistan’ın kültür, sanat, spor ve eğitim alanlarında ortak çalışma yapmaları hatta Azerbaycan’ı da dahil etmeleri uygun olacaktır. Çeşitli ülkelerin okul kitaplarında öğretimi yanlış yönlere çekebilecek ve Türklere karşı önyargılı davranmaya itebilecek hakaret içeren bölümler olduğu malumdur.

   Çok gerilerde bıraktığımız kangren olmuş bu sorun halen çözülememiştir. Türkiye’nin yeni bir stratejik yapılanmaya ihtiyacı vardır. Biz, bitmez tükenmez iç siyaset kavgalarıyla uğraşırken şimdiye kadar çözülemeyen sorunlar kronik hale gelmekte benzerleri türetilmektedir.

 

   Komşuluk ilişkilerinin düzeltilmesi, yeni nesiller arasında kin ve husumet duygularının silinmesi ve karşılıklı işbirliği, her iki ülkenin yararına olacaktır. Bugün ülkemizde 200.000 civarında Ermenistan’dan gelmiş kayıtlı-kayıtsız çalışan insan vardır.

   Eski Sovyetler Birliği çöktükten sonra Kars Antlaşması’nı tanımadığını ima eden Ermenistan, kendisini biraz olsun Diaspora’nın etkisinden kurtarmalıdır. Ülkemizde yaşayan Ermeni asıllı vatandaşlarımız, bu konuda iyi niyetli ve samimi insanlardır.

Ermenistan’daki yeni yönetimin ve Diaspora’nın enerjisini insanlık ve barış uğrunda harcaması dilek ve umuduyla!  

     Belli ki Ortadoğu ve Kafkaslar bölgesinde yaşayan ulusların kefenleri 20’nci yüzyılın başında biçilmiş, şimdi giydirilmeye çalışılıyor. Irak üzerinde oynanan oyunlar, Türkiye’ye karşı daima koz olarak kullanılan terör, ortaya atılan Ermeni iddiaları ve AB dayatmaları gayet güzel bir zamanlama ile uygulamaya konulmuştur.

     Emperyalist güçlerin temel felsefesi, göz diktikleri dünyanın zengin ve verimli bölgelerinde zayıf ve küçük devletler yaratmak, kendi isteklerinin zahmetsiz ve masrafsız şekilde yerine getirilmesini gerçekleştirmiştir. Bundan dolayıdır ki, ülke içinde isyanlar çıkarmayı, terörün her çeşidini uygulatmayı, çeşitli birlik, ittifak ve organizasyon adları altında gruplaşmalar yaratarak hedef ülkeleri yalnız bırakmayı ve gerekirse onlara saldırmayı, sonuca götüren yöntemler olarak görürler.

     Ruanda soykırımının suçu Fransızlara yüklenmiyor, Yahudi soykırımında Almanlar değil Naziler suçlanıyor. Ne yazık ki, 1915 Tehcir olayı, sözde soykırım olarak telaffuz edilmeye çalışılıyor ve Türk milletine mal ediliyor. Siyasal kaygılar, konunun insanlık suçu boyutunu aşıyor.

     Harp halinde olan bir devletin arkasını emniyete almaması düşünülemez. Ermeni iddialarını içeren tasarının oylanması öncesi ABD Genelkurmay Başkanı dahi Türkiye kapısının açık tutulmasını, lojistik ikmalin Türkiye sınırından yapılmakta olduğunu, çekilmenin de bu emniyetli bölgeden yapılacağını belirtmiştir. O halde Osmanlı Devleti de askerî tedbirler almıştır. Yapılanlar bir etnik temizlik veya topyekûn imha politikasının gereği şeklinde algılanmamalıdır.

 

Sonuç

   PKK, IŞİD, PYD… Bu terör örgütleri ortaya çıkış tarihlerinden beri Türk, Kürt, Arap, Ezidi, Süryani ailelere karşı son derece çirkin olaylar ve katliamlar yaptılar. Mücadelemizi siyasi yönden Batılı ülkelere anlatamadık. Onlar konuya el attıkları zaman askeri güçle bastırmaya; ama menfaatlerinin zarar göreceği yönlere de girmemeye özen gösterdiler. Ermeni olaylarının baş faillerinden Antranik, neden bugüne kadar takip edilip yargı önüne çıkarılması saplanmadı da mesele kapatıldı?

   Bununla bağlantılı olarak; örgütlere karşı mücadelede bireyleri öne alarak interpol’e isimler bildirdik. Batı’nın çok sevdiği kavramlarla mukabele etmedik. Örneğin: Anadolu insanını kasıp kavuran acımasız terör örgütü PKK’yı, Arap ve Ezidi aileleri katleden IŞİD'i ve Suriye’de her etnik yapıdaki insanları katleden PYD’yi neden soykırımla itham etmedik? Avrupa mahkemelerinde davalar açmadık?

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam