Okul yıllarımı arıyorum
babamın olmadığı
seninle ders çalıştığım geceleri
ikimizin de bilemediği
bilmeceleri
bulamayınca uydurur
kururdum tutturamayınca
uykum gelir, esnerdim
yutturamayınca
ah anne, ne yapsam güler
bana sarılırdın
ağladığımı görsen
için gider, yarılırdın
yaşam boyu esenlik olsun
gönlün şenlikle dolsun
Elbette hepimiz annelerimizi çok severiz. Ne kadar sevsek de onu kırmış, incitmiş hatta ağlatmış da olabiliriz. Aman “ağlatma”yı karşı gelmek şeklinde algılamayın. Talihi kötü olmak, uzak diyarda olmak veya onulmaz hastalığa yakalanmak şeklinde düşünebilirsiniz.
Annemizle olan ilişkilerimiz çocukluk yıllarımızda başlıyor: Aşı olmaya götürürken ona ettiğimiz eza cefayla… Hastalandığımızda ona ettiğimiz nazla… Onun mutlu günlerinde paylaşmadığımız gülücüklerle, hazla başlıyor…
Annem,
Bugün anneler günü… Tüm dünya kutluyor. Ben de değerini şimdi daha iyi anlayarak “Anneler günü”nü kutlamak için senin yanına, elini öpmeye gelmek istiyorum; ama koronalı günlerde nedeniyle sana dokunamayacak ve elini öpemeyeceğim.
Ne kadar zormuş ana baba olmak! Şimdi seni daha iyi anlıyor, babacığıma rahmetler diliyorum; ama geç kaldım herhalde.
Sen, oğlunun aydınlanmasında bir çıra’ydın; ama ömür boyu aynı oğlunun hasretiyle yandın, yalnız kaldın. Yaşadığımız yokluk yıllarında bizlerle çilekeş, babamın hastalığında yoldaş, muhabbetinde gönüldaştın. Yokluk ve çile içinde geçen bir ömürde hepimiz için sırdaştın. Askeri liseye girdiğim gün “Koptuk oğul birbirimizden, ben n’edicem şimdi?” deyişin hâlâ kulaklarımda çınlıyor.
Babam onulmaz hastalığa yakalanmıştı. Onun son günleri, bizim ikinci kopuşumuzun yaklaştığına işaretti. Bir gün fırsat bulmuş babamla konuşurken, “İsteyerek mi hasta olduğumu zannediyorsun oğlum?” demişti. “Hayat üzüntüler, sıkıntılar yumağıdır. İnsan ömrünün sonu pek hazindir, Allah sizleri elden ayaktan düşürmesin!” diye eklemişti.
Hayal ediyorum senin de aynı şeyleri söyleyerek ayağa kalkıp benimle yürüyeceğini... Bak, Sultaniye Çayırı şuracıkta. Hadi yine gidelim, akşamleyin döneriz. Ben koluna girer, seni yavaş yavaş yürütürüm.
Ah çilekeş annem,
Ne kadar sevsem de, dizlerine başımı koysam da beni hissederek saçlarımı okşayamıyorsun ya, kahroluyorum işte o zaman. Ne kadar isterdim, parmaklarını saçlarımın arasında gezdirirken “Senin de saçların beyazlamış oğlum” demeni…
Yatakta yatmanı ve bana duyarsız şekilde bakmanı kabullenemiyorum, beyaz saçlı küçük kız… Sen de bana bir şey söylesene!
Annemin hastalığı
Yaklaşık dokuz yıldan beri annem Alzheimer hastasıdır. Ona eşi vefat etmiş olan kız kardeşim bakıyor. Yeğenim Murat da anneannesinin gözü kulağı… İkisine de çok şey borçluyum. Binlerce teşekkürler.
Hepimiz dualarımızda beden sağlığı için “Allah elden ayaktan düşürmesin” diyoruz da akıl sağlığı için “Allah akıl sağlığımızı da korusun” demiyoruz. “Anneler günü”nde annemin bana şefkat ve idrak ile bakamayışını büyük eksiklik olarak kabul ediyorum. Annem sağ, ama böylesi hayatın da mağdurudur…
Bir örnek olması için bu satırları dile getirdim. Mutlaka daha elim ve hüzünlü hayat yaşayanlar da vardır. Annelerimizin kıymetini yaşadığımız her an için bilmeli, onları başımızın üzerinde taşımalıyız. Sevgiyi ve hürmeti sonraya bırakmak pek garantili olmayabiliyor.
Tüm annelerin ve kendi annemin ellerinden öpüyorum. Bu hislerimi sevgili anneciğime armağan ediyorum. Onu nasıl kokladığımı bir görseniz…