SON DAKİKA
reklam
reklam

Avrupa Konseyi’nden Almanya'ya ırkçılık uyarısı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 5 Haziran 2020, Cuma - 12:21   Okunma Sayısı:

2019 yılı araştırmaları

    Alman Bertelsmann Vakfı’nın yaptırdığı bir araştırma, Almanya’da İslam ve Müslümanlara yönelik önyargıların kökleştiğini ortaya koymuştu. Araştırma sonuçlarına göre Almanya’da her iki kişiden biri İslam’ı tehdit olarak görmesi, bu algının geriden gelen birkaç yıldan beri "oldukça istikrarlı bir şekilde kökleştiği”ne işaret ettiği şeklinde yorumlanabilir. Araştırmada, daha az Müslümanın yaşadığı doğu bölgelerinde önyargıların daha güçlü olduğuna dikkat çekilmişti.

    Bu duruma göre İslam’ı tehdit olarak algılayanların oranı Almanya’nın doğusunda yüzde 57, batısında ise yüzde 50 civarında. Aynı şekilde doğu bölgelerinde yüzde 30 ve batıda yüzde 16’lık kesim Müslüman komşu istemiyor.

    Araştırmada her iki kişiden birinin, küreselleşme ve göç sonucu dini çeşitliliğin de artmasını toplum için bir zenginlik olarak gördüğüne işaret ediliyor. Ancak bu olumlu yaklaşım daha ziyade Hristiyanlık, Budizm, Yahudilik ve Hinduluk için geçerli. İslam’ın toplumu zenginleştirdiğine inananların oranı ise üçte bire düşüyor. Almanya’da Müslümanların sayısı, 1,5 milyonu ülkenin en kalabalık eyaleti Kuzey Ren-Vestfalya’da olmak üzere, yaklaşık 5 milyon olarak tahmin ediliyor.

 

2020 yılı Nisan ayında

    Alman kamu yayıncılık kuruluşu  ARD bu kez nisan ayında bir araştırma yapmış ve Almanya’da aşırı sağcı suçların nadiren kovuşturulduğunu ortaya koyan sonuçlar elde etmişti.  Hatta televizyonda yayınlanan “Zayıf Devlet” adlı belgesel için insanlarla yapılan görüşmelerde sığınmacıların kaldığı yurtlara yönelik binlerce saldırının çok küçük bir kısmının mahkûmiyet ile sonuçlandığı verilerine ulaşmıştı.

    Bu belgesel, Bavyera Radyo Televizyon Kurumu (BR) ile Güney Batı Almanya Radyo Televizyon Kurumu (SWR) tarafından hazırlanmıştı.

    Eyaletlerin içişleri bakanlıkları tarafından verilen bilgilere göre, 2015-2018 yılları arasında sığınmacı yurtlarını hedef alan gamalı haç çizmekten, patlayıcı madde ile saldırıda bulunmaya, gösterilerden kundaklamaya kadar siyasi nedenlerle işlenen 2 bin 558 suç kayıtlara geçmiştir.

    Açıklamada işlenen bu suçlardan sadece 467’sinin polis tarafından aydınlatıldığı, vakaların sadece yüzde 18’inin fail veya failler hakkında soruşturma başlatıldığı belirtilmiştir. Sadece 206 vakada fail veya faillerin para ve hapis cezasına çarptırılması ise, aydınlatılan vakaların yaklaşık yüzde 44’ünün, bütün vakaların da sadece yüzde 8’inin mahkûmiyet ile sonuçlandığı anlamına gelmektedir.

 

Avrupa Konseyi raporu

    Avrupa Konseyi’ne bağlı "Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu" (ECRI) uzmanları beş yıl boyunca Almanya’daki gelişmeleri gözlemleyerek ve son iki yıldaki verileri de dikkate alarak Avrupa Konseyi Almanya hakkında bir rapor hazırlamıştır. Özellikle ırkçı saldırılardaki artışa ve mağdurların Alman polisine yeterince güven duymadığı belirtilmiştir.

    Yayımlanan raporda, Almanya‘nın okullar, üniversiteler ve emniyet gibi kamu kurumlarında ırkçılık ve ayrımcılık konusunda zorunlu kurslar verilmesinin gerekliliğine işaret edilmiştir. Eyaletlerin eğitim yasaları ve eğitim müfredatlarına insan hakları ve eşit muameleyi de almasını talep eden raporun yazarı Toivanen,  bunun yanı sıra öğretmenlerin eğitimlerinin çok kültürlü sınıflarda ders metotları da eklenerek genişletilmesini önermiştir.

 

    

 

    Almanya’da aşırı sağcı saldırıların giderek arttığına dikkat çeken raporda, hükümetin ayrımcılıkla mücadele dairesine daha fazla destek ve yetki vermesi tavsiyesinde bulunulmuş, eyaletlerin eğitim yasaları ve eğitim müfredatlarına insan hakları ve eşit muamelenin de alınması talep edilmiştir.

 

Poliste ırksal fişleme

Raporda Racial Profiling olarak adlandırılan insanların dış görünüş ya da etnik köken gibi belirli özelliklerine göre şüpheli olarak derecelendirilmesi ve incelenmesine de yer verildikten sonra polislerin etnik kökene göre fişleme yapmasının önüne geçilebilmesi için bu alanda zorunlu kurslar verilmesi gerektiği kaydedilmiştir.

Irkçı şiddet ya da ayrımcı muameleye maruz kalan mağdurların çoğu zaman Alman polisine güven duymadığını belirten raporun yazarı Toivanen, "Emniyette kapsamlı bir ırksal profilleme yapıldığına dair yeterli kanıt olmasına rağmen, birçok polis ve emniyet  yetkilisi bunun bilincinde değil ya da varlığını inkâr ediyor" demiştir.

Toivanen Almanya Başbakanı Angela Merkel ve diğer politikacıların aşırılıkçı şiddet olayları karşısındaki tavrını ise överek, "Bu her ülkede böyle değil" demiş ve Alman Ayrımcılıkla Mücadele Birimi'nin (ADS) görevlerinin de daha net bir şekilde tanımlanması gerektiğine işaret etmiştir.  Rapor daha başka önerilerle sürüp gitmektedir.

 

Sonuç

Dış dünyanın tenkitlerinin yanında Alman kurum ve vakıflarının da tenkitleri ciddi ölçülerdedir. Özellikle Afrikalılara ve Türklere karşı aşırı sağcıların şiddet yanlısı tutumları bu konunun gündeme gelmesinin nedenleri arasındadır.

Almanya’nın kendi hukuk düzeninin yeniden güvenilirliğini sağlaması için bulunmaz fırsat!

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam