SON DAKİKA
reklam
reklam

Dereden tepeden

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 7 Haziran 2020, Pazar - 03:08   Okunma Sayısı:

Özledim

   *İstanbul’u özledim, özgürce dolaşmayı, Galata Köprüsü’ndeki yürüyüşlerimi, Eminönü Meydanı’nda yemle beslenen güvercinleri,

   *Her gün en az bir kez gidip geldiğim Taksim-Şişhane arasını, İstiklâl Caddesi’ni ve caddedeki kuru kalabalığı,

   *Sosyal laboratuvarım olan metroları, iskeleleri, vapurda kahve içmeyi,

   *Alzheimer olan annemin benim saçlarımı okşamasını,

   *Beyaz gömlekli, şapkalı Lâz kaptanın Çubuklu vapur iskelesinde “Hadi da, sökün artık halatı!” demesini,

 

İstanbul’u özledim

 

Tuzlu suyu genzime çekmek

Vapurdumanını solumak istiyorum

Bugüne inat…

Keyfimi bozmazcasına

 

Kavaklardaki katırtırnaklarını,

Bebek’teki laleleri resimlemek,

Adalardaki leylakları

seyretmek istiyorum,

gözüm doymazcasına…

 

Susuz yazın kuruluğu

Sarartmasın Boğazda

ağacı, çiçeği, çimeni…

Merhem olsun onlara

şiirlerin duruluğu

(Cengiz Baysu)

Virüslü hafta sonları

   Virüslü günler bize çok şey öğretti galiba? Aile bireyleriyle hafta sonlarında kahvaltı sofrasına oturmayan babalar, umarım bundan sonra hafta sonlarında bütün aile fertleriyle kahvaltı sofrasında çocuklarıyla buluşur konuşurlar. Onları spor aktivitelerine götürür, en azından birlikte yürüyüş yaparlar.

   Yaşlılar ise; kafa içi dekorlarını kitap okumak, kütüphanelerindeki kitapların tozlarını almak, hatıralarını yazmak, müzik CD’lerini, aile fotoğraflarının albümlerini düzenlemek, bulmaca çözmek ve sözlük karıştırmak şeklinde değiştirirken; kafa dışı dekorlarını da ziyaretlerde bulunmak ve gezmek şeklinde süsleyebilirler.

   Kazaya beş kala alınacak önlemler vardır. Bunlardan birisi de bunaldığımızı hissettiğimiz anlarda kısa süreli bulunduğumuz mekânı terk etmek olmalıdır. Bir bardak su içmek, bir şarkıyı mırıldanmak, beş on adım yürümek de sizin karamsar düşüncelerden uzaklaşmanıza sebep olabilir.

 

Buraya nereden geldik?

   Koronavirüs öncesinde sadece işe yoğunlaşmış insanlar hayatın tat ve hazlarından uzak kalıyorlardı. Her gün sabahtan akşama kadar işyerlerinin sıkıntılarını çekenler kültürel faaliyetlerden, sanatsal etkinliklerden ve edebiyattan nasiplerini alamıyorlardı.

   Yemek paydosuna çıkan insanların bu paydos süresince bile iş konuştuğunu, ne yediğinin bile farkına varmadığını, kendisini dinlendirmediğini görüyor, hatta iş konularını akşam evlerine taşıdıklarına bile tanık oluyorduk.

   Artık iş konularını işyerinde bırakacaklarını, evin konularını da işe gelirken yanlarında getirmeyeceklerini tahmin ediyorum. Ben sıkıntılı zamanlarımda eşime telefon eder, onun sesiyle yeni bir ivme kazanırdım. Özellikle gençlere tavsiyem, akşama kadar telefon elinizde, oyun oynayacağınıza arada bir annenize telefon edin, hatır sorun, büyüklerinizi arayın.

 

Hoş olmayan görüntüler

   Ramazan ayında diyetisyen sıfatlı gencecik insanlar iftar ve sahur yemekleri hakkında açıklamalar yapıyor, bilgiler veriyor: Bir tane ceviz, bir meyve kaşığı bal, iki parça köfte, kibrit kutusu kadar peynir, üç dört tane zeytin, roka vb…

   Sadece bu kadarının dört kişilik bir aileye kaça mal olduğunu düşünebiliyor mu? Allah’tan Koronavirüslü günler nedeniyle lüks otellerin salonlarında yemek yiyenleri ve yemek çeşitlerini görmüyoruz artık...

 

Sonuç

   Ne yapsanız bugünkü şartlarda yoksulluğu kırmanın zor olduğunu, yoksulluğun da stres yarattığını söylemek mümkündür. Bunların eksiklikleri insan ilişkilerine ve aile fertlerinin birbirleriyle olan dayanışmalarına da yansımaktadır.

   Yeterli gıda alamayan, kitap okuyamayan, tiyatro, müze ve kütüphanelere gidemeyen bir toplum o zaman, “Pembe şapkalı kız”ı, “Bir varmış bir yokmuş”u, “Uyusun da büyüsün”ü okumaya devam edecektir.  

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam