Koronalı bayram
Geleneklerimizden ve özgürlüğümüzden dahi taviz verdiren Koronavirüs salgını hepimizin canını yakmaya devam ediyor. Öncelikle bu rahatsızlıktan dolayı hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmetler diliyorum.
Özellikle yaşlıların "Bizim çocukluğumuzda..." diye başlayarak dile getirdikleri anı, resim ve objeleri göz göze gelerek, dokunarak ve kokusunu soluyarak değil de görüntülü konuşmalarla algılamaya çalıştığımız bir dönem yaşıyoruz.
El öpmek ve bayram hediyesi almak vermek gibi hasletleri özellikle çocuklarımız bir süre daha yaşayamayacak; kahve içerek tanışmak, sohbete girmek ve aynı kare resimde yer almak gibi olaylardan da çocukluk evresi dışındakiler nasiplerini alamayacaklar.
İş yerlerinin kapanmış veya kapanıyor olması karşısında insanımız, derdini kafes gerisinden arz eder gibi görüntülü camlarda dile getirmeye, hayat şartlarından yakınmaya maruz kalmaktadır. Biraz daha sabır ve tahammül gücü dileyerek akıl ve beden sağlığımızı korumak zorundayız.
Nasıl olsa buluşacağız, görüşeceğiz... Bu günlerin tez zamanda gelmesi dileğiyle!
Bir tespit
Bayram süresindeki pazar günü 65 yaş kategorisindekiler icazetle havalandırmaya (!) çıktılar. E-5 üzerindeki otobüs durağının kenarında iki yaşlı aralıklı oturmuşlardı. Oraya kadar yürüdüm ve selamlaştım onlarla. Sıkıntılar hep aynıydı. Evde hapis hayatı.
Yaşlılardan biri hanesindeki nüfus sayısını, okuyan ve hasta olanları durumunu dile getirdi. İşten çıkarılmış, maaşı ödenmiyormuş. Canı burnunda konuşuyor;
---Bir yandan işten çıkarıp çalışmayana maaş ödemiyorlar, diğer yandan TBMM kapalı çalışmadıkları halde maaş alıyorlar.
---Sen de birader çok yukarılara tırmandın şimdi.
---Senin de işine gelmedi galiba beyim?
Nelerden koptuk?
Liderlerden birisi bir şey söyler, kamuoyunun tepkisi sert olunca da her patinin “Ana Bilim Dalı Düzeltme Uzmanları” düzeltme yapar; “Öyle demek istememişti” veya “Konu öyle algılanırsa olmaz ki” ya da “Halka yanlış mesaj vermeyelim” türünden açıklamalı içtihatlı mızraklı ilmihale dayalı izahatta bulunurlardı. Böylece pek kafası çalışmayan bizleri de ikna ettiklerini zannederlerdi.
- Bu konuyla bağlantılı olarak, “Zırva tevil götürmez” sözü asırlara damga vurmuş bir
sözdür. Zırva zırvadır. Üstüne gittikçe insanı batağa götürür, daha da batırır. Acaba eskiden konuyu doğru algılayamayan bizler biraz daha mı salaktık, yoksa Düzeltme Ana Bilim Dalları kapatıldı da bizim mi haberimiz yok?
- Yine eskiden bir ağlama ekibi vardı. Konuyu gözyaşlarıyla süslerlerdi. Şimdilerde pek
görülmüyor bu yapıdaki insanlar. Bunlardan da koptuk.
- Devre arkadaşım Bülent Okay, az konuşur ama öz konuşur bir yapıdadır. Milli hisleri
çok yüksektir. Çok kişi çevresinde toplanır, ahenkli bir sohbete girmek ister. Bu toplantılardan birisinde kantarın topuzunu kaçıran olmuş. Bülent de onu uyarınca,
--- Beni küçük düşürüyorsun, demiş. Bülent bunu yer mi:
--- Sen zaten yüksekte değilsin ki… diye cevap verir.
Atmasyon
Bir yeni zengin yeni yaptırdığı ve taşındığı konağını konuklarına gezdirirken, şömine üstündeki feslive madalyalı paşa resmini gösterip "Bu paşa da dedem" diyor. Gezen konuklardan biri ise, "Bildim, 100 milyon fazla verseydim, benim dedem olacaktı" diyor. (İstanbul'un Kuytu Köşeleri, Aydın Boysan, s: 179)
Hayata bakışım
Hayat veya yaşamak konusunu farklı şekillerde algılamakla kendimize farklı alanlar yaratabiliriz. Görünüşümüze süs katarak güzelliğe, kıyafetimize çeki düzen vererek tarzımıza, belleğimizi bilgiyle donatarak itibarımıza değer katıyorsak; yaşantımıza da değerler katabilir, hayatımızı daha anlamlı hale getirebiliriz.
Belki adı odundur; ama yakı, oyma, yontma ve boyama gibi işlemlerden sonra işlenmiş ahşaba dönüşür, mask denir, büst olur… Belki adı taştır; ama belli yontu hareketleri sonrasında heykele ve bibloya dönüşür.
Bizler için çalışmak, eser üretmek, çevreci olmak ve düşkünlere yardım etmek hayatımızın güzellikleri olduğu gibi yaşantımıza zenginlik ve renk katacak niteliklerdir. Bu özellikler insan olmanın onurunu yaşatır bizlere… Her şeyi öğrenebiliriz; ama bize yaşamın kendisini öğretecek kimseyi bulamayız.
Yaşam, kendisini yaşantılarla, tecrübelerle öğretir. Acılarla dolu bir yaşam, bizi daha tecrübeli hale getirebilir. Hayat, “başa sar!” diyebileceğimiz bir film şeridi değildir.
Sonuç: Artık düşünmek işime gelmiyor. Bu ülkede birçok şeyi gördükçe delirmemek için aptal olmak istiyorum.