SON DAKİKA
reklam
reklam

Cibali karakolu

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 17 Haziran 2020, Çarşamba - 09:49   Okunma Sayısı:

Osmanlı döneminden itibaren Yedi sekiz Hasan Paşa, Bekirağa Bölüğü, Cibali karakolu gibi simge olmuş isimler asayişle ilgili konularda bazı çağrışımlara yol açar. Falaka, zincire vurma, sürgüne gönderilme gibi cezalandırma şekilleri de kişiyi daha sert şekilde disipline etmenin bir başka yoludur.

   Karakollar her zaman için korkulacak, karanlık ve insanın içini karartan yerlerdir. Tablası oynayan, ayakları sallanan tahta masalar, sigara izmaritleriyle dolmuş küllükler ve adeta bulut tabakası gibi sigara dumanının çöreklendiği izbe yerler… İfade alma işlemine yeni abone olmuş kıdemsiz memurun daktiloyla güreşircesine tuşlara vurması, arada bir kâğıdı düzeltmesi veya daktilonun şeridini sıkça yaşanan ve olağan sayılan işlerdendi.

   III. Selim dönemine ait Levend Çiftliği Askerî Karakolu meşhur denebilecek bir karakoldur. Bahçekapı, Çemberlitaş, Fatih, Langa, Samatya, Şehremini ve Üsküdar Karakolu gibi en erken tarihli karakolhanelerin hepsi II. Mahmud dönemine aittir.

   Sultan Abdülmecid dönemi, polis teşkilâtı için en önemli dönemdir. 20 Mart 1845’te çıkarılan Polis Nizamnamesi ve Tezkere-i Umumiye, 1 Temmuz 1800 tarihli Paris Emniyet Müdürü’nün görevlerini düzenleyen kararname temel alınarak hazırlanmıştır. Sultan Abdülaziz döneminde yeni düzenlemelere gidilerek 1869 tarihli nizamnameyle Zaptiye Müşiri’ne İstanbul Valisi unvanı verilmiştir.

   İlk polis okulu 1907 yılında Selânik’te açılmış ancak bir yıl sonra kapatılmış. 1909’da Yıldız sarayı Mabeyn dairesinde açılan okul, 1959’a kadar eğitim vermiştir. II. Abdülhamid devrinde ise polisin yetkileri genişletilmiş, 1876’da Müşirlik lâğvedilerek Zaptiye Nezareti kurulmuştur. 4 Ağustos 1909’da bu kurum lâğvedilince Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti de kapatılmış ve 1925 yılında Ankara’da Emniyet-i Umumiye Umum Müdürlüğü adıyla yeniden yapılandırılmıştır. Konumuz

karakol olunca akla ilk gelen “Cibali karakolu” adıyla tiyatro oyunlarına konu olmuş Cibali gelmektedir.

   Bu semt, Fatih ilçesinde, Unkapanı’ndan Eyüp’e doğru Haliç’in batı kıyısında, Haraççı Kara Mehmed ile Küçük Mustafa Paşa mahallelerinin eteklerinde yer alan mahalledir. Kuzeyinden Haliç'e paralel Abdülezel Paşa Caddesi (Kadir Has Caddesi) geçmektedir. Haliç kıyısındaki surların bugünkü Cibali semtinde bulunan kapısına “Porta Puteae” veya “Porta del Pozzo” denirmiş.

   Haliç kıyısında kurulmuş bir semttir. Rivayete göre İstanbul'un, II. Mehmed tarafından 29 Mayıs 1453’te fethedildiği gün, Bursa Subaşısı Cebe Ali Bey bu semtteki sur kapısını kırıp şehre girmiş. Bu kapı ve çevresindeki semt, daha sonra bu kişinin adı ile anıla gelmiş, sonradan halk arasında Cibali şeklinde değişmiş.

   Fetihten sonra Cibali gelişmeye başlar. Gözde bir semt olmuştur artık. Piri Reis, Lala Mustafa Paşa, Murat Reis ve Kemal Reis burada konaklar yaptırmışlar. Sonraki tarihlerde Cibali bekârların çoğunlukta bulunduğu bir avam yatağına dönüşmeye ve meyhaneleriyle ünlenmeye başlamış. Tulumbacılar, faytoncular, fırıncılar, kayıkçılar ve gemiciler bu meyhanelerin müşterileri olmuş.

   İstanbul’da çıkmış büyük yangınların çoğu Cibali’den başlarmış. Bu büyük yangınlardan birisi 2 Eylül 1633’te Cibali kapısı dışında bir kalafatçının dikkatsizliği kayıkhanelerin neredeyse tamamının yanmasına neden olmuş. 7 Haziran 1693, 17 Temmuz 1718, 9 Mayıs 1724, 6 Temmuz 1756, 22 Ağustos 1782 ve 1 Temmuz 1833 tarihlerinde de büyük yangınlar çıkmış, semtte pek çok binanın yanmış. Semtteki yangınlardan günümüze kalabilmiş tarihi eserler arasında Cibali kapısının girişinde, sağ tarafta eski Cibali karakolunun yıkıntısı ve bu yıkıntının içerisinde iyi korunan Cebe Ali türbesi vardır. Karakol yıkılmadan evvela karakolun içinden geçilerek türbeye gidildiği anlatılmaktadır.

   Cibali karakolu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından 2002’nin Aralık ayında kapatılmış, aynı adla başka yerde açılmıştır.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam