Etnik zihniyetle insanlar arasına nifak sokan, mezhepçi tarikatçı anlayışlarla toplumun yarılmasına neden olan ve siyaset yaptığını zannedenlere örnek olması dileğiyle!
İbretlik davranışlar
26 Mayıs Perşembe öğle saatleri. Eminönü tren istasyonu… Tren tıklım tıklım dolu; ama binmem gerek. Bir durak sonra Karaköy’de indim. Tek kolu olmayan bir adamcağız da arkam sıra inmişti. Dertlenmiş, kendi kendine konuşuyordu:
---Bu hale mi gelecektik?
---Hayrola, can sıkan bir şey mi oldu?
---Tutunduğum yerdeki adam “öbür demirden tutsana, ne sıkıştırıyorsun bizi?” dedi. Tek kolumu gösterdim. Umursamadı ve söylenerek arkasını dönüp gitti…
Çalışırken mola vermek
… Hummalı bir çalışma içindeydi. Bunalma noktasına geliyordu. Ona google’ye TSM-Uşşak makamı yaz da biraz şarkı dinleyelim, dedim.
---Tamam abi
---Bulamadın mı?
---Buldum buldum… Dinlemeye başladık. Biraz sonra;
---Abi bu Uşak yöresinin parçaları da gerçekten güzel oluyor.
Resmî makamda
görevlinin konuşması
Semtimizde ani dönüşler, kalkışlar yaparak mahalle sakinlerinin huzurunu bozan magandalara karşı belediyeye müracaat etmiştim. Olayı bir sayfalık bir dilekçeyle 2015 Kasım ayında resmî makamlara duyurmuştum. Daha sonra beni aradılar, ayrıntılı konuştuk. İlgili kişi son açıklamasını bana yaptı: “…Ben artık buraya vatandaşla görüşüldü diye yazıyorum” dedi.
Ben Türk olmaktan ve T.C. vatandaşı olmaktan her zaman gurur duyarım. Birçok yazımda da bunu belirtmişimdir. Resmi müracaat eden kişinin yüzüne karşı “vatandaş” kelimesini kullanmak, resmiyetin kabalığını göstermiyor mu? Onun yerine “dilekçe sahibi” denemez mi? Tamam, vatandaşla görüşüldü de ne oldu? Sonuç nedir? Benzer sözler başka resmi makamlarda da revaçtadır. “Şahıs alındı, şahısla görüşüldü” gibi… Biraz daha nezaket kurallarına dikkat etmek gerekmiyor mu? Ama haklısınız o zaman da Baltacı Mehmet Paşa’nın torunu olunmuyor.
2016 yılı İnsani Yardım Zirvesi İstanbul’da toplandı. Büyük devletler pek umursamadı. Kimisi müsteşar, kimisi de müsteşar yardımcısı düzeyinde katılmıştı. Sonuçta toplantı Türkiye’de yapılıyordu. Gerçeklerle yüz yüze geleceklerdi, buna tahammül gösteremezlerdi.
Bir de yardım parası toplanacaktı. Hiçbirisi gerçekleşmedi. Kendimiz çaldık, kendimiz oynadık. Aslında Batılı dostlar haklıydı. Havaya bilmem ne gazı karışıyormuş. Havanın temizlenmesi için uçak sayılarını mı azaltacaklar, fabrikalarını mı kapatacaklar, araba mı üretmeyecekler?
Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere tabiatı korumak, havayı temizletmek amacıyla ağaç diktirerek “kaleci çalışması” yaptırıyorlar, yetmiyor mu? Bu çabaları az geliyormuş gibi bir de insani yardım mı yapacaklardı?