Yukarıdaki uyarlamayı “Ağaca baltayı vurmuşlar, neyleyim sapı bendendir” şeklindeki atasözünü esas alarak yaptım.
Hafta sonu gezintimiz
Aslında başka konuda yazı yazacaktım; ama çevrede yaptığımız gezinti sırasında üzüntü veren manzaralar görünce, ağacın önemini bir kez daha vurgulamanın gerektiğini düşündüm. Yangınlar, yerleşime açılan alanlardaki plansız yapılaşmalar, küresel ısınmanın etkileri, ısınma amacıyla kesilen ağaçlar, tahrip edilen alanlar ve bunlara karşılık biz seyirciler (!) bu yazının konusunu oluşturmaktadır.
Her yıl aile fertlerimle ağaç dikmeye gidiyor, önceden diktiğimiz fidanların büyüdüğünü gördükçe mutlu oluyor, gurur duyuyorduk. Üzerlerinde künye levhası şeklinde küçük plaketleri olan ağaçların resimlerini çekmek bize büyük mutluluk veriyordu.
Bu hafta sonu Karadeniz kıyısındaki Riva, Şile, Ağva’yı gezmeye gittik. Paşabahçe-Beykoz yolundan geçerken Koru’nun deniz tarafındaki dışa taşan ağaçlık alanının yerini beton yığınına bırakmış olması çok acı...
Geçmişten kalan hatıralar
Ben Beykoz’daki ortaokulda okumuştum. O yıllarda okul şimdiki askerlik şubesinin yanındaydı. İzine ayrıldığım zamanlarda 1998 yılına kadar Beykoz’da yaşayan hayattaki tek öğretmenimi her ay ziyarete giderdim. Şimdi Allah’tan rahmet diliyorum. Keşke daha uzun ömürlü olsaydı da gidip ellerinden öpseydim…
Ortaokulda okuduğum yıllarda tabiat derslerimizde okulca Beykoz Korusu’na giderdik. Öğretmenlerimiz, yaprakların şekil ve damar yapılarına göre ağaçların cinslerini öğretirlerdi. Ülkemiz II. Dünya Savaşı’na girmemişti ama onun sancı ve sıkıntılarını yaşamıştı. Çocukluk ve öğrencili dönemim yokluk yıllarına isabet etmişti.
Fotoğraf makinesi biz öğrenciler için çok lüks olduğundan pul koleksiyonu gibi defter tutardık. Sayfa aralarına yerleştirdiğimiz kurumuş yaprak örneklerini öğretmenlerimizin anlatımlarıyla, gördüklerimizle ve kütüphanelerde yaptığımız araştırma notlarıyla zenginleştirirdik.
Ağaç ve ağaç sanayii
Ağacın yararlarını saymak gerekirse; Ülkenin ekonomisini, iklimini, yerleşim alanı sayısını ve nüfus yoğunluğunu değiştirebileceğini söylemek yeter herhalde? En basit şekliyle bizlere gölgesini sunması, erozyonun önüne geçmesi ve oksijen sağlaması öğrencilik yıllarımızdan beri bildiğimiz konulardır.
Bugüne kadar kâğıt sanayiinin çekirdeğini oluşturmuştur ağaç. Bir ağacı kâğıt hamuru makinesine göndermemek için kullanılmış kâğıtların yeniden üretime kazandırılması amacıyla
şirketlerde ve devlet dairelerinde kullanılmış kâğıtların çöpe atılmamasına önem veriyoruz.
Mobilyada fazla miktarda atılan cilânın, damarları yok etmesinden ve ağacın dokusunu silmesinden söz edilirken “muşambalaşmış” denir. El yapımı ahşap işleri, insanlık tarihinin derinliklerine kadar gittiğinden her zaman değerini korumuştur.
Edebiyatımıza da giren ağaç
Şiir kitaplarında adı çok geçen “yaşlı çınar” tabiri, anlatımlarda simge olmuş, iş hayatında büyük gayretler gösteren insanları betimlemede vefalı bir yaklaşım ve hitap şekline dönüşmüştür.
Ağacın insanla ilgili olabilecek benzeştirmeleri de vardır. Genç yaştakini anlatmak için “gencecik fidan”, boy uzunluğunu belirtmek için “kavak”, tecrübe küpü insanları belirtmek için “eski çınar”, kaba saba insanları çağrıştırmak için de “odun” sözcüklerini kullanırız çoğu kez…
Bilinçsiz insan arsız teknoloji
Üç tarafı denizlerle çevrili ve ılıman bir iklime sahip olan yurdumuz, sahip olduğu yüce dağlarıyla Ortadoğu’nun su deposudur. Tarıma elverişli verimli topraklar üzerinde çeşitli bitki ve ağaç türleri yetişir.
Dünya nüfusunun artması ve teknolojinin gelişmesiyle baltanın yerini alan elektrikli testereler, seyrekleştirme ve gençleştirme adı altında orman alanlarının daralmasına ve verimli tarım ve orman alanı oranlarının giderek düşmesine neden olmaktadır.
Halkın bir kısmı piknik alanı diye ayrılan yerlerde mangal keyfi yapıyor. Gezimiz sırasında fidan diktiğimiz yerlerde piknik yapanları görünce içim burkuldu. Et pişirme nedeniyle gölgesine sığındıkları ağacı tütsülemişler adeta. O canım ağaçların yaprakları sararmaya ve kurumaya başlamıştı. Söndürülmeden atılan sigara izmaritlerini, ağaç gövdelerindeki idrar izlerini, diken diplerindeki pislikleri keşke görmeseydim…
Eğitim aileden başlar
Böyle davranan ailelerle pikniğe giden çocuklar, büyüklerinden gördüklerini büyüdükleri zaman devam ettireceklerdir. Aileden sonra okulda da bir şey verilmediğinden her birisi adaydır, ormanı yakmaya, çöplük haline getirmeye, salıncak kurmak veya meyvesini yemek için dal kırmaya...
Evimizin bahçesindeki ağaca kurduğum salıncak nedeniyle dalın çatlamasına sebep olmuştum. Babamdan işittiğim azarı ben bilirim. Ailelerin evlerinde çiçek beslemeleri yetmez; çiçek sevgisini küçük yaştan itibaren çocuklarına aşılamaları, her yıl orman haftası etkinliklerine götürmeleri, fidan dikme gibi alışkanlıklar kazandırmaları şarttır.
Tema Vakfı’nın çalışmaları bize bu sevgi ve heyecanı verebilecek niteliktedir. Vakıf mensupları, gayet olumlu ve ülkemizin yararına bir çalışma içindedirler. Onların gönüllü temsilcileri olmaya ve destek vermeye ne dersiniz? İşlenmemiş, susuz ve vitaminsiz topraklarda yetişen ve bakımsız ağaçlar gelişemezler, zayıf kalır, dış etkilerle çabuk kırılırlar. Zaten “İnsan kabalıktan ağaç incelikten kırılır” sözü de bunu doğrulamıyor mu?
Varlığına kasteden baltaya sap olacağını
bilseydi, hiç dal verir miydi ağaç?