Irak’ta, Suriye’de, Libya’da olaylar bitmek bilmiyor. Yunanistan ise hep huzursuz, hep kaynama halinde… Mısır, Suudi Arabistan, BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) Türkiye’nin aleyhine olacak her eylem ve söylemin içinde… İsrail de bu kulvardaydı; ama şimdilerde biraz kendisini toparlamaya başladı.
İsrail’in Filistin topraklarını ilhak planı
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “İsrail’in, Filistin topraklarını işgal etmesi durumunda halihazırdaki yakın ikili ilişkilerimiz etkilenir" uyarısında bulunmuştur.
Net bir tutum izlediklerini belirten Borrell, üye ülkelerin iki devletli müzakere edilmiş çözümü desteklediklerine ve ilhakın uluslararası hukuka aykırı bir davranış olacağı konusunda güçlü görüş birliği bulunduğuna dikkat çekmiştir.
Borrell, AB’nin uluslararası ve AB hukuku uyarınca yükümlülükleri bulunduğunu belirttikten sonra iki devletli çözüm için uluslararası toplumla görüşmelere devam edeceklerini kaydetmiştir.
Times of Israel gazetesinde, ABD yönetiminin, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yer alan bazı bölgelerde alınan 1 Temmuz ilhak etme kararına karşı yazılar çıkmıştır. İsrail’deki diğer basın organları da, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner’in önceki gün İsrail Başbakanı Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde ilhak planını ağırdan almasını istediğini yazmışlardı.
Şeytan Üçgeni
Orta Doğu’nun kontrolü “şeytan Üçgeni”ni oluşturan İsrail, Yunanistan ve Ermenistan’ın kışkırtılması, yönlendirilmesi veya frenlenmesiyle sağlanır. Emperyalist güçler hep bu üçgen içinde senaryolar yazmış ve oyun oynatmışlardır. Batılıların bu bölgeye olan ilgisini geçmişteki adıyla SSCB hiç göz ardı etmemiştir.
1970’lerin sonuna doğru Amerikalı uzman Eden Naby, Orta Doğu’nun istikbaliyle ilgili şu kehanette bulunmuş; ama tutturamamıştı:
“Suriye, Irak, Türkiye, İran, Afganistan ve Pakistan gibi ülkelerin bir veya birkaçının, dışarıdan bir müdahale olsun veya olmasın bölünme ihtimali, gelecek 10 yıl içinde tasavvur dışında tutulamaz…”
Bu kehanetin gerçekleşmesi amacıyla Kürt kozu, gerek ABD gerekse SSCB tarafından dost olmayan rejimleri zayıflatma aracı olarak kullanılmıştır. Buna örnek Rusya’nın Ermenistan politikasıdır. Rusya Ermenistan’ı, ABD İsrail’i kullanmıştır ve kullanacaktır.
Diğer tutamak: Kürt konusu
Kürt olgusunu kullanma bazen doğrudan bazen dolaylı şekilde olmuştur ve öyle de olması kaçınılmazdır. Kürt konusu terörle iç içe ele alınmaktadır. 1988 yılında Ermenistan’da yaşamakta olan 200-300 bin civarındaki Türk, ülkeden zorla çıkarılmıştır. Yine Müslüman Kürtler de sürgüne tabi tutularak Bakü’ye gönderilmişlerdir.
Yalnızca Yezidi Kürtlere dokunmayan Ermenistan bunları Azerbaycan’ı parçalayabilmek için 1993 yılında işgal altında tuttuğu Lâçin, Kelbecer, Kubatlı bölgesinde, 1923 yılındaki otonom Kürt bölgesini yeniden canlandırma politikasına temel yapmıştır.
Günümüzde Libya’da yaşanan olaylara bakalım: Birçok konuda ilerleme kaydeden Türkiye’nin karşısına yine Fransa, Yunanistan, ABD, Rusya ve yerine göre de İtalya çıkmaktadır. Türkiye, Rusya’ya yakın olduğu her dönemde Fransa’yı karşısında bulmuş, Fransa ile de yakınlaşınca Rusya’yı karşısında görmüştür. Tıpkı emme basma tulumbanın çalışma esası gibi…
Türkiye, çeşitli diplomatik manevralar ve bölge ülkeleriyle işbirliği yaparak bunları aşacak kabiliyettedir. Bu uğraşıların yanında sanırım, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE ile yakın temas ve işbirliği de aranıyordur.