SON DAKİKA
reklam
reklam

Karşılaştıklarım

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 27 Haziran 2020, Cumartesi - 13:26   Okunma Sayısı:

Birini beklemem gerekiyordu. Şişhane Belediye binasının önündeki metro çıkışında bir saat süreyle bekledim. Gelen geçen bana sorular sormaya başladı.

*Abi, buradan İstiklâl Caddesi’ne nasıl gidebilirim?

*Taksim’e nasıl gidiliyor?

*Emlak vergisini yatıracağım. Belediyenin bir yeri varmış?

*Adakule nerede? (Odakule’yi kastediyor olsa gerek)

*Metro girişi burası mı?

*Bir Arap turistten; Taksim Andı nerde? (Taksim Anıtı’nı anlatmak istiyor olsa gerek)

*Afedersin beyim, buralarda bir tuvalet var mı?

*Elinde projelerle iki kız bana doğru geliyor. Ozalit çektirmek istiyoruz. Bildiğiniz bir yer var mı?

 

Şimdi genel bir soruyla karşılaştım

   ---Siz buralı mısınız?

   ---Neden sordunuz?

   ---Bir yer soracaktım da.

   ---Sorun bakalım, bilecek miyim?

   --- Şeye nasıl gidilir?

   ---Neye?

   ---Tramvaya.

   ---Hangi tramvaya?

   ---Kaç tramvay var?

   ---Metro, tünel, metrotren, tramvay, Marmaray, füniküler sistem.

   ---Allah Allah!

   ---Siz nereye gitmek istiyorsunuz?

   ---Ada’ya.

Gayet mütebessim bir çehreyle bu dut olmuş, sonradan İstanbul görmüş adama tarif etmeye başladım

   ---Buradan yukarıya doğru devam edin. İhtiyari tramvay durağı var. Kınalıada’ya bilet istersiniz. Oradan biner gidersiniz (!).

 

***                                              ***                                           ***

16 Mart “Dünya Uyku Günü” olarak kabul edilmiş. Dünya bunu yılda bir kez kutlarken biz her gün uyuyoruz, bize her gün bayram.

 

***                                               ***                                          ***

 

Sabah günlük toplantımızı yapıyoruz. Sevgili Muharrem Demir çalıştığı otelde muhatap olduğu olayı anlatıyor:

Abi, geçen akşam saat 19.50… Birisi geldi yanıma ve bir duble viski istedi. Ayakta duracak hali yoktu. Durumunun pek iç açıcı olmadığını görünce başka bir şey vermeyi önerdim; ama kabul etmedi. Viskisi az buzu fazla şekliyle bir kadeh getirdim.

Arkadaşının düğününe geldiğini, kadehinde viskisi bitince düğün salonuna geçeceğini belirtti. Bir süre sonra kadehi bitmiş ve o tarafa yönelmişti. 15 dakika sonra tekrar yanıma geldi.

 

   ---Arkadaşım ne kadar gençleşmiş, dedi.

   ---Abi bu düğün arkadaşınıza ait değil o zaman?

   ---Yapma yav! İkisini de öptüm. Resim çektirdim. Geline altın, arkadaşıma para taktım…

Geçtiğimiz ay okuduğum kitapların içinde sizlere Mermi Uygur’un “Yaşama Felsefesi”, isimli (Baskı: 4, Yıl: 1993) kitabını tavsiye etmiştim. Kendisi bir felsefe profesörü… Hayata bakışı çok farklı. Günün hengâmesi arasında kendinize fırsat yaratıp bu kitabı okumanızı tavsiye etmiştim. Sizlere bazı satırlarını yeniden aktarıyorum:

 

Kimi durup dururken çakıverir, yakar, aydınlatır.

Kimi parlarken söner, iz bile bırakmaz. (s: 14)

 

Düşünce ekonomisi: Az çabayla çok bilmek (s: 18)

Akıllı, daha az akıllıdan daha çok akıllıysa aptal, kendinden daha aptaldan daha mı az aptaldır (s: 26)

Aklı delicesine övmektense deliliği akıllı akıllı göklere çıkarmak yeğdir. (s: 26)

Dalda, toprakta, yelde kokuda, kuşta böcekte bir telâş, bir telâş… (s: 30)

Yeni bir ışık yakmak zorunda olmadığımıza inanabiliriz. Yine de zorundaymışız gibi davranmamız gerekir (s: 26)

Kırk hadım nasıl bir erkeğin yerini tutmazsa, kırk düzmece dost da tek bir gerçek dostun yerini tutmaz. (s: 35)

Caneriği, çağla, badem, kiraz, dut, çilek… şeftali, mısır, kavun, karpuz, ceviz, incir, üzüm, kestane… Erikle başlar, kestaneyle sona erer sıcak günler. (s: 47)

Öğrenme, yanlışların yardımıyla yetişmektir… Kendi kendisinin efendisi olmak isteyen, bu isteğin birlikte getirebileceği yanılmalara göğüs germek zorundadır.

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam