Mesai sonrası vapurda
İş yerleri dağılmıştı. Daha ayakta gidecek yolum vardı. İstemesem de dinleyecek lâkırdı tufası beni bekliyordu. Nihayet Beşiktaş’a gelebildim. Kendimi vapura attım. Belli kanallara programlanmış televizyon kanallarında aşinası olduğumuz devlet büyükleri konuşuyor. Kanalı değiştiremezsin, değiştirilmesini teklif dahi edemezsin. Konu anayasayla müessestir (!).
Elinde akordeonla iki kız çocuğu üst kata geldi. Biri diğerine vurarak ve bağırarak diğer katlara gitmesi için uyarıyor. Bizim katta kalan sadece akordeonu açıp kapatarak enstrumanın ses çıkarmasını sağlıyor, insanların başında para koparmak için kene gibi duruyor.
Ya da Kumkapı eğlence mekânının zurnacısı gibi sakız olup masadan ayrılmayı bilmiyor. Bu kişiler, sokakta, metroda ve vapurlarda müsaade edilmiş olsa bile müzik yaptıklarını sanıyorlar.
Metroya girdim
Evden çıkıyorum. Metroya kadar 10 dakikalık yürüyüş yolunu tamamladıktan sonra 20 dakikalık tren yolculuğum başlayacak. Tren geldiğinde her zamanki gibi omuz atan, çantasını çarpan, koşturan kontrolsüz insanlarla karşılaşıyorum yine... İnenlerden bazı tarzanlar asansöre koşmaya başlıyorlar. Birine soruyorum;
---Asansörde de oturma yeri var mı?
Banliyö treninde yer kapma aceleciliği çoğu kez kabalığa dönüşüyor. Vagonda veya araçta hanım varmış, çocuk varmış kimsenin umurunda değil. “Lan hıyar”la başlayıp sülâlesinin hatırını sormaya kadar gidiyor bu umursamazlık.
Biraz sonra vatandaşlardan bazılarının tepki göstermesiyle bir durulma başlıyor. Olayın şokunu yaşayan bir salak, gayet rahatsız edici bir şekilde elindeki boş plastik su şişesini çıtırdatıp duruyor. Daha yeni bir olay kapanmışken kimse ikinci bir olaya yol açmak istemiyor.
Her hastalığın başı olarak gösterilen stresten uzak kalınması tavsiye ediliyor. Büyük şehirlerde stressiz yaşamak mümkün mü? Evet, strese girmemek için aklımıza gelenleri abuk sabuk şekilde anlatmaya devam edelim. Yoksa kanser hepimizin kapısında...
Ozalitçiye bir hanımefendi geldi. Soyadı Asan’mış. Yaptıracağı işin …..gmail.com adresine gönderilmesini rica etti. Grafiğe bakan çocuk anlayamayınca sordu. Hanımefendi “heceleyim yazın!” dedi. Ankara, Samsun, Ankara, Niğde…@gmail.com
Bir süre sonra;
---Yazdım ama çıkmıyor. Hanımefendi;
---Bir daha yazın!.. Yine olumsuz cevabını alınca hanımefendi geldi baktı ve söylediklerinin yazı olarak geçtiğini gördü: ankarasamsunankaraniğde@ gmail.com
Sinirlenmek yok!
Millet olarak kahvehaneden ülkeyi yönetmeye bayılır, başka devletleri küçük görürüz. Olaylar karşısında “saman alevi gibi parlamak” ve “lâfla peynir gemisi yürütmek” de sadece bize vergidir.
Saymaya çalıştığım konuların tamamı günlük yaşantımızda ve hepimizin karşısına çıkabilecek türden; ama hepimizin saçlarını da havaya kaldıracak cinsten… Okurken de sinirlenmeyin. Şunu da söylemek gerekir ki, bunların çoğunu yapanlar ne yazık ki şikâyet edenlerin safında yer alıyor.
Son olarak benim durumumu soruyorsanız, “bant sıyırmaya beş kala” durumundayım.