SON DAKİKA
reklam
reklam

Seramik Sanatı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 30 Temmuz 2020, Perşembe - 23:57   Okunma Sayısı:

  16 Mayıs – 6 Haziran 2016 tarihleri arasında bir seramik sergisini gezmiştim. Sergide tuttuğum notlarımı gözden geçirirken bazı açıklamaları yapmam gerektiğini düşündüm:

 

    Tarımla birlikte yerleşik düzene geçen insan, kendi gereksinimlerini karşıladıktan sonra üretimini arttırıp ticarete başlamış, yeni üretim metotları geliştirmiştir. Çömlekçiler de seri üretim için çömlekçi çarkının yanı sıra kalıp tekniğini geliştirmişler.

 

    Ana model üzerinden alınan tek ya da çok parçalı alçı kalıplara akışkan kıvamda hazırladıkları seramik hamurları dökerek çanak çömlekleri daha seri şekilde üretmeye başlamışlar.

 

Gel de sen destiye bak, ben gibi âşıktı o da

Kim bilir bir güzelin belki de bağ bağ saçına

Ya şu boynundaki kulp, bak ne dolanmış bedene,

Bir zamanlar sarılan eldi o, yar gerdanına

 

Başlangıçtan sona doğru

    Bütün bu aşamalar sayesinde daha kullanışlı biçimlerin izini arayan çömlekçi, bu kaygılarla doruğa çıktığında serbest ya da sembolik biçimlerin peşine düşer. İşlevsel verimliliğin en üst düzeye ulaştığı noktada bağımsız biçim verme isteği ortaya çıkar. İnsanın yarattığı ilk yararlı nesnelerden olan çanak çömlekler de bu aşamalardan geçer.

 

    Gün gelmiş, çömleklere mistik anlamlar yüklenmiş. Doğumdan ölüme kadarki süreçte hatta daha sonrasında sembolik görevler verilmiş. Doğduklarında insanlar çömlek içinde yıkanmış, öldüklerinde çömlek içine gömülmüşler. Çömlekler, ölü bebeklerin, içinde rahatça uyudukları ana karnına dönüşmüş.

 

    Gün gelmiş, bir ölünün kafatasına yerleştirilen dibi delik çanak, koruyucu görevinin yanı sıra ruhun delikten süzülerek rahatça çıkması için araç olmuş. Çömlekler, mezarlarda sahiplerine eşlik etmiş…

 

    İki yokluk arasındaki varlığımızın anlamını, yaşamın amacını eserlerinde sorgulayan Ömer Hayyam, testiyi rubaîlerinde (dördüllerinde) bir başlangıç ve son nokta olarak ele almış. Testi onu yeis âleminden çıkaran ve neşelendiren bir nesne olmuş.

 

Tanımazken şu hayat çarkını sen,

Çözemezsin ölüm esrarını sen.

Kavramazken bugünün anlamını

Ne bilirsin ölümün adını sen?

 

    Serginin daha ilk bölümünü gezerken gördüklerim karşısında hayranlığım artmış, serginin sonuna kadar gezilmesi gerektiğine karar vermiştim. Bir yandan objelerin fotoğrafını çekiyor, bir yandan da kısa kısa notlar alıyordum. Yanıma gelen bir hanım yardımcı olabileceğini söylerken objelerin ana maddesinin de  “çamur” olduğunu belirtiyordu.

 

    Birlikte yürürken fotoğraf çekiyor ama kulağımı ondan ayırmıyordum. Yürüyüşümüz atölyede sonlanmıştı. Çamurun karılmasını göstermeye ve bizzat yapmaya başladı. O zaman kil hamuruna kendi duygusunu, heyecanını ve sevgisini kattığına tanık oldum.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam