Suriye’nin yanında yer alan ve onun çıkarları için ahkâm kesen iki büyük güç, Rusya ve İran… Birisi eski SSCB döneminin yayılmacı ideolojisini diğeri de Şiî nüfuzunu Mezopotamya Havzası ve Doğu Akdeniz’de tesis etmek için kolları sıvamışlardır.
Yaklaşık üç yıldan beri İran ve Rus silahlı kuvvetlerinin propaganda ve destek faaliyetleri de devam etmektedir. Son olarak YPG’nin Esad’ın askerleriyle karşı karşıya gelmesi nedeniyle çatışmanın rengi ve alanı biraz değişmiştir. YPG’ye destek veren ABD uçakları IŞİD’in ve rejimin askerlerine saldırı düzenlerken bir Suriye uçağını vurmuştur.
Açıklamalar açıklamalar:
Olay bu şekilde geliştikten sonra hemen tarafların açıklamalarına kulak veriyoruz. Rusya Savunma Bakanlığı, ABD ile kuvvet ayrışma kanalının askıya alındığını ve Fırat Nehri’nin batısına geçen koalisyon uçaklarının vurulacağını açıklamıştır.
ABD Genelkurmay Başkanı ise, Suriye savaş uçağının düşürülmesi yetkisini, “Kuvvet koruma kapsamında Kongre tarafından 2001 yılında çıkarılan Askeri Güç Kullanma Kanunu”ndan aldıklarını belirtmiştir. Hemen sonrasında ise, “Bizim harekât merkezimizle Rusya Federasyonu harekât merkezi arasındaki iletişimin devam ettiği konusunda eminim. Kuvvetlerimizin orada başının çaresine bakacak kabiliyete sahip olduğuna güvenim tamdır.” diye cevap vermiş ve bölgede bir olay olduğunda ABD ile Rusya’nın iletişim kanalları üzerinden birbiriyle iletişime geçmesi gerektiğinin altını çizmiştir.
İran’ın Mezopotamya
Havzası’na duyduğu ilgi
İran, Mezopotamya Havzası ile alâkasını 1980’li yıllarda sürdürdüğü İran-Irak Savaşı sırasında ortaya koymuştu. İran gizli servisi SAVAMA, bir istihbarat teşkilâtını fazlasıyla yoracak İran-Irak Savaşı gibi bir meşguliyet içerisindeyken Lübnan’da Hizbullah’ın kuruluş sürecini de koordine etmekteydi.
İran, savaş ekonomisine rağmen Lübnan’daki Şiîleri silahlandırıyor ve Lübnan genelinde oldukça güçlü istihbarat hücreleri oluşturuyordu. İslam Devrimini ihraç etmeye başlıyor, aynı dönemde Necef, Kerbelâ ve Basra’daki Şiî havzalarında etkinliğini arttırıyordu.
İran’ın bu tutumu, Saddam rejimini içeriden rahatsız ediyordu. Bu kadar komplike harekâtın tamamını dikkat ve titizlikle yürütebiliyordu. Oysa Suriye meselesi gibi küresel sorunu bir kaç yıllık kurumsal hafızayla yönetmeye kalkışmıştı.
Ortadoğu, bir kaos merkezi…
İran ordusu, hepimizin bildiği İran Devrim Muhafızları adıyla öne çıkıyordu. Elinde mevcut Amerikan menşeli harp silah ve vasıtalarını (özellikle hava kuvvetlerindekileri) Rusya’dan aldığı yeni silahlarla, uzun menzilli S-300 füzeleriyle, nükleer tesislerle genişletmek istiyor; Kandil’i bombalamak, Deniz Kuvvetlerini modern füzelerle donatmak ve Suriye’ye kuvvet göndermek gibi çıkışlarla gövde gösterisi yapıyordu.
İran, IŞİD belâsı ortaya çıkınca Irak ve Suriye’ye birlik göndermişti. Uzmanlar Suriye’de üç bin kadar İran askeri bulunduğunu düşünüyor. Basında çıkan haberlere bakılırsa ekim ayından beri 100 İran Devrim Muhafızı üyesi ya da askeri danışmanın hayatını kaybettiği haberleri yer alıyordu.
Devrim muhafızları
İran halkı, son olarak Suriye’de askeri danışman olan İran Devrim Muhafızı komutanlarından General Hüseyin Hemedanî’nin, 8 Ekim’de IŞİD militanları tarafından vurulmasını da içine sindirememişti. Bu hesabın görüleceğini ima edercesine İran uzmanlar tarafından imal edilen “Kadir” füzeleri İran Savunma Bakanı General Hüseyin Dehkan’ın da katıldığı özel bir törenle İran İslam Cumhuriyeti Deniz Kuvvetleri envanterine teslim edilmişti.
Savunma bakanı Dehkan, söz konusu füzenin alçak irtifada uçabilen, hedefe yüzde yüz kilitlenen ve elektronik savaşta yüksek seviyede yok etme gücüne sahip olan bir füze olduğuna dikkat çekmişti.
İran’ın elindeki
uzun menzilli füzeler
İran, uzunca bir süre füze yapımına ağırlık vermişti. Rusya’dan uzun menzilli füze alımına da önem veriyordu. Rusya İran’a uzun menzilli füze satmakla onu kendi saflarına çekmeyi başarmıştı. İran ise bunları özellikle TSK’nın harp gücüyle karşılaştırarak üstünlük taslamayı tercih ediyordu.
Zaman zaman füzelerini tören geçişlerinde sergiliyor, bazen de füze atışları yapıyordu. Bu atışlar deneme ve test atışlarının ötesine geçmiyordu. Suriye uçağının vurulması olayında İran, Suriye topraklarındaki IŞİD hedeflerini 600 km mesafeden ve Irak’ın üzerinden attığı füzelerle vurmuştur. Türkiye’ye gözdağı vermek şeklinde ortaya konulan edimler, artık Türkiye’yi tehdit boyutuna ulaşmıştır.
Komşumuzun ve sınırdaşımızın nağmeleri odun göstermeye dönüşmüştür. Acaba kırda topladığımız papatyalarla rüzgâra karşı mı direniyoruz?