Sanatçının özgeçmişi
Türk tiyatro ve sinema sanatçısı Necdet Mahfi Ayral, (6 Ağustos 1908- 5 Haziran 2004) Paşabahçe doğumludur. Babası Kuleli Askeri Lisesi’nin asker öğretmenlerinden Mehmet Mahfi Bey, annesi Mesadet Hanım’dır. Bir de kız kardeşi vardır: Jeyan Mahfi Ayral (Tözüm)… Küçük Necdet, 7-8 yaşlarında Beykoz vapur iskelesinin karşısındaki boş alana kurulan çadırlarda tiyatro oyunlarını seyretmekle ilgisini ortaya koymaya başlar.
Yerebatan’daki Mekteb-i Vatan’da ilkokulunu bitirir ve Beykoz’daki Mithat Efendi rüştiyesine devam eder. Bu okulda eğitimini tamamlayınca annesi onu Galata’daki Avusturya Lisesi’ne kaydettirir. Aile, Balkan Savaşı’nın eziyetli günlerini yaşamış, olanca ağırlığıyla İmparatorluğun üzerine çökmüş olan I. Dünya Savaşı aileye zor günler yaşatmıştır. Annesi Necdet Mahfi’yi Avusturya Lisesi’nden alır.
Yeniden okul dönemi
Bir süre sonra Galatasaray Lisesi’ne kaydettirilen Necdet Mahfi, okulun yıllık masrafının ağırlaşması, geçim sıkıntısı ve İstanbul’un işgalinin de yarattığı acılarla altıncı sınıfta tahsiline bir kez daha ara vermek zorunda kalır. Ülke İstiklâl Savaşı’na hazırlanmaktadır. Bu arada baba Mehmet Mahfi Bey vefat eder. Paşabahçe’deki evlerini satarlar ve Beşiktaş’a yerleşirler. Mahfi askere gider. Askerlik dönüşü 1927 yılında Rum olan Eleni Hanım ile tanışır ve evlenirler. Bu evlilik Eleni Hanım’ın vefatına kadar 52 yıl devam eder.
Askerlik dönüşü komutanının verdiği bir yazıyla Tepebaşı tiyatrosuna gider. Onu ilk karşılayan tiyatro ve sinema oyuncusu aynı zamanda seslendirme sanatçısı Mahmut Moralı’dır. Kendisini Muhsin Ertuğrul ile tanıştırır. İlk defa bir köylü piyesinde rol almasıyla Mahfi Ayral’ın sanat hayatı başlar.
Yaşadığı dönemdeki sanatsal gelişim
18’inci yüzyıl Türk halkının Meddahlık, Gölge Oyunu, Orta Oyunu, Kukla ve seyirlik oyunlarıyla tanıştığı dönemdir. Bu dönem 20’nci yüzyıl başlarına kadar gelmiştir. Bu oyunlardan kukla ve gölge oyunları da günümüzde bile varlığını korumaktadır. Aslında Türk sinemasında 1923-1939 yılları arası genellikle “tiyatrocular dönemi” olarak anılır.
Dârülbedayi terbiyesinin son temsilcilerinden olan Necdet Ayral, tam da bu dönemi ortalayacak şekilde 24 Eylül 1932’de Darülbedayi’de “Yedi Köyün Zeynebi” isimli ilk piyesiyle 71 yıl sürecek sanat yolculuğuna adım atar. Savaşlar dönemi hâlâ bitmemiştir.
Mahfi Ayral’ın sanata atılışıyla birlikte başlayan yoksulluk ve zorluklar hayatı boyunca onun yakasını bırakmayacaktır. Tüm olumsuzluklara rağmen Ayral, Şehir Tiyatrolarında; ‘Lüküs Hayat’ta İrfan, ‘Kral Lear’da soytarı, ‘Deli Dolu’da David, ‘Fizikçiler’ de Newton, ‘Bir Komiser Geldi’de Komiser, ‘Küçük Sehir’de Karabet Gümüşyan, ‘Ahududu’da Haydar Paşa, ‘Cyrano de Bergerac’da Don Marzio ve ‘Tartuffe’de Cleant, ‘Pusu’da Ağa Yılanoğlu gibi oyunlarda unutulmaz kompozisyonlar yaratmıştır. 10 Ekim 1934 Ses Tiyatrosunda “Yarasa” operetinin başrolünde “Doktor Falke” rolünü oynamıştır.
- Dünya Savaşı yılları ve sonrası
- Dünya Savaşı’nın ayak sesleri duyulmaktadır. Sinemacılıkta bir ara dönem yaşanacaktır. Ara dönemin ilk yarısı (1939-1945), II. Dünya Savaşı’yla aynı yıllara rastlar. Bu yıllar Türk sinemacılığında gelişecek atılımı yavaşlatmasına rağmen yine de bu dönemde dört yeni yapımcı film şirketi faaliyete geçmiş, bu sayıya 1945-1950 arasında 14 yeni yapım kuruluşu daha eklenmiştir.
1950-1960 yılları, Türk sineması için yeni bir oluşum dönemidir. Eski ve yeni iç içedir. Hollywood da tekelini Türkiye’de kurmuştur. Sinemacılar dönemi olarak adlandırılabilecek yeni dönem veya sinemacılar dönemi coşkunun, arayışın, tutkunun ve piyasanın öne çıktığı, geleceği belirleyecek usta yönetmenlerin işe başladığı yeni dönemdir.
1960-1965 yılları çok film yapılan dönemdir. Sinema sektörüne parlak bir gelecek vaat ediyormuş gibi görünse de altyapıdan yoksun Yeşilçam için krizin hazırlandığı bir dönemdir. 1980 sonrası filmlerde “kadın” ve “cinsellik”in ön plana çıkması sektöre damgasını vururken yeni sinemacıların da yetişmesiyle toplumsal temalı filmler de vizyona girmeye başlamıştır.
Zorluk ve yoksulluğa galebe çalmak
Mahfi Ayral, Muhsin Ertuğrul’un yanında 15 yıl çalışmış, tiyatroda aktör ve Muhsin Ertuğrul’un asistanlığını yapmıştır. İlk piyesi “Köylü”de kısa süreli oynamıştır. Kendisine duyulan güven sonucu aktör, asistan, sahne müdürü ve yönetmenlik görevleri verilmiştir.
Tiyatroda 275 oyunda oynamış, sinemada 170’e yakın filmde irili ufaklı rol almıştır. Bunların arasında da 8-10 filmde başrol oynamıştır. 1950-75 yılları arasında İtalyanların ünlü komedyeni Toto’yu konuşarak, dublaj sanatındaki ustalığını göstermiştir.
Yaşadığı süre boyunca oturacak evi bile olmayan Mahfi Ayral’ın dramı sadece onun değil ülkenin kaderiydi. İnsanların fakir ama onurlu olduğu günlerden kalma bir mirastı bu… ve sanatçılara yakışan, bedeli ağır bir duruştu...
Acıydı elbette fakat Necdet Mahfi Ayral, hayatı boyunca vakur ve sade yaşadı. O en büyük sahne sevdalısıydı. İsteseydi çok iyi konuştuğu Fransızcasıyla iyi para kazanma şansına sahipti. Fakat o, zor koşullarda sahneyi tercih etmişti.
Koca çınar 5 Haziran 2004 günü 96 yaşında aramızdan ayrıldı. Sanat dünyamızdan onun hakkında çok söz edilmiştir. Örneğin; Şener Şen, “Necdet Mahfi Ayral insanın yaşamla uyum içinde olması gerektiğinin en güzel örneklerinden birisidir.” demiş. Bir diğer sanatçımız ise onun için, “Güzel renkler veren kristale benzerdi” demiştir.
Sanıyorum birçok sanatçımız daha çok şeyler söylemiştir; ama kendisi de bir söz söylemiş, bir filozofa yakışacak, kulaklarımıza küpe olacak, hepimize ders olacak türden:
“Akıllanmadan evvel yaşlanmamalıydık”