Anadolu Beylikleri döneminde yaşayan Hacı Bektaş-ı Veli, birçok halife yetiştirdi. İslamiyet'i anlatıp öğretmeleri için onları Anadolu'nun dört bir yanına gönderdi. Hacı Bektaş dervişleri, Osmanlı sultanları tarafından sevildi ve hürmet gördü. Onlar da kuruluş devrinde olan Osmanlı Devleti'nin sağlam temeller üzerine oturması için hizmet ve himamet ettiler. Sefere çıkan Yeniçeriler ve onlarla birlikte giden dervişler sayesinde Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri'nin tasavvuf yolu Rumeli'de de yayıldı. Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri, cezbe sahibi bir veli idi. O, Allah aşkıyla yanıp tutuşan, her an O'nu anan bir mutasavvıftı. O, insanlara geniş bir hoşgörü ile yaklaşır, onları birdenbire kendi kültür çevrelerinden koparıp ürkütmezdi. Onun bu yaklaşımı, göçebe Türklerin ve yerli Hıristiyanların İslam'ı tanıyıp sevmelerini sağladı. Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri'nin "Makâlât" adlı kitabı bu açıdan çok önemli bir kitaptır.
Hacı Bektaş, Suluca Karahüyük (Hacıbektaş) ve çevresindeki Türkmen müridlerini Tanrı yoluna irşada başlamış, onlara iyiyi ve güzeli, doğruyu ve gerçeği, dostluğu ve kardeşliği telkin etmiştir. Kısa sürede, konuk olduğu İdris Hoca’nın evi, sayısız ziyaretçilerle dolup taşmaya başlamış, Hacı Bektaş’ın hizmetinde bulunan İdris Hoca’nın karısı Kadıncık Ana’da konuklarını ağırlamak için gecesini gündüzüne katmıştır. Derken, Hacı Bektaş’ın şöhreti tüm Anadolu’ya yayılmış, Suluca Karahüyük, inanan ve seven gönüllerin harman olduğu, savrulup elendiği, yıkanıp durulandığı bir (erenler yurdu) olmuştur. Ona bağlı Türkmenler’e, Bektâşî denilmiştir.
Hacı Bektaş, yine “Vilayetname”ye göre henüz çok küçükken, Kutbüddin Haydar’ı tutsak edildiği Bedehşan ilindeki düşmanların elinden kurtardıktan sonra Anadolu’yu irşad etmeye geldi. Mekke’ye gidip hacı olduktan sonra Necef ve Kerbela’yı ziyaret ederek tekrar Anadolu’ya döndü. Çepni oymağına mensup konargöçer birkaç evin kışlığı durumundaki Sulucakarahöyük’te bugünkü dergâhının bulunduğu yere ilk inziva yeri olan Kızılca Halvet’i yaptı ve mürit edinmeye başladı. Birçok halife yetiştirerek ölümünden az önce her birine icazetname (yeterlilik, diploma) verdiği söylenen Hacı Bektaş’ın kerametler göstererek öldüğü söylentileri de vardır.
Hacı Bektaş Dergâhı'nın üçüncü avlusu olan Hazret Avlusu'nun giriş kapısının karşısındaki bölümdedir. Türbenin, Hacı Bektaş'ın ölümünden 242 yıl sonra ( 1582) Yasinabud Livası Emiri Murad bin Adullah tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Avlu kapısından sekiz basamak merdivenle aşağı inilir. Merdivenin karşısında asıl binaya giriş kapısı bulunmaktadır. Bu kapıya kadar yolun iki kenarında Dede, Baba ve Babagân’ın on iki tane mezarı vardır.
Hacı Bektaş Türbesi'nin Selçuklu mimarisinin güzel örnekleriyle işlenmiş mermer bir (Akkapı) medheli vardır. Buradan iki basamak merdivenle loş bir koridora girilir. Koridorun, sağ tarafında Kızılca Halvet (Çilehâne-Çile Damı) vardır. Halvet kapısının tanı karşısında yüklük şeklinde bir girinti vardır.
İkinci kapıdan "Kırklar Meydanı'na girilir. Kırklar Meydanı'na girilen kapının sağ tarafında Hacı Bektaş Veli'nin sandukasının bulunduğu yatırın giriş kapısı vardır. "Gök eşik"ten içeri girilince, tahminen 5X5 metre ebadında türbe ortasında Hz. Pîr'in yüksek sandukası görülür. Yatırda büyük bir azamet ve kutsallık vardır.
Hacı Bektaş’ın ölümünden sonra, Hacı Bektaş-ı Veli tekkesinin şeyhi olan Abdal Musa, Orhan Gazi’nin fetihlerine katılarak, onunla birlikte savaşmış ve Osmanlı gazilerine şeyhinin menkıbelerini anlatarak onu tanıtırmış. Bu süreç içinde Hacı Bektaş’ın menkıbeleştiği ve efsanevi bir kahraman haline geldiği düşünülmektedir
Çeşitli kaynaklarda "Hacı Bektaş" olarak anılmasının daha sonraki hac'la ilgili kerâmeti olmasından ötürü yorumlanmaktadır. "Bektaş" kelimesi bazen "Bektaş", "Bekdeş", "Petteş" gibi farklı şekillerde yazılmıştır. Bu kelime, "eş, benzer, misil, muâdil" anlamlarına gelmektedir.
Gerek Vilâyetnâmelerde, gerekse Hacı Bektaş'la ilgili diğer bazı eserlerde, Hacı Bektaş Veli için söylenen bazı sıfatlar şunlardır: "Kutbu'l Aktâb, mesned-i ul'lulilhâb, Sultânu'l-evliyâ, Burhâmü'lasfıyâ, Fahr-i erbâb-ı Bâbul-lâh, Envârü'l-yâkin, Fatihü'l-evbâb-ı sülâle-i hazret-i sâhib-i sırr-ı ve'l-keşf, aşk deryası, Küşâde-i bâb-ı hikmet, Nesl'l sâki-i kevser, sâhib-i keşf-i ledünnî, Fahr-ı ma'den-i erkân, Sultânü'lârifın, ser-çeşme-i nûr-ı dîn, Tâcü'lârifin, Gavsü'l-vâsılîn, Heykel-i nûrânî, Kutb-ı Rabbâni..." vb.
"Hacı" lâkabı ise, Vilâyetnâme'de yer alan bir kerâmet sonucu Bektaş'ın asıl adıyla birlikte anıla gelmiştir. Vilâyetname'ye göre, Hacı Bektaş'ın hocası Lokman-ı Perende Horasan'dan hacca gittiğinde; Arafat'ta vakfeye geçildiği zaman, arkadaşlarına şu ifadeleri kullanmıştır : -“Bugün arife, bizim evde şimdi bişi bişirirler demiş. Bu hâl Hacı Bektaş'a malûm olmuş, Lokman'ın evinde pişirileri bişiden bir tepsiye koyarak. bir dakika içinde Arafat'a ulaştırmıs. orada bunu yemişler. Hac dönüşü Nişabûr halkı kendisini karşıladığı ve tebrik ettiği zaman, Lokman. "asıl Hacı olan Bektaş'tır, hepimiz onu kutlayalım"