Irak’ın kuzeyindeki yerel yönetim, kendisini Kürt siyasasının merkezi olarak görüyor ve topraklarının savunulmasını merkezi hükümetin görevi olarak düşünüyordu. 2003 yılından beri Irak merkezi hükümeti, yerel yönetimin dünyanın hiçbir yerinden teçhizat almasına izin vermediği gibi silah yardımı da yapmıyordu.
Bağdat hükümeti, Peşmergenin maaşlarını da ödemeyince IŞİD’le yerel yönetimin güçleri arasında bir uçurum oluşmuştu. Bu nedenle 10 Haziran 2014’te Musul IŞİD’in kontrolüne geçmiş ve yaklaşık bir yıl IŞİD’in elinde kalmıştı.
Savunma başka
türlü konuşturur
Kürt yerel yönetimi, savunma konusunda hep hassas davranır. Dıştan gelen saldırılara karşı merkezi hükümet tarafından korunmadıklarını görmüşler, günün ve geleceğin tehditlerine karşı kendilerini savunmak ve yeniden organize olmak gerektiğini anlamışlardır.
Bileşenleri sürekli değişkenlik arz ettiği için ABD-IŞİD ve PKK/PYD ilişkilerinin nominal değerini, özgül ağırlığını veya direnç katsayını bilmek ya da bir formülde kullanmak çok zordur. Stratejik ortak, NATO’nun müttefiki, dost ülke gibi söylemler ayakları yere basan edimlerle kendini göstermediği sürece boş kavramlardır.
Böylesi bir ortamda basındaki demeç trafiği hızlanıyor, her tarafa çekilebilecek konuşmalar yapılıyor. Haber sayısı artıyor, halkta ve piyasalarda tedirginlik baş gösteriyor. Batılı ülkelerden birinin dediğinin aksini bir diğeri söylemiyor.
Merkezi hükümet
asker ve silah vermiyor
Bağdat hükümeti, kuzeydeki Kürt yerel yönetimine asker ve silah vermiyor, dışarıdan silah, araç, gereç almasına müsaade etmiyordu. IŞİD ise Musul’u alınca Irak ordusunun bütün silahlarını ve bol miktarda nakit parayı ele geçirmişti.
Sürekli toprak kazanan, vahşetleriyle adından söz ettiren IŞİD, aslında artık bir örgüt değil; imkânları, askeri eğitimi ve disipliniyle adeta bir devletti. Uyguladığı askeri strateji, ateş gücü ve kadrolarını sürekli besleyebilme özellikleriyle öne çıkıyordu. Üstelik Kürt yerel yönetimi, daha da vahim olacak şekilde bir anda IŞİD’le 1100 km orta sınıra sahip olmuştu.
Sinsi politikaların değişime etkisi
Ekonomik, kültürel, siyasal ve sosyal olarak hayatın her alanında Türkiye’nin bir parçası gibi kendisini gören Kürt yerel yönetimi, Saddam zamanından beri verdiği kayıp ve toplu kıyımların üzerine kazanımlarını PKK ile paylaşmak istemiyor. Bu süreçten Irak ve Suriye’nin yanı sıra Lübnan ve Ürdün de yoğun şekilde etkileniyor...
Bu arada kendisini ‘Arap-İran kuşatması’ altında hisseden İsrail’in, uzun bir süreden beri Kürtlerle ilişki içinde olduğu biliniyor. Özellikle Türkiye ve Suriye Kürtlerinin çevrelerindeki diğer toplumların çoğuna oranla daha ‘seküler’ olmaları gerek Batı gerekse İsrail için çok önemlidir.
Daha önemlisi ise Kudüs’te yayımlanan bir raporda, Ortadoğu’ya serpilmiş Kürtlerin devlet olmayı hak ettiği, bunun da İsrail’in çıkarına olabileceği ifade edilmişti. Bu yönden bakılırsa Batı’nın ve İsrail’in bölgedeki radikal eğilimlere karşı bir Kürt devleti olgusunu sigorta olarak gördüğünü söylemek abartı olmayacaktır.
Serserilik parayla mı?
En sıkıntılı zamanlarımda Neyzen’i ve Şair Eşref’i okur, bir rahatlama hissederim. Kabirleri nurla dolsun! Barzanî gibi sıkıntıya düşenlere de tavsiye ederim. Küfretmenin inceliklerini, dokundurmanın nezaketini, dost ve düşmanın ayrılmasındaki hassasiyeti ne güzel dillendirirler! Bakın Neyzen ne diyor:
Bazı gençler seni taklit ediyormuş, duydum.
Pek fena çığır açtın, Neyzen.
Serserilik denen mahbubu
Alamaz koynuna her boşta gezen
a a a
Basmakalıp dolabına değer katacağını sandığı ağaç kaplama için ceviz ağacının katledilmesine seyirci kalan insanoğlu, serserilik yaptığının farkında değil, diyeceğim; ama serserilik de bir üslûp ve kural gerektiriyor.