“Kahire’de Köleler” (1871)
Jean Leon Gerome, Tuval üstüne yağlıboya
Cincinnati Sanat Müzesi
Yukarıdaki tablo, 19’uncu yüzyılda Mısır’da yaşanan bir olayın Fransız ressam Jean Leon Gerome (11 Mayıs 1824-10 Ocak 1904) tarafından resmedilmiştir. Tablo, yaklaşık bir buçuk asır önce Kahire sokaklarında satılan köle kızların durumlarını yansıtıyor. Oysa 1500 yıl öncesiyle İslamiyet, eski çağlardan beri var olan köleliği yasaklamış, insanı yüce bir varlık olarak görmüştür. Bu yüce din, kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir toplumu hizaya getirmiştir. Gelin görün ki, İslamiyet adına İslamiyet’i katledenler de her devirde var olmuştur.
Geçmişte putlar yasaklanmış ama günümüzde paraya tapar olmuşuz. Hırsızlık veya hak gaspı denince sadece bir kişiye ait malın onun rızası olmadan el değiştirmesini anlamışız. Oysa amiri veya patronu gözetleyerek mesaiden 10 dakika önce tüymeyi yani mesaiden çalmayı, iftar vaktine yetişmek için başkalarının yol hakkını gasp etmeyi, devlet memuru olarak vatandaşı terslemeyi hak gaspı veya gönül kırma olarak görmeyiz. Sebebi tabii ki eğitimsizliktir.
Independent on Sunday gazetesi 15 Temmuz 2012 tarihinde ABD Dışişleri Bakanlığının hazırladığı “İnsan Kaçakçılığı Raporu”nu yayımlamıştı. Konu, “Mısır’da reşit olmayan kız çocuklarına yabancılarla yaz evliliği yaptırılması” idi.
Raporla bağlantılı olarak çıkan haberde, aralarında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’in de bulunduğu Körfez ülkelerinin zengin adamlarının, 18 yaşın altındaki kız çocukları da dahil olmak üzere Mısırlı kadınlarla “geçici evlilikler” ya da “yaz evlilikleri” yapmak için Mısır’a geldikleri belirtiliyordu. Bu yabancı kocalar her gelişlerinde ailelere hediyeler getiriyorlar, 900-9.000 TL arasında para ödüyorlarmış. Tatilini bitiren damatların evliliği de bitiyormuş. (Bu konu, BBC News’in 12 Temmuz 2102 tarihli Türkçe haberler servisi veya www.bbc.com sitesinde bulabilirsiniz.
Ana babaların öncelikle çocuklarını topluma, ailesine ve ülkesine faydalı birer birey olarak yetiştirme görevleri vardır. Çocukların da ana babalarından şefkat görmeleri gerekir. Oysa Mısır’daki bazı ana babalar, onları satarak sefa sürmeyi tercih etmişler. Ya o çocuklar ne zaman sefa sürecek? Yarın belli bir yaşa geldiklerinde ruhsal travma, bedensel bozukluklar ve üzüntülerle neyin sefasını sürecekler? Bu halleriyle baba evine dönebilirler mi? Kabul edilirler mi?
Bireyin, parti, kulüp ve derneklerin değişime uğradığını anlamakta güçlük çekerken toplumların da değişime uğradıklarını görmek hayli şaşırtıcı geliyor bana… Çağdaş katkılarıyla İslam dinini yücelten, El Ezher gibi bir üniversiteye sahip Mısır’da yaşananlara bakın. Bir buçuk asır önceki zihniyet neyse şimdi yine o.
Bilmem hangi ülkenin prensi eşiyle Türkiye’ye geliyor, eşinin ve çocuklarının başları açık, yüzleri boya küpü. Gözlükler güneş ışığında görmeyi rahatlatırken zenginlik seviyesini göstermekten ve çehreyi gizlemekten de geri kalmıyor. Neden İslam âlemi bu hallere düşer? Ülkemizde töreyle mücadele eden “Kadın Hakları” savunucularını bir kez daha kutlamak geliyor içimden.
Küçüklüğümde tarihi değeri olan eski ahşap evlerin metruk halinden istifade ederek tahtalarını söker, eve götürür yakardık. Sonradan öğrendim, kültürümüzün tahtalarını söktüğümüzü ve geçmişi tahrip ettiğimizi…
Mısır’daki bu adice olay, çocuk yaşta başlayan ve İslam kültürünün nasıl tahrip edildiğini gösteren bir örnektir. Bizler bu dinin mensubu ve sevdalısıyız. Hollanda’da kutsal kitabımıza, Danimarka’da peygamberimize, Almanya’da sünnetimize karışılınca ayağa kalkarız. Hep Hristiyan dünyasının saldırılarını görürüz; ama bu dinin mensuplarının, bazı tarikat şeyhlerinin tahribatını göz ardı ederiz. Bu çocukların haklarını kim savunacak? Bu çocukları kim koruyacak?
.