SON DAKİKA
reklam
reklam

Hatırlatmalar

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 25 Eylül 2020, Cuma - 09:59   Okunma Sayısı:

Biz maske yapıyoruz. Bir İspanyol firması ateş durumunda renk değiştiren maske üretmiş. Biz yapamaz mıyız?

 

*Doğu Akdeniz gerginliği… Türkiye ve Yunanistan’ın ne kazandığı veya ne kaybettiğinden ziyade büyük devletlerin ne kazandığı ve İsrail’e ne kazandırdığı önemli… Öncesinde Ürdün ve Mısır ile ittifak kuran İsrail, ABD’nin desteğiyle Bahreyn ve BAE’yi de yanına çekti.

Ekranlarda sözleşme yapan ABD, İsrail, BAE ve Bahreyn liderleri ellerinde sözleşme veya anlaşma metinleriyle bol bol gülücükler dağıtıyorlardı…

 

*İki devlet arasında bir anlaşmazlık çıktığında yazılı ve görsel basında genellikle tank, uçak, denizaltı, muhrip –varsa füze- adetleriyle kuvvet mukayesesi yapılır. Üçüncü devletler de bu koroya katılır ve kızıştırmaya kapıştırmaya başlarlar. Bu seferki kızıştırma Alman die Welt gazetesi vasıtasıyla yapılmış.

     Gazete, Türkiye ile Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilim sırasında, “Eğer Erdoğan’a kalsaydı Türkiye bir Yunan gemisini çok zaman önce batırmıştı” iddiasını ortaya atmış. Güya Türk askeri yetkilileri bu isteği reddetmiş, bir başka yetkili Yunan askeri uçağını vurmayı önermiş; ama bu istek de generaller tarafından kabul edilmemiş.

 

*Yunan Parlamentosu’nda konuşan Başbakan Miçotakis, İtalya ile daha önce yaptıkları anlaşmaya dayanarak İyon Denizi’nde de Yunan karasularını genişletmeye dair yasa tasarısı sunacaklarını açıklamış, “Yunanistan, parlamentoya sunulacak yasa tasarısıyla batı karasularını 6 deniz milinden 12 deniz miline genişletecek” demişti.

     Arnavutluk Dışişleri Bakanlığı ise, “Yunanistan, 1982’de Jamaika’nın[i] ikinci büyük kenti Montego Bay’de imzalanan BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin tarafı olan her ülke gibi coğrafyanın el verdiği ve başka bir ülkenin egemenlik hakları ihlal edilmediği durumlarda karasularını bu sözleşmenin hükümlerine uygun olarak genişletme hakkına sahip" ifadelerini kullanmıştır.

     Türkiye, 8 Haziran 19965’te “Yunanistan’ın Ege’de karasularını 6 milin ötesine çıkarmasının savaş sebebi (casus belli) sayılacağını, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine askeri bakımdan gerekli olanlar da dahil olmak üzere tüm yetkilerin verileceğini” beyan etmiştir. Bu konu halen çözülmüş değildir.

 

*Kendi stratejik hedefleri, doyumsuz çıkarları ve toprak hırsları uğruna yanıp tutuşanlar, kimlerle ne pahasına aynı safta durabiliyor görüyorsunuz. Kanayan bir yara olarak karşımızda duran bu bölgede hesaplar başka, pastadan pay kapmak isteyen ülke sayısı daha fazla olunca çözüm umutları suya düşüyor.

     Dünya harplerini yaşamış olan küremiz, “Soğuk Savaş” dönemini kapatmış; ama bu dönem sonrası belirsizliklerden sıyrılamamıştır. Öyle ki, Arap Baharı ile Akdeniz Havzası’nda ortaya çıkan, Karadeniz’in kuzeyine kadar uzanan rüzgârlar, yüzyılın göçlerini doğurmuş, Orta Doğu’daki hırlaşmalar yeni terör örgütlerini ortaya çıkarmıştır.

     Fransa’daki olaylar ele alındığında bu sorunların gelişmiş ülkeleri de rahatsız ettiği ve 21’nci yüzyılın sorunu olarak daha da derinleşeceği kaçınılmaz olacaktır.

 

*Devletin kurumlarının başındaki kişilerin zaman zaman birbirleriyle atışma hatta çatışma içine girdiklerini görüyoruz. Bunlar hoş manzaralar değil… Hele de şu dönemde!

 

*Gazi, Gazi Mustafa Kemal, Mustafa Kemal, Kemal Paşa… Böyle söylemekle “Atatürk” soyadından imtina ediliyor. Hepimizin soyadı, “Soyadı kanununa” göre aileden gelir. Atatürk’ün soyadını Meclis vermiştir. Ayrıca Sakarya Meydan Muharebesinin kazanılmasından sonra 19 Eylül 1921’de Mareşal rütbesi ve Gazi ünvanı verilmiştir.

 

*Bir Halil Sezai olayı yaşadık. 67 yaşındaki bir adama sürekli vuruyordu. Yanındaki iki kişi de seyrediyordu. Haber günlerce sürdü. Urfa’da bir cani üç çocuğuna iki gün süreyle işkence yaptı. Eşini senelerce dövmüş ve bir gözünü patlatmış. Nedense kimse bu olayın ve benzerlerinin üzerinde durmuyor.

O küçücük pırlanta gibi çocukların ne günahı var. Sopayla, kemerin tokalı kısmıyla ve değnekle dövmek niye? Adalet bunun hesabını nasıl görecek, bilmiyorum. Yok efendim iyi hal, hastalık vb gibi nedenlerle üç beş gün veya ay yatar da çıkarsa şaşmam. Tabii bir de sonrası var; tehditler, yol gözetlemeler ve can almalar…

Toplumumuzda böyle tiplerden çok var. Bunlar toplama kamplarında özel eğitime alınamaz mı? Tinercisi, bıçakçısı, şarapçısı… Devlet aciz mi kalıyor, ilgili birimler konuya eğilmiyor mu? Bir gün halk bunlara öyle bir ders verir ki, linçi bile arattırır… Yeter artık bu kadar magandalık!

Hukuk devleti diyoruz; ama hukuk hep yalancıdan, magandadan, sahtekârdan yana veya öyle yansıyor.

 

 

[i] Jamaika: Orta Amerika’daki adalar içinde, Küba’nın güneyinde… Meksika doğusunda…

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam