SON DAKİKA
reklam
reklam

Kıbrıs ile ilgili görüşler-II (Küresel güçlerin minderi)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 3 Ekim 2020, Cumartesi - 11:02   Okunma Sayısı:

Bölüm –I’de bugünün öncesini anlatmaya çalışmıştım. Günümüze gelirsek; Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’in, ABD ve Rusya’nın çekişme alanı olduğunu öncelikle söyleyelim. Diğer önemli konu ise Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımıyor olmasıdır.

 

Sorunlar ortaya çıkıyor

Son 10-15 yılda İsrail, Mısır ve GKRY Doğu Akdeniz bölgesinde doğal gaz kaynakları keşfetmeye başladı. 2015 yılında Zohr isimli doğal gaz kaynağını da Mısır bulunca bölgenin önemi bir kat daha artmış oldu.

 

Büyük kapasiteli bu kaynağı Mısır hem kullanmaya hem de 2019 yılından itibaren dışarıya satmaya başlamıştır. Doğalgaz ihtiyacını Rusya’dan karşılayan Batılı ülkeler, Doğu Akdeniz’de bulunan gaza daha cazip gözle bakmaya başladılar. Nedenleri arasında;

 

  1. Rus doğalgazına mahkûm olmamak ve alternatif sahalardan ihtiyacı karşılamak,
  2. Daha ucuza elde etmek,
  3. Burada gaz çıkarma platformlarını ve depolama tesislerini inşa ederek pay kapmak gibi

gerekçeler sayılabilir

 

ABD-AB çekişmesi

Unutulmasın ki, AB’nin lokomotif ülkesi Almanya ve Fransa olmasına rağmen Fransa, AB’den istediği kararları çıkartamamakta ve etkisi giderek zayıflamaktadır. Rusya’ya karşı daima tedirgin davranmakta ve enerji kaynakları ve tesisler konusunda Rusya’ya bağlı kalmak istememektedir.

 

Ancak bu durumu ABD’ye karşı da sinsice sürdürmektedirler. Amerika, Ruslara karşı Irak’ta başlattığı üstünlük ve çekişmeyi Suriye’de, Doğu Akdeniz’de ve Libya’da ve Kıbrıs Adası’nda da devam ettirmek isteyince;

 

  • AB, daha müteyakkız davranmaya ve Yunanistan’ı yanına çekmeye çalışmış, ancak

ABD, GKRY’ye silah ambargosunu kaldırmayı ve askeri eğitim vermeyi taahhüt etmiştir.

  • Güney Kıbrıs Rumlarının Ruslara yakınlık göstermesini ve Rus kara parasının Kıbrıs’ın

güneyindeki off shore bankalarda aklanmasını mercek altında tutan ABD, Ada’da Rus gemilerinin ikmal yapmalarının önüne geçilmesini isteyebilecektir.

  • Bu nedenle de ABD’nin Dışişleri Bakanı Pompeo, aceleyle Yunanistan’a geçmiş,

oradan da Girit Adası’nın Suda Körfezi’nde Amerika tarafından inşa edilen deniz üssünü ziyaret etmeye gitmiştir.

  • Türkiye’nin bir NATO müttefiki olmasına rağmen Rusya ile stratejik işbirliği yapıyor

ve Rusya’dan S-400 savunma sistemi satın alıyor olması NATO ülkeleri arasında rahatsızlık yaratmaktadır. Güney Kıbrıs’ı kendi kulvarına çekmeye çalışan ABD, bunu da istismar ederek Türkiye adını kullanarak GKRY’ye korku salmaya ve İsrail ile birtakım anlaşmalar yapmaya yöneltmiştir.

  • Bu durumda belki de yıllarca Türkiye’ye dayatılan “Komünizm geliyor” kandırmacası

şimdi de GKRY için “Türkler geliyor” şekline dönüştürülebilecektir.

 

Bundan sonra neler olabilir?

  • ABD, Türkiye’nin etkisini kırmak maksadıyla Mısır’ı öne çıkarmaya,
  • Mısır’ın ve İsrail’in kıta sahanlıklarında çıkan doğalgaza ABD, Fransa, İtalya ve

Katar kökenli şirketlerin müdahil olup yatırım yapması, bölgenin tüm uluslararası dillerde telâffuz edilmesine yol açmaya,

  • Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan gerginlik aynı zamanda ABD ve AB arasında gizli

çekişme konusu olarak varlığını sürdürmeye devam edecektir.

 

 

 

 

 

Zengin doğalgaz kaynaklarının bulunması sonrası Doğu Akdeniz, 2000'li yılların ortasından itibaren dikkatlerin en çok çevrildiği bölgelerden biri oldu.

Gerilimin kritik bir noktaya ulaştığı süreçte, tarafların izledikleri stratejiler ve amaçları şöyle değerlendiriliyor:

Türkiye: Bölgeden dışlayarak sonuç alamazsınız

 

KAYNAK,GETTY IMAGES

Türkiye'nin son birkaç senedir Doğu Akdeniz'de uyguladığı politikanın temelinde, "bölgedeki enerji oyununda dışlanamayacağı", "Türkiyesiz projelerin işlemeyeceği" düşüncesi yer alıyor.

Haberin başlığını atlayın ve okumaya devam edin

Bunlar da ilginizi çekebilir

 

Türkiye, Yunanistan'ın Meis Adası'na asker göndermesine neden tepki gösteriyor?

 

Doğu Akdeniz: Türkiye ve Yunanistan'ın pozisyonları ne, sıcak çatışma riski var mı?

 

Doğu Akdeniz: Almanya'nın girişimi bu kez başarılı olacak mı?

 

Bloomberg: Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki planları doğalgazla sınırlı değil

Haberin sonu

Bu politikayı daha da geliştirerek "Mavi Vatan" konsepti altında somutlaştıran Türkiye, siyasi yolların yanı sıra bölgedeki askeri varlığını artırarak kararlılığını gösterme yolunu tercih ediyor.

Doğu Akdeniz'de en uzun kıyı şeridine sahip olan bir ülkenin tamamen dışlanmasının ve haklarının görmezden gelinmesinin hukuka ve uluslararası ilişkiler düzenine uymadığını kaydeden Türkiye, Kasım 2019'da Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşması imzaladı.

YouTube paylaşımını geçin, 1

Video altyazısı:Uyarı: Üçüncü tarafların sağladığı içerikte reklam bulunabilir.

YouTube paylaşımının sonu, 1

Yunanistan'ın Girit, Kerpe, Kos ve Meis adalarını öne sürerek ilan ettiği kıta sahanlığını tanımayan Türkiye, bu adaların karasularının bittiği noktadan itibaren başlayarak çizdiği bir haritayla Doğu Akdeniz'deki Batı sınırını ve genel konumlanışını Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla dünyaya ilan etti.

Türkiye, Oruç Reis ve diğer sismik araştırma gemilerini bölgeye göndererek hidrokarbon arama çalışmalarına hız verdi.

Yunanistan'ın aksine 1982 tarihli BM Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesini tanımayan Türkiye, kıta sahanlığı ile ilgili tezlerini hakkaniyet ve adaların coğrafi konumu ilkesi üzerine inşa etti.

Türkiye ana kıtasına sadece 2 kilometre, Yunanistan ana karasına 580 kilometre mesafede olan, 10 kilometre kare yüzölçümlü Meis adasını gündeme taşıyan Ankara, Atina'nın bu adanın kıta sahanlığını kullanarak Doğu Akdeniz'de 40,000 kilometrekarelik ekstra deniz suyu elde etmeye çalışmasını örnek olarak gösteriyor.

Bölgeye dönem dönem hem sivil araştırma hem de savaş gemileri gönderen Türkiye, enerji kaynaklarının sorunsuz ve istikrarlı bir şekilde çıkarılıp pazarlanması için hem Türkiye ile Yunanistan hem de tüm kıyıdaş ülkeleri içerecek şekilde bir müzakere masası kurulması çağrısı yapıyor.

Yunanistan: AB'den Türkiye'ye yaptırım uygulamasını istiyor

 

KAYNAK,GETTY IMAGES

Avrupa Birliği (AB) üyesi Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ile birlikte koordine ettiği Doğu Akdeniz politikası kapsamında Türkiye'yi yalnızlaştırıcı bir politika izliyor.

Türkiye'nin Mısır ve İsrail ile yaşadığı siyasi soğukluğu kullanan Yunanistan, son iki senede East Med Forum adı verilen oluşum sayesinde bölgedeki kaynakların çıkarılması ve Girit üzerinden bir boru hattıyla uluslararası pazara taşınması için önemli ilerleme sağladı.

Türkiye ile gerilimin arttığı son iki ay içerisinde daha etkin bir dış politika izleyen Atina, önce Ankara ile Trablus arasında imzalanan deniz yetkilendirme anlaşmasına bir yanıt olarak Kahire ile deniz yetki alanlarını sınırlandıran bir anlaşmaya imza attı. Sonra da Iyon Denizi'ndeki karasularını 12 mile çıkardı ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarından geri adım atmayacağı mesajını verdi.

AB'den aldığı koşulsuz destek nedeniyle NATO'nun gerilimi düşürme amaçlı girişimine olumsuz yanıt veren Atina, Oruç Reis araştırma gemisi ve ona refakat eden savaş gemileri bölgeden çekilmeden diyaloga girmeyeceğini kaydediyor.

Ege ve Doğu Akdeniz'de Türkiye ile yaşadığı çekişmeyi AB platformuna taşıyarak Ankara'yı zor durumda bırakmayı hedefleyen Atina, 24-25 Eylül'de toplanacak AB liderler zirvesine kilitlenmiş durumda. Yunanistan, AB içindeki büyük destekçisi Fransa ile birlikte zirvede Türkiye aleyhine yaptırım kararı çıkartılmasını hedefliyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti: Fransız uçaklarının konuşlanmasına izin verdi

 

KAYNAK,GETTY IMAGES

Yunanistan gibi AB üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti, bulduğu doğal gaz kaynaklarını uluslararası şirketlere verdiği lisanslar aracılığıyla çıkartma ve paraya dönüştürme konusunda son yıllarda önemli ilerleme kaydetti. Ancak Kıbrıs Sorunu'nun çözülememiş olması adada Türkler ve Rumlar arasında ciddi sıkıntı yaratmaya devam ediyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilan ettiği parsellerin bazılarının Türkiye'nin, bazılarının ise Kuzey Kıbrıs'ın ilan ettiği kıta sahanlığı ile çakışıyor olması sorunun merkezinde yer alıyor. Kıbrıs'ta yaşanan sorunlardan biri Kıbrıslı Rumların adanın zenginliklerinden Kıbrıslı Türklerin de yararlanması sağlayacak bir mekanizmayı kabul etmemesi.

Yunanistan ile Türkiye arasındaki bunalımda ön planda yer alan Kıbrıs Cumhuriyeti, Fransa ile 2017'de imzaladığı savunma işbirliği anlaşmasını Ağustos ayında yürürlüğe koydu ve Fransız savaş uçaklarının topraklarına inmesine izin verdi. Türkiye, bu adımın Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1960'ta kurulması öncesi imzalanan Londra ve Zürih anlaşmalarına aykırı olduğu kaydetti.

Mısır: Türkiye'yi rahatsız etmek istemedi

 

KAYNAK,GETTY IMAGES

Doğu Akdeniz'de önemli doğal gaz kaynaklarına sahip olan Mısır, 6 Ağustos'ta Atina ile imzaladığı deniz sınırlandırma anlaşmasıyla Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan soruna doğrudan taraf oldu.

Mısır, Yunanistan ile 17 senedir müzakere ettiği bu anlaşmaya imza atarak Doğu Akdeniz'deki sınırlarını netleştirmiş oldu. Ancak Yunanistan'ın bastırmasına karşın başta Meis olmak üzere Yunan adalarının kıta sahanlığını tam etki ile kabul etmeyen Mısır, böylece zaten 2013'ten bu yana gerginlik yaşadığı Türkiye'ye "ilişkileri daha da germek istemediği" mesajını verdi.

İsrail: 'Olası boru hattı nasıl etkilenecek?` diye soruyor

 

KAYNAK,GETTY IMAGES

İsrail, Türk-Yunan çekişmesine iki temel açıdan bakıyor. Bu çekişmenin gelecekte inşa edilmesi planlanan Doğu Akdeniz Boru Hattı projesine olası etkilerini öngörmeye çalışan İsrail, daha geniş anlamda ise bölgedeki istikrarın daha da bozulmasının jeopolitik sonuçlarını değerlendirmeye alıyor.

Tamar ve Leviathan doğal gaz yataklarında önemli miktarda doğal gaz bulan İsrail açısından en önemli konu bu rezervlerin nasıl dünya pazarlarına taşınacağı. Mısır'ın geliştirdiği doğal gaz terminallerini kullanmak dışında bir boru hattıyla Avrupa pazarlarına açılmayı düşünen İsrail, ilişkilerin soğukluğu nedeniyle Türkiye güzergahını seçeneklerden çıkarttı.

ABD: Etkisini kullanamadı

 

KAYNAK,GETTY IMAGES

Türkiye ile Yunanistan'ı 1996'da sıcak çatışmanın eşiğine getiren Kardak bunalımı sırasında devreye giren ve tarafları yumuşatan ülke ABD olmuştu. Türkiye ile Yunanistan arasında 1950'lerden bu yana bir denge politikası izleyen ABD, bölgedeki gelişmeleri de en yakından takip edip gerektiğinde müdahale eden bir konumdaydı.

Donald Trump yönetiminde ciddi değişime uğrayan Amerikan dış politikası, mevcut Doğu Akdeniz bunalımında da bunu hissettiriyor. İki NATO üyesinin aralarındaki gerilimi azaltma konusunda elle görülür bir adım atamayan Washington, 3 Kasım'daki Başkanlık Seçimleri nedeniyle izlediği denge politikasını da gevşetmiş görünüyor.

Son dönemde atılan adımlar ve verilen mesajlar, Washington'un Rum-Yunan pozisyonuna daha güçlü destek verdiğini ortaya koyuyor. Mevcut gerilimin artmasından Ankara'yı sorumlu tutan Washington, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne 33 yıldır uyguladığı silah ambargosunu tam da bu süreçte kaldırdı ve alınan karar Ankara'nın tepkisini çekti.

Fransa: Doğu Akdeniz'de nüfuz peşinde

 

KAYNAK,GETTY IMAGES

Türkiye ile son dönemde yaşadığı Suriye ve Libya gerilimlerini AB'ye taşıyarak yaptırım uygulanmasını isteyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, "kırmızı çizgi" oluşturduğunu söylediği Doğu Akdeniz'i de aynı kapsamda görüyor, ülkesinin siyasi ve askeri ağırlığını bölgeye yönlendiriyor.

Almanya'nın aksine Fransa, artık Türkiye'yle konuşmak yerine harekete geçmek gerektiğini çünkü Türklerin "sözden çok eylemden anlayacaklarını" savunuyor.

Yunanistan gibi 24-25 Eylül'deki AB Zirvesi'ne hazırlanan Fransa, Doğu Akdeniz'e savaş gemileri ve uçaklarını göndererek "eylem aşamasına" geçtiği mesajını da veriyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti'yle imzaladığı anlaşmayla adanın güneyindeki deniz ve hava üslerine ulaşan Fransa, Yunanistan ile de kapsamlı bir savunma işbirliği anlaşması imzalamak istiyor.

Almanya: Diyalog istiyor, sonuç alamıyor

KAYNAK,GETTY IMAGES

AB'nin lokomotif ülkesi Almanya, yıl sonuna kadar AB dönem başkanlığını yürütüyor. Brexit, Çin ile ilişkiler, Rusya ve Belarus ile gerilim ve ayrıca pandeminin yarattığı ekonomik sorunların birlik içinde çözülmesi gibi ağır bir gündemi olan Almanya, bu süreçte Türkiye ile bir bunalım yaşamak istemiyor.

Berlin daha önce Türkiye ve Yunanistan'ı 2016'dan bu yana askıda olan istikşafi görüşmelerin yeniden başlatılması için uzlaştırmıştı. Uzlaşmanın duyurulacağı 7 Ağustos'tan sadece bir gün önce Yunanistan'ın Mısır ile deniz yetki anlaşmasını imzalaması Almanya'yı da şaşkına uğratmış ve uzlaşı ortadan kalkmıştı.

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Dışişleri Bakanı Heiko Maas, bir yandan gerginliği düşürmek diğer yandan Fransa'nın sert politikasını dengelemek için yoğun ama sessiz bir diplomasi izlemeye devam ediyorlar. Berlin'in 24-25 Eylül'deki AB Zirvesi öncesi de devreye girerek, gerilimi azaltıcı sonuçlar almak istediği biliniyor ancak tarafların köşeli politikası nedeniyle başarılı olup olamayacağı öngörülemiyor.

AB: Bölünmüş hava hakim

 

KAYNAK,GETTY IMAGES

AB, birlik dayanışması kapsamında gerilimin başından bu yana Yunanistan'ın yanında yer aldı ve Türkiye'nin "yasa dışı" olarak tanımladığı faaliyetlerini durdurmasını istedi. AB sonuç bildirgelerine bu görüş yansısa da bazı üye ülkelerin Türkiye ile gerilimin tırmanmasından hoşnut olmadıkları biliniyor. İspanya ve İtalya gibi Akdeniz ülkelerinin yanı sıra bazı Kuzey ülkeleri de yaptırım kararını desteklemiyorlar. Ancak Fransa'nın bu ülkeler üzerindeki baskısını artırdığı gelen bilgiler arasında.

"AB Dışişleri Bakanı" olarak tanımlanan Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, bu süreçte aktif rol oynayarak Brüksel adına Ankara ile müzakere ediyor. Ancak Fransa'nın yumuşak bulduğu Borrell yerine AB Konsey Başkanı Charles Michel'in Türkiye dosyasını üstlenmesini istediği Brüksel'de konuşulan konular arasında. Michel'in geçen hafta yaptığı bir açıklamada, Türkiye için "havuç-sopa" stratejisi kullanacaklarını açıklaması ve liderler zirvesine dikkat çekmesi bunun yansıması olarak değerlendiriliyor.

AB, 2019 yazında Türkiye'nin Doğu Akdeniz faaliyetlerinden dolayı sınırlı etkisi olan bir yaptırım dizisini uygulamış ama olumlu bir sonuç elde edememişti. Yeni bir yaptırım kararının alınmasının Ankara-Brüksel ilişkilerini son derece olumsuz etkileyeceği; tarafların özellikle göçmenler, güvenlik, "terörle mücadele" gibi diğer alanlardaki işbirliğine de zarar verebileceği değerlendiriliyor.

NATO: Devreye girdi, Yunanistan AB'yi ön plana çıkarmak istiyor

 

KAYNAK,GETTY IMAGES

Her ikisi de NATO üyesi olan ve ittifakın güney kanadının savunulmasından kritik rol oynayan Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerilimde gözlerin çevrildiği bir yer de Brüksel'deki NATO karargahı oldu. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 2 hafta süren sessiz bir diplomasi sonucu 3 Eylül'de Ankara ve Atina'nın ittifak çatısı altında teknik görüşmeler yapmayı kabul ettiklerini açıkladı. Görüşmelerin amacı "olası kazaların ve askeri çatışmanın engellenmesi" olarak duyuruldu.

Ancak Yunan hükümeti Stoltenberg'in açıklamasının gerçeği yansıtmadığını belirtti, Türkiye Oruç Reis ve diğer gemilerini ihtilaflı bölgeden çekmeden diyalog başlatmayacağını duyurdu. Atina, NATO'nun sürecin başından beri sessiz kalmasını Türkiye'ye verdiği açık destek olarak görmüş ve eleştirmişti. AB'den tam desteği garantileyen Atina'nın bundan sonraki süreçte de NATO girişimlerine çok fazla bel bağlamayacağı öngörülüyor.

Doğu Akdeniz'de iki önemli müttefikinin karşı karşıya gelmesinin ittifakın güvenlik mimarisi açısından büyük sorun yaratacağı ve onarılması güç tahribat oluşturacağını öngören NATO, bu durumun başta Rusya olmak üzere ittifak karşıtlarının işine geleceğinden kaygı duyuyor.

 

 

 

Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım'da imzalanan deniz yetki alanları sınırlandırmasına dair mutabakat muhtırası, Doğu Akdeniz'deki diğer ülkelerin tepkisini çekti. Yunanistan, Libya'nın Atina Büyükelçisini Persona non grata (istenmeyen kişi) ilan etti.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, büyükelçiden birkaç gün içinde ülkelerini terk etmesini istedikleriini söyledi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise Türkiye'nin Doğu Akdeniz konusunda Rum kesimi hariç bölgedeki her ülkeyle ikili ya da tek taraflı anlaşmalara hazır olduğunu söyledi.

Türkiye, Libya'yla vardığı anlaşma sayesinde Yunanistan'la Kıbrıs ve Mısır arasında bir kalkan oluşturduğunu ve münhasır ekonomik bölgesinin batı sınırını oluşturduğunu kaydediyor. Atina ve Kahire, mutabakatın uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtirken; Güney Kıbrıs, Lahey'de bulunan Uluslararası Adalet Divanı'na başvurmaya hazırlanıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Libya'ya asker göndermenin gündeme gelebileceği mesajını veriyor. 9 Aralık'ta TRT yayınına konuk olan Erdoğan, "Libya'nın Birleşmiş Milletler tarafından tanınan meşru hükümeti eğer bir destek isterse Türkiye'den askerimiz Libya'ya gider mi?" şeklindeki soru üzerine, "Böylesine bir çağrı özellikle Türkiye'ye tabii ki bu hakkı tanır. Yani Libya halkından, yönetiminden böyle bir davet geldiği anda bu bizim için adeta bir hak doğurur" diye konuştu.

Erdoğan'dan 'Libya'ya askerimiz gider mi?' sorusuna yanıt: Yönetimden davet gelmesi bizim için hak doğurur

Doğu Akdeniz bölgesi, bölgede zengin doğalgaz rezervlerinin keşfedilmesiyle beraber özellikle 2010 senesinden itibaren giderek daha da artan şekilde gündeme geliyor.

Haberin başlığını atlayın ve okumaya devam edin

Bunlar da ilginizi çekebilir

 

Akdeniz'de mülteci krizi: 2015'ten bu yana her yıl yüzlerce göçmen öldü

 

Doğu Akdeniz: New York Times'a göre Yunanistan ve Türkiye, 'Almanya'yı dinleyerek bir adım geriye atmalı'

 

Bloomberg: Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki planları doğalgazla sınırlı değil

 

Doğu Akdeniz: Yunanistan, Mısır'la neden aniden anlaşma imzaladı?

Haberin sonu

Mısır, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs'ın bir tarafta Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ın diğer tarafta olduğu gerilim, son dönemde AB, ABD ve Rusya gibi büyük güçlerin de devreye girmesiyle uluslararası plana taşındı.

Siyasi, ekonomik ve hatta askeri boyutuyla dikkat çeken Doğu Akdeniz geriliminde, Türkiye ile Libya'nın 27 Kasım'da attığı adım mevcut dengeleri değiştirebilme özelliği nedeniyle tartışılıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Libya Ulusal Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayez al-Sarraj, İstanbul'da yaptıkları görüşme sırasında, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırasını imzaladılar.

Bu anlaşmanın Türkiye açısından önemi Kıbrıs Türkleri ile 2011'de yapılan anlaşma dışında Doğu Akdeniz'de bir kıyıdaş ülkeyle yapılan ilk deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması olması.

Bölgedeki en büyük rakibi Güney Kıbrıs ise İsrail ve Mısır ile bu anlaşmaları 2000'li yılların başında yaptı ve ilan ettiği münhasır ekonomik bölgelerde oluşturduğu 13 parselde hidrokarbon faaliyetleri için ihaleleri çoktan tamamladı.

 

Al-Saraj 27 Kasım'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'la İstanbul'da görüşmüştü

Diğer bir önemi ise Türkiye'nin uzun yıllar boyunca deniz yetki alanlarını dikey hatlar üzerinden oluşturmaya çalışması ve bu nedenle sadece Mısır ile bu tür bir anlaşma yapma düşüncesinde olması idi.

Libya ile yapılan anlaşma ise Türkiye'nin dünya üzerindeki eğimli duruşundan yola çıkarak diyagonal hatların oluşturulması sonucunda Akdeniz'in karşı kıyısındaki sahillere ulaşılması sayesinde gerçekleşti.

Türkiye bu sayede İsrail ve Lübnan gibi ülkelerle de benzer anlaşmalar yapabileceğini kaydediyor.

Ankara: Doğu Akdeniz'de siyasi üstünlük sağladık

Ankara'da yapılan değerlendirmelerde, Türkiye ile Libya arasında varılan uzlaşmanın Yunanistan'ın ileride Güney Kıbrıs ve Mısır ile yapmayı öngörebileceği deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmalarının önüne geçtiği kaydediliyor.

Yunanistan'ın Girit'ten Meis'e kadar olan bölgedeki alanlarını tek bir sahil şeridi olarak kabul ederek Güney Kıbrıs ve Mısır ile deniz yetki anlaşması imzalaması olasılığı Ankara'da uzun süredir kaygı yaratıyordu.

Yunanistan'ın böyle bir adım atmış olması durumunda Türk karasularının yaklaşık 41 bin kilometre kare olarak hesaplanan bir alana hapsedileceğini düşünen Ankara, Libya ile yapılan anlaşma sayesinde bu planların bozulduğu ve egemen haklarının korunduğu düşüncesinde.

TBMM'ye 5 Aralık günü anlaşmayla ilgili teknik ve hukuki bilgi veren Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İşler ve Denizcilik-Havacılık-Hudut Genel Müdürü Büyükelçi Çağatay Erciyes, Libya ile yapılan anlaşma sayesinde Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de yeni kıta sahanlığı-münhasır ekonomik bölge sınırlarının çizildiğini vurguladı.

Çağatay Erciyes, şahsi Twitter adresinden bu sınırların nasıl oluştuğunu gösteren bir harita da yayımlayan diplomat, Batı sınırının Yunanistan'a ait Girit adasına 45 mil uzaklıkta olduğu bilgisini de verdi.

 

Diplomatik kaynaklar, Türkiye-Libya anlaşmasının enerji jeopolitiğini değiştirmesi açısından önemli olduğunu kaydederken, Ankara'nın amacının bölgede yeni gerginlikler yaratmak değil tam tersine tüm kıyıdaş ülkelerin bölgedeki kaynakları adil paylaşmalarını sağlayacak diyalog sürecini başlatmak olduğunu belirtiyorlar.

Bu kapsamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Micotakis'in NATO toplantısı kapsamında Londra'da bir araya gelmeleri önemli bir gelişme olarak görülüyor.

Diğer kıyıdaş ülkeler tepkili

Türkiye'nin Libya ile yaptığı anlaşmaya Doğu Akdeniz'de kıyısı bulunan ülkeler ve önde gelen dünya güçleri de tepki gösterdi.

Tepkilerin bir kısmı Libya'da mevcut Ulusal Mutabakat Konseyi başkanı olarak görev yapan Fayez al-Saraj'ın tüm Libya adına böyle bir anlaşmaya imza atamayacağı ile ilgili.

İç savaştan ikiye ayrılmış olarak çıkan Libya'da BM'nin onayladığı hükümetin başında al-Saraj bulunuyor.

 

Doğu Akdeniz'e kıyısı olan ülkeler

Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin yanı sıra ABD ve Fransa gibi Batılı güçler ise ülkenin doğusunda birçok kenti elinde bulunduran Halife Hafter'in milis güçlerini destekliyor.

Ankara ise bu görüşleri reddediyor. Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, TBMM'yi bilgilendirirken bu iddiaların anımsatılması üzerine, "Tabii, bu anlaşmanın rahatsızlık yarattığı kesimler tarafından birtakım manipülasyon çabaları var. Libya'daki siyasi durumdan kaynaklı birtakım tartışmalar var ama BM tarafından tanınmış meşru hükümetle biz bu anlaşmayı imzaladık ve meşru hükümetin bu konuda hiçbir tereddüdü yok. Aksine, onlar da karşılıklı olarak bir an evvel imzalanıp yürürlüğe girmesi konusunda mutabıklar" dedi.

Mutabakat muhtırasını TBMM'den 5 Aralık günü geçiren Türkiye, Libya'nın da Bakanlar Kurulu onayını vermesinin ardından anlaşmada yer alan koordinatların BM'ye bildirilmesini ve böylece uluslararası kayıtlara geçmesini hedefliyor.

 

Atina: Adalar görmezden geliniyor

Libya ile yapılan anlaşmaya Yunanistan ve Güney Kıbrıs teknik ve hukuki açılardan karşı çıkarken, Mısır, İsrail, ABD ve Rusya gibi ülkeler siyasi açıdan itirazlarını dile getiriyorlar.

Yunanistan, Türkiye-Libya anlaşmasının 1982 tarihli Uluslararası Deniz Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu, bölgede yer alan Girit, Rodos, Kerpe ve Meis adalarının deniz yetki alanlarını ve dolayısıyla egemenlik haklarının göz ardı edildiğini kaydediyor.

 

Yunanistan'ın Türkiye ve Libya arasında bulunan adaları

Güney Kıbrıs ise söz konusu anlaşmanın egemenlik alanlarının ihlali olduğunu düşünüyor ve egemenlik haklarının korunması için merkezi Lahey'de bulunan Uluslararası Adalet Divanı'na başvurmaya hazırlanıyor.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki görüş ayrılığının en önemli unsurlarından biri adaların deniz yetki alanlarının belirlenmesi konusunda yaşanıyor. Büyükelçi Erciyes, anlaşmanın uluslararası hukuka tam olarak uygun olduğunu kaydederken, şöyle konuştu:

"Kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılmasında uluslararası hukukun koyduğu kural, sınırlandırmanın hakça olması. Bu anlaşma da hakkaniyet ilkesi çerçevesinde yapılan bir anlaşma çünkü uluslararası hukukta, Rum ve Yunanlıların iddialarının hilafına, adaların otomatik olarak kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge yaratma hakları yok.

"Sınırlandırmada adaların özel konumlarına bakılıyor, kıyı uzunluklarına bakılıyor, bulundukları coğrafyaya bakılıyor ve uluslararası mahkeme kararlarında da ikili anlaşmalarda da adalara hiçbir şekilde deniz yetki alanı verilmiyor. Türkiye de bu hakçalık prensibiyle hareket ederek bu anlaşmayı Libya'yla yaptı."

Doğu Akdeniz'in en uzun kıyısı

Dışişleri Bakanlığı'nın Atina tarafından dile getirilen iddialara verdiği yanıtta da Türkiye'nin Doğu Akdeniz'in en uzun anakara kıyısına sahip olduğu ve kıyı projeksiyonunun adalarla kesilemeyeceği görüşüne yer verildi.

İki anakara arasındaki ortay hattın ters tarafında kalan adaların karasuları dışında deniz yetki alanı yaratamayacağının ve deniz yetki alanları hesaplaması yapılırken kıyıların uzunluklarının ve yönlerinin hesaba katıldığının Yunanistan dahil herkesin bildiğini kaydeden Dışişleri, bu açıklamayla örneğin Meis adası gibi Yunan adalarının Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanlarını bölemeyeceği değerlendirmesini yapıyor.

ABD, AB ve Rusya da tepkili

Türkiye-Libya anlaşmasına ABD ve Rusya gibi ülkeler de tepki gösterdi. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan 3 Aralık'ta yapılan açıklama, iki kıyıdaş ülkenin anlaşmasını yararsız ve provakatif olarak değerlendirirken, gerginliği artırabileceği uyarısını da yaptı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Türkiye ve Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti'ni daha ileri adımlar atma konusunda uyarırken, bu anlaşmanın Libya'daki durumu da daha sıkıntıya sokacağı uyarısında bulundu. Rusya da ABD gibi Halife Hafter güçlerini destekliyor.

Türkiye'ye Doğu Akdeniz'de yürüttüğü sondaj faaliyetlerinin Güney Kıbrıs'ın egemenlik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle yaptırım uygulama kararı alan AB ise Libya anlaşmasıyla ilgili açıklamasında, mutabakat metninin açıklanması gerektiğinin altını çizdi. Tam üye Yunanistan ve Kıbrıs ile dayanışmasının süreceğini belirten AB, Türkiye'yi iyi komşuluk ilişkisi çerçevesinde davranmaya çağırdı.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam