Her şey sonsuz olarak değişse de
Durgun bir ruh yerindedir bu değişmede
(Schiller)
Sen Türkiye Cumhuriyeti’nde bir Türk, Kürt, Lâz, Çerkez, Boşnak veya Arap asıllı Türk vatandaşı olabilirsin. Ama “şehit anası”sın! Seni “şehit anası” olmak gibi müstesna kılan, tasada ve kıvançta, yurt, millet ve bayrak sevgisinde üstün olma özelliğindir. Bu bir ayrıcalıktır.
Bayram mahzunluğunu şehitlikteki oğlunla paylaşacaksın. Bazı insanların kendi yakınlarına dua ettiğini ancak uğruna hayatını verdiği bayrağın altında yatan oğluna dua etmeyi akıl edemediğini göreceksin. Maaş iyileştirmelerinde ilgi(li)sizlerin belki en son aklına gelebilirsin. Hastanelerde sıraya sokulacak, itilip kakılabilir, hakkını aramaya kalktığında, koluna girilip oradan uzaklaştırılabilirsin, gözyaşlarını içine akıta akıta…
Şehidin çocuğu okula başladığında babasızlığını hissedecek, ona istediği kıyafeti alan olmayacaktır. Diğerleri gibi eğlenip gülemeyecek, yüksek tahsilini yapıp yapamayacağı endişesini taşıyacak, hayata atıldığında iş peşinde koşacaktır. Yaşlandığın zaman belediye otobüsü kuyruğuna gireceksin. Tanımadığın için belki sana yer vermeyeceklerdir…
Öyle günler olacak ki milli bayram törenlerine davet edileceksin ama birtakım kişiler senin yerini tartışmalı bulacaktır. Terörist anasıyla “analar ağlamasın” başlığı altında aynı kefeye de konabilirsin. Sana sabır tavsiye edenler olacak… ailesinde şehit olmasa da, seni ve yüreğindeki sızıyı anlamadan.
Sen bunlara üzülme! O insanlar seni tanımıyorlardır. Bazıları çocuk ruhludur hâlâ… Bir kısmı ise dikkatsizliğinin kurbanı olmuştur. Aralarında uçuk yaşayanlar da olabilir. İnanmanı isterim ki, hepsi seni seviyorlardır. Büyüklük buradadır zaten. Bir mücadelenin kıyısında köşesinde kalmış “kıytırık tipler” en çok konuşanlardır. Kahraman olmaya soyunurlar. Gerçek kahramanlar senin gibi suskun kalırlar ve oynanan tiyatroyu izlerler.
Atatürk’ün kime ne borcu vardı? Öğrencilik yıllarında soruşturma atlattı. Subay çıktıktan sonra vatan toprağı bildiği Derne ve Tobruk’ta işgalci güçlere karşı muharebelere katıldı. I. Dünya Harbi’nin en kanlı cephesi Çanakkale’de göğsüne şarapnel çarpmasına rağmen ölümden döndü. Milli mücadeleyi başlattığı zaman idama mahkum edildi. Sakarya muharebeleri sırasında attan düşerek kaburgalarını kırdı. Muharebe sahalarında hastalıklar geçirdi, suikastler tertiplendi. Evet, Atatürk’ün kime ne borcu vardı? Bu kadar eza cefaya niye katlandı? Canından fazla sevdiği yurdu ve ulusu için…
Sen de Atatürk ve arkadaşlarının anaları gibi gerçek kahramanlardansın. Bazı aydınlar tarafından bu kavramlar devrini tamamlamış milliyetçi söylemler olarak görülse de hatta bazı içi boş veya boşaltılmış kafalar tarafından “Vatan, Millet, Sakarya” edebiyatı şeklinde hafife alınsa da sen bunlara itibar etmeyeceksin. Gözbebeğin biricik yavrunu ülkemizin bütünlüğünün korunması uğruna kaybetmenin acısını hep yüreğinde hissedeceksin. Aç kalacak ama gururundan yemeyeceksin.
Sen, yüce milletimizin takdim ettiği madalyayı göğsünde taşımanın gurunu tadacaksın. “Büyükler” safındasın ve öyle kalacaksın. Nice canlar vererek kurduğumuz Cumhuriyet’imizin şanlı bayrağı altında hür ve daima vakur yaşayacaksın. Senin adına milletimiz kendini bilmezlere gereken cevabı verecektir.
Yiğit şehidim, müsterih ol! Anneciğinin bazı üzüntüleri seni rahatsız etmesin. O üzüntüler hepimizin yaşadığı üzüntülerdir. Dönem dönem bazı istenmeyen olaylar ortaya çıksa da ulusumuz onları aşmasını bilmiştir. Kin ve nefretten uzak kalmaya ihtiyacımız var. Barış ve huzur içinde yaşamayı özledik. Mekânın cennet olsun, kabrin nurlarla dolsun!
Bu vesileyle ülkemiz için hayatını seve seve feda eden tüm şehitlerimize de rahmetler dilerim.