SON DAKİKA
reklam
reklam

Evlilik yıldönümü

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 30 Haziran 2017, Cuma - 10:00   Okunma Sayısı:

Boğaz’ın âsude bir köşesi… 24 Haziran günü eşimle birlikte evliliğimizin 40’ncı yıldönümünü kutlayacağız. Deniz kıyısında bir restoran… Yakamozlar ortamın süsünü, dalgaların sesi fon müziğini, mehtap ise romantizmi temsil ediyor...  
Ramazan ayının son gününe rastlayan iftar bizim için başka bir anlam taşıyordu. Geçen 40 yılın muhasebesini ve kutlamasını yapacaktık. 
1977/Erciş-Van… Teğmendim ve nişanlıydım. Bazı hafta sonlarında takım elbiseli gezdiğim günler oluyordu. Yüzbaşım beni böyle görünce “Bugün yine şıksın. Telefonda güzel görünmek için mi?” diye takılırdı…  Derme-çatma bir telefonun görüntü sağlayamayacağı aşikârdı; ama bugün onun da ötesinde işler yaptığı kesin... 
… Aynı yıl içinde evlendik. İstanbul ile telefon görüşmesi yapacaktık. Haşlamak için ocağa yumurta koymuş, santrala da telefonumuzu yazdırmıştık. Yarım saat kadar sonra telefonumuz çaldı. Görevli memur görüşebileceğimizi söylemişti. 
Telefonun öbür ucundaki büyüklerimizle konuşmaya geçince seste zayıflama oluyor, sesimizi duyurabilmek için yüksek sesin ötesine geçerek bağırmak çağırmak zorunda kalıyorduk. Arada bir sesler karışıyor, postane görevlisinin devreye girmesiyle onun “Diyarbakır aradan çık, Bingöl beklemede kal.” uyarılarını duyuyorduk. 
Telefon görüşmesi süresince güreş etmişçesine terlediğimiz oluyordu. Görüşme bittiğinde ocakta unuttuğumuz yumurtaların suyunun kalmadığını ve yumurtaların yandığını görmüştük.
Doğu Anadolu’da Kürt ağıtı, Güneydoğu Anadolu’da Süryanî ezgisi dinledik. Cenazelerine gitmiş, taziyelerine katılmıştık. Kapıcımızı aile fertleriyle birlikte arabamıza alıp bayramların ilk günü Lice’ye babasının elini öpmesi için götürürdük. Bu jestimize karşılık olsun diye keçisini kucağına alıp bize kurbanlık vermek isteyen o yaşlı Anadolu insanının yiğitliği gözlerimizi nemlendirmişti. Köy halkı bizi davullarla uğurlamıştı. İlk şiirimi “Ercişli Ana” başlığıyla 85 yaşındaki Kürt kadına yazmıştım. İkimizi de çocukları gibi görür ve severdi. Tayin çıkınca ikimiz de çok ağlamıştık.
Tatbikata çıktığımız zamanlar evden ayrı kalmaya alışmıştım; ama Körfez Harekâtı sırasında yaklaşık üç buçuk ay evden ve birbirimizden ayrı kalışımız büyük bir özlem yaratmıştı. Sınır hattında olmam nedeniyle her telefon görüşmemizde eşim ağlıyordu…
Azerbaycan’da görevlendirilişim ise bu süreyi ve hasretimizi ikiye katlamıştı. Kızımızın okula devam ettiği, oğlumuzun büyümeye çalıştığı telefon görüşmelerimizde ilk sıralarda yer alıyordu.
Sevgililer Günü, bizim doğum günlerimizden önce gelmişti hep… Biz sevgiliydik, evlendik sevgili kaldık ve yine sevgiliyiz. İşte bir “Sevgililer Günü” dizesi:
”Bana bir şarkı söyle, gözlerimi yumayım
Uzat ellerini hayallerle uyanayım”
Tayinleri beraber yaşadık. Erzurum kaya mezarlarını, Çıldır’ın kurganlarını, Hatay’ın dolmenlerini ve Yarımburgaz mağaralarını birlikte gezdik… Birlikte fikir yürüttük, yakıştırmalar yaptık. Erzincan’da bir kör kar kuyusunun isyana yataklık yaptığını öğrendik. Çubuk’ta tabur komutanı iken teğmenime kız istemeye gittik. 
Portekiz, İrlanda, İngiltere, İtalya, İspanya gezilerimizi defalarca videoda seyrettik. Viyana’da konsere, Atina’da danslı salonlara gittik. Elimizde harita ve şehir planıyla Girne’de tepelere tırmandık. 
Diyarbakır’dan Ankara’ya tayinimiz çıkmıştı.  Eşyalarımızı kamyona yüklemiş, önceden göndermiştik. İtina ile hazırladığımız özel aracımızla da biz arkadan yola çıktık.  Pozantı yakınlarında önümüzde beliren bir kamyon, vapur bacası gibi duman salıyordu üzerimize.  Gidiş geliş şeritli yolda sollamak risk olmasına rağmen bir fırsatını bularak öne geçmiştim.  
Tepede polis çevirdi, evrak istedi.  Yaptığımın hata olduğunu ve ceza yazacağını belirtti. Riskli sollamadan korkmuş olacak ki, eşim hemen polise, “Lütfen ceza yazın efendim, geçmemesini söyledim; ama beni dinlemedi” dedi.  Ben de espri olsun diye “Hanım sen benden bu aylık harcamanı almış mıydın?” demiştim. 
Ceza tutanağını yazma hazırlığındaki babacan polis eşimi onore ederek ehliyetimi geri vermiş, eşim sebebini sorunca da “Beyefendi demin söyledi, duymadınız galiba? Ceza size yansıyacak” demişti.
Teşekkür ederek tokalaştık ve yola devam ettik. Yolda harçlığının kesileceği aklına gelen eşim bana bakarak döktürüyordu:
 “Her daim bulursun kesinti yapacak ahvali,
Yeter padişahım, kalmadı zulmedecek ahali”
Bu muhabbete ve serzenişe rağmen harçlığı kesmek mümkün mü? 
Geziler, espriler, hoşluklar, hediyeler, en acılı günler… Kendimize göre yaşadığımız dinimizin kuralları. Ve evliliğimizde kırk yılı geride bıraktık. Eşime güzel bir hediye almıştım. Onu da takdim ettim. Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedel olduğuna inanmış kişiyim. Keşke daha fazlasını yapabilseydim. İnsan ömrü çok kısa. Kırmaya dökmeye, hayatı hem kendine hem eşine zehir etmeye ne gerek var? 
Türk insanının en büyük eksiği sükûnet içerisinde karşısındakini dinleme ve kendi fikirlerini bağırmadan çağırmadan tane tane söyleyebilme yetisinin olmamasıdır. Biz başardık, çok da kolaymış… İşte reçetesi:
Sadece biraz anlayış, sadece biraz hoşgörü… Kalkmış saçları yatıştırmak (!), dinlemesini bilmek ve sakin olmak…

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam