1988 yılı Şubat ayında başlayan çatışmalar gerek Azerbaycan’ın batısında gerekse Karabağ’da sıcak savaşlara dönüşmüştür. İlk çatışmalar, SSCB döneminde 22 Şubat 1988 yılında Hankendi’nde Azerilerin öldürüldüğü haberleri üzerine bir grup Azeri’nin Askeran’dan Dağlık Karabağ’a doğru yapmak istedikleri yürüyüşle başlamıştır. Bu olaylar sırasında iki Azeri ölmüş ve 50 Ermeni köylü ve belirsiz sayıda Azeri yurttaş ile polislerden yaralananlar olmuştur.
1990’lı yıllara kadar Sumqayıt ve Kirovabad (Gence)’da da şiddet hareketleri meydana gelmiştir. 1990 yılı başından itibaren ise, Hocalı, Malıbeyli, Kuşçular ve Maragha katliamları yapılmıştır. Batı ve Ermeni kaynakları, bu katliamları Azeri güçlerin yaptığı şeklinde yansıtmaktadırlar. Bu kışkırtıcı ve yanlış haberlerle Azerbaycan dünya kamuoyu önünde güç durumlara düşürülmek istenmektedir.
Bu olaylar sonucunda
Ermenistan, giderek artan bir hırsla Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini oluşturan Dağlık Karabağ ve civarındaki 12 şehri yaklaşık 30 yıl önce işgal etmiş, bir milyondan fazla Azerbaycan Türk’ünü yerlerinden etmiş, bunlardan beş bin kişinin akıbeti halen belli olmamıştır.
Ermenistan’ın bu harekâtı sonucunda Azeri Türkleri 20 bin şehit vermiştir. Hocalı katliamının acıları hâlâ canlılığını korumaktadır. Ne kadar barışçıl ve diplomatik çaba sarf edilse de sorun çözülememiştir.
Aslında hukuken Azerbaycan toprağı olan ancak fiilen Ermeni kuvvetlerinin kontrolünde bulunan Dağlık Karabağ bölgesi, Azerbaycan ve Ermenistan arasında süren bir anlaşmazlık ve çekişme olarak devam edeceğe benzemektedir.
Çatışmalar
Azerbaycan Savunma Bakanlığı, yeni üsler kurularak Ermenistan ordusuna ait çok sayıda askeri teçhizatın imha edildiğini açıklamıştır. Saldırılar 27 Eylül’de başlatılmıştır.
2 Ekim’e kadar imha edilmiş olan harp silah ve araçlarıyla tesislerin miktarı 230 tank ve zırhlı araç, 250 top bataryası, roketatar, havan, 38 hava savunma ünitesi, 10 komuta, kontrol ve gözlem noktası, 7 mühimmat deposu, 130’dan fazla araç ve bir adet S-300 uçaksavar füze sistemi şeklinde açıklanmıştır.
Global Fire Power askeri-analitik merkezine göre toplam askeri bütçesi 1,385 milyar dolar olan Ermenistan’ın ilk beş günlük harekâttaki zararı basında çıkan bilgilerde 1,2 milyar dolar civarında olduğu belirtilmektedir. Zararın bu kadar olduğuna ihtiyatla yaklaşsak bile Ermenistan’ın özellikle zırhlı birliklerinin ağır darbe aldığı kesindir.
Ermenistan’ın tavırları
*Ermenistan Başbakanı Paşinyan, “Geçmişi inkâr eden Türkiye, bir kez daha soykırım yolundan ilerliyor" açıklamasını yapmış, bir başka demecinde ise, Türkiye’nin bölgeye paralı asker gönderdiğini, Türk ordusunun Dağlık Karabağ’da doğrudan Azeri güçlerine öncülük ettiğini ileri sürmüştür.
Paşinyan bu taktiklerle Türkiye’yi siyasi alanda yalnızlığa itmek gibi bir düşünceye kapılmıştır.
*Türkiye’nin hava kuvvetleriyle Azerbaycan’a hava desteği sağladığı,
*İsrail’i Azerbaycan’a silah satışları nedeniyle kınadığı ve İsrail’deki büyükelçisini geri çektiği,
*Pakistan askerlerinin Karabağ’da savaştığı iddialarını daha geniş alanlara yayarak mazlum olduğunu ve uluslararası kamuoyundan destek arayışlarına girmiştir.
Ayrıca, eski kayıtlı videoları yayınlamakla başarısızlıklarını kendi halkına karşı başarı gibi yansıtmaktadır.
Diplomatik girişimler
Dağlık Karabağ’daki askeri noktalar yoğun şekilde bombalanırken, Azerbaycan ordusunun bazı stratejik tepeleri ele geçirdiği bildirilmektedir. Cephede sıkışan Ermenistan, diplomatik sahaya açılmayı düşünmüş ve yandaş bulmaya, Türkiye’nin destek verdiğini açıklamaya önem vermektedir.
Bu nedenle Ermenistan Dışişleri Bakanlığı “Bakü ile ateşkese hazırız” açıklamasını yaparken Başbakan Paşinyan, Fransız Le Figaro gazetesine verdiği demeçte, “Eğer önyargılı ve savaş yanlısı bir tutum sergiliyorsa, Türkiye'nin AGİT Minsk Grubu üyeliği askıya alınmalı, zira artık arabuluculuk yapamaz" görüşünü ileri sürmüştür.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, geçtiğimiz günlerde Rus lider Putin ile görüşmüştür. Bu görüşmede muhtemelen Dağlık Karabağ meselesi ele alınmış ve MİNSK Grubu’nun daha fazla konuya girmesinin sağlanması istenmiş olmalıdır.
Türkiye’nin, daha çok iftirayla karşılaşacağı, ASALA’nın yandaş kuruluş, örgüt ve devletlerle işbirliği yapacağı, fanatik Ermeni gruplarının Avrupa’daki büyükelçiliklerimize, ticari kuruluşlarımıza karşı hasmane girişimlerde bulunacağı, diğer terör örgütleriyle de işbirliği yapabileceği değerlendirilebilir.