SON DAKİKA
reklam
reklam

1992’denberi Azeri-Ermeni ihtilâfı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 9 Ekim 2020, Cuma - 00:40   Okunma Sayısı:

Azerbaycan’da görev yaptığım 1997 yılında Kara Harp Okulu’nun Türk standartlarına göre yeniden teşkiline başlanmıştı. Sonraki yılda da eğitime geçilmişti. Mesai sonrası boş kaldığım zamanlarda Ermenistan-Azerbaycan arasındaki anlaşmazlığı inceliyor, yapılan uluslararası görüşmelerde elde edilen sonuçları tahlil ediyordum.

   Bu dönemde Ermenistan Başbakanı Levon Ter Petrosyan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’dir. Aslında hem Petrosyan hem de 1998’den sonra Ermenistan’da başbakanlık yapan Robert Koçaryan ve Serj Sarkisyan da çözüme yakın durmamışlardır. Örneğin; Petrosyan, “Savaş veya Barış mı? Düşünceli Olma Zamanı” başlıklı bir makalesinde “savaş yerine diplomasi” ye önem verilmesini belirtmiş, ama bu görüşe işlerlik kazandıramamıştır.

 

İşlerlik kazanmayan görüşler

  • Ermenistan’ın, işgal altında tuttuğu yedi bölgenin önemli bir kısmından çekilmesine,
  • Türkiye ile Azerbaycan sınırlarının Ermenistan’a açılmasının gündeme getirilmesine,
  • Dağlık Karabağ Bölgesiyle ilgili statünün de gelişmelere göre ele alınmasına… şeklinde

sıralayabiliriz.

 

Prag süreci

     Bu süreç 2004 yılında başlatılmıştır. Görüşmelerde üzerinde durulan konular;

  • Ermenistan’ın askersizleştireceği Kelbecer ve Laçin haricinde diğer bölgelerden

çıkması,

  • Boşaltılan yerlere uluslararası barış gücü unsurlarının yerleştirilmesi,
  • Laçin üzerinden Karabağ ve Ermenistan arasında bir koridor oluşturulması,
  • Karabağ’ın statüsünün belirlenmesiyle ilgili referandum yapılması planlanmıştır.

 

Karabağ’da etkili olanlar

   2008 yılına gelindiğinde Gürcistan’ın Batı’ya yaklaşmasıyla çileden çıkan Rusya, Gürcistan’a ağır hava saldırıları düzenlemiş ve ağır tahribata yol açmıştır. Bu durum Azerbaycan-Karabağ sorununu da etkilemiş ve müzmin hale getirmiştir. Çözüm çaba ve sürecinin uzamasında etken faktörler vardır. Bunlar;

  • Çözüm çabaları belki Ermeni siyasetçilere kalsa düzelme yoluna gidilebilir; ama

Kandil’in HDP’ye baskısı gibi ASALA’nın da Ermeni hükümetine baskısı düşünülürse çözümsüzlük kaçınılmaz olmaktadır.

  • Anadolu’nun güney ve güneydoğusunda, Suriye’de ve Kafkaslarda menfaat peşinde

koşan ve Ermeni meselesini kendi meselesi gibi gören Fransa, işin içindedir ve çözüm sürecini istediği gibi yönlendirmektedir.

  • Bir diğer katalizör de Rusya’dır. Ermenistan Silahlı Kuvvetlerini eski model silah, araç

ve gereçlerle desteklemektedir. Eğitim seviyesi zayıf, gücü sınırlı bir Ermenistan kışkırtılmış ve karanlık ortama itilmiştir.

 

Azerbaycan’ın Karabağ’a bakışı

  • Ermenistan işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmelidir.
  • Tapu kayıtları ve tanık ifadeleriyle Karabağ’dan çıkarılmış Azeri nüfus yeniden oluşturulmalıdır.
  • Dağlık Karabağ’da ekonomik gelişime hız verilmelidir.
  • Uluslararası garantörlük sağlanmalı, MİNSK Grubu daha etkin çalışma ortaya koymalıdır.
  • Sorun uluslararası hukukun genel prensipleri ve BM Güvenlik Konseyi’nin kararları doğrultusunda ele alınmalıdır.

Operasyon koşulları

     Türkiye-Azerbaycan arasında 8 Haziran 2010 tarihinde Azerbaycan Askeri Doktrini kabul edilmiştir. Bu doktrinde yedi rayonun Ermeni işgalcilerinden kurtarılması için şu şartların gerçekleşmesi vurgulanmıştır.

 

  • Ermenistan tarafından aktif bir müdahale olursa,
  • Ateşkes hattındaki küçük çaplı çatışmaların büyüyerek savaş başlatması durumunda,
  • Ermenistan’ın barış görüşmelerinde aşırı uzlaşmaz tavır sergilemesi durumunda Azerbaycan askeri yollara başvuracağını belirtmiştir.

 

Son harekâtın Azerbaycan Askeri Doktrini’ne uygun şekilde yapıldığı gayet net şekilde anlaşılmıştır.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam