Avrupa cephesi
28 Haziran 1914… Avusturya-Macaristan veliahdının Saraybosna’da bir Sırplı tarafından öldürülmesi, gelecekte milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine yol açacaktır. Avrupa’nın büyük devletleri birbirlerinin boğazına çökmek için hazırlıklarını tamamlamıştır. Almanya 1 Ağustos 1914’te Rusya’ya, 3 Ağustos’ta Fransa’ya savaş açmıştı. İngiltere ise Almanya’ya fırsat vermeden 5 Ağustos’ta Almanya’ya savaş ilan etmişti.
Osmanlı cepheleri
Osmanlı Devleti, I. Dünya Harbi’nin Irak cephesinde çok acı olaylar yaşamıştı. Mezopotamya arazisini işgal eden İngiltere, petrol bölgesinin merkezi sayılan Irak’a çöreklenmiş, Osmanlı ordusuyla savaşa tutuşmuştu.
Fransa, bu kaymak bölgeye yerleşmiş olan İngiltere’yi Batı’da Akdeniz sahillerinden (Lübnan) ve kuzeyde Güneydoğu Anadolu bölgemizden (İçel, Gaziantep, Urfa, Maraş, Hatay ve Adana) çevrelemişti. Bir çekilme olursa buraya kendisi yerleşecekti. Osmanlı Devleti’nin en önemli cephesi 1915 yılında açtığı Çanakkale cephesi olmuştur.
1916 yılında ise; Galiçya, Romanya ve Makedonya cephelerinde de birer kolordu görevlendirmiştir.
Avrupa cepheleri
Avrupa Batı Cephesi’nde 2 Ağustos 1914’ten itibaren yedi ordu ile harekâta başlayan Almanlar, Loraine bölgesindeki 350 bin kişilik, Arden bölgesindeki 400 bin kişilik kuvvetlerinden ayrı olarak 750 bin kişilik kuvvetle Lüksemburg ve Belçika üzerinden Fransa topraklarına geçerek Paris genel istikametinde ilerlemeye başlamışlardı.
Kuvvet durumuna bakılırsa neredeyse 1,5 milyon insanın Fransa üzerine sürüldüğü görülür. Bu kadar gücü olmasına rağmen Alman ordusu, Eylül 1914’te Marn Meydan Muharebesi’ni kaybedince bu cephedeki taarruzî harekâta son vererek mevzi harbini sürdürmüştür.
Yine 2 Ağustos’ta harekâta katılan Alman 8’inci Ordusu, Doğu Prusya bölgesinde ilerleyen Rus 2’nci Ordusu’na karşı Tannenberg muharebesini kazanmış ve Rus ordusunu tamamen imha etmiştir. Daha sonra 1’inci Rus Ordusu’na yönelen Alman ordusu bu orduyu da yenmiştir.
Bir fikir vermesi bakımından 1915 yılındaki muharebelerde Fransızlar 190 bin, İngilizler 50 bin, Almanlar 140 bin kayıp vermişlerdir. 1916 yılında Verdün muharebesi dört ay sürmüş ve tarafların toplam zayiatı 420 bin ölü, 800 bin yaralı olarak açıklanmıştır. Aynı yıl Somme muharebesindeki zayiat ise 500 bin kişiydi.
I.Dünya Savaşı’nın sonu
1918 yılına gelindiğinde 30 Ekim’de Türkiye Mondros Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kalırken 4 Kasım’da Avusturya-Macaristan, 11 Kasım’da Almanya İtilâf devletlerinin ileri sürdükleri şartları kabul ederek mütareke imzalamışlardı. Ağır insan kayıpları ve haksızlıklar peşpeşe ortaya çıkmaya başlamıştı.
Sınırlar değişik düşüncelerle yeniden belirlenip savaş tazminatları ölçüsüz olunca devletler birbirlerine karşı içten içe husumet beslemişler, bu iç daralması II. Dünya Savaşı’nın çıkmasına neden olmuştu. Bu savaşta da milyonlarca insan hayatını kaybetmiş, hastalıktan ölmüş, esir düşmüş ve yerlerinden edilmişti.
Dün nasıldı, bugün nasıl?
Dün bu bölgede bulunanların bugün de aynı bölgeye ilgilerinin devam ettiğini ve hâlâ bir lokma kapmak istediklerini görüyoruz. I.Dünya Savaşı’nda Al Faw Yarımadası’na çıkarak petrol sevkiyatını denetleyen İngiltere, Körfez Harekâtı’nda yine aynı yere çıkarma yapmış ve petrol akışını kontrol altına almıştır.
ABD, icra ettiği her iki harekâtla Ortadoğu’da büyük kayıplar vermiş, acıları yaşayarak öğrenmişti. Kaygan zeminlerde kaypak insanlarla dans etmenin zor olduğunu anlamıştı. Bölgeden çekileceğini ilan edince Irak hükümetiyle nasıl bir anlaşma yaptığını bilmiyoruz.
Irak merkez bankasını boşaltan, Irak’ın sanat eserleri ve kütüphanelerini ülkelerine taşıyan ABD’li yetkililer belki de Irak petrol rezervlerinin % 70 veya 80’ini 40-50 yıl süreyle kullanmak üzere anlaşma yapmışlardır. Bunlar 50 yıl sonra kitaplara yansıyacaktır.
Ders çıkarmak
28 Haziran savaşın başladığı gündü. Hatırlamak amacıyla böyle bir yazıyı kaleme almak ihtiyacını hissettim. Ders çıkarmak güzel de kim çıkaracak? Mazlum, yoksul ve güçsüz milletler mi, yoksa yeryüzü nimetlerini gasp ederek semirmiş tek dişi kalmış canavarlar mı?
BOP üyeliği, Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi gibi havalı terimleri telâffuz eden, Katar gibi ABD ile işbirliği içinde Ortak Askerî Tatbikatlara katılan, boyuna posuna bakmadan birtakım yüksek irtifalı lâflarla bölge siyasetine katkıda bulunduğunu zanneden gafiller mi?
Çevresi tamamen Müslüman ülkelerle çevrili olduğu halde ve hiçbir tehdit bulunmamasına rağmen 110 milyar dolarlık silah alımına giren sultanlar mı? Hedef tahtasına oturttuğu ülkeleri darbelerle hizaya getirmeye çalışan demokrasi havarileri mi?