Sözde soykırım olarak gündemde tutulmak ve dünya kamuoyunu kendi taraflarına çekerek daha sonraki isteklerine haklılık kazandırmak isteyen Diaspora, ADL (Antidefamation League-İftira/İnkârla Mücadele Birliği) isimli Yahudi örgütüne yanaşarak destek aramayı da sürdürmektedir. Osmanlı Devleti’nin uyguladığı tehciri (zorunlu göç), “soykırım” olarak kabul ettirebileceği ihtimaliyle kendisine bir yandaş daha bulmuştur. Yahudiler, tarihsel süreç içinde gelişimlerini mağduriyetler silsilesi şeklinde sürdürmüşlerdir.
Fransa ve İspanya’da katliamlar
1348 baharında veba hastalığının Yahudilerden kaynaklandığı iddiasıyla Fransa’nın güneyinde ilk Yahudi katliamı yapılmıştır. İstanbul’un 1453’te fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed’in, Bizans’ın baskısı altında yaşamış olan Yahudilerin huzur içinde yaşayabilmeleri konusunda buyrukları vardır. Bavyera, Erfurt ve Strasbourg’da 20 bine yakın insan evlere doldurulup yakılmıştır.1
1470’lerde Bavyera’dan sürülen Yahudiler, Osmanlı İmparatorluğu’na sığınmışlardır. İspanya Kraliçesi, kiliseyle işbirliği yaparak 1492 Mart’ında bir tebliğ yayımlamış, Yahudilerden ya Hıristiyan dinine geçmelerini ya da ülkeyi terk etmelerini istemiştir. O tarihte İspanya’da yaşayan 300 bin civarındaki Yahudinin, Avrupa’da çaldıkları tüm kapılar yüzlerine kapanınca Osmanlı Padişahı II. Bâyezid, 150 bin Yahudi’yi Osmanlı topraklarına kabul etmiştir.2
Yahudiler, Osmanlı yönetimi altında daima huzurlu yaşamışlar ve refah seviyeleri de yüksek olmuştur. Çanakkale muharebeleri sırasında ilk defa yurt dışında yaşayan Yahudilerden bir taburluk “mekkâre birliği” karşımıza çıkmıştır.
Avrupa’da ilk soykırım
Dünyanın emperyalist güçlerinden biri olan Fransa, 1789 İhtilâli sonucu cumhuriyet idaresine kavuşmuş ancak Vendeelilerden intikam almaya karar veren ihtilâlciler, Kasım 1793’ten Ocak 1794’e kadar tam bir katliam yapmışlar. Katliamda hayatını kaybedenlerin cesetleri 1814’te çıkarılarak dini törenle ikinci kez gömülmüş. Bu rakamın 220 bin kişiye ulaştığı ve Avrupa’da ilk soykırım olarak tarihe geçtiği belirtilmiştir.3
Alman ve İngiliz katliamları
II. Dünya Harbi sırasında Almanlar, Yahudilere tam bir zulüm ve katliam uygulamışlardır Suçları sadece Yahudi olmak olan insanlar fırınlara atılmış, işkence odalarından geçirilmiş, insanlığın kabul edemeyeceği her türlü aşağılayıcı davranışa maruz bırakılmışlardır. Nazi Almanyası’nın yaptıklarıdır bunlar... Tüm dünyanın tanıdığı ve tanımladığı “soykırım” budur işte.
Üstelik bir ayaklanma, düşmanla işbirliği yapma ve toprak talepleri de yoktu o zavallı insanların. Bilimde ve teknikte devrim yaratan ülkeler, insan haklarını çiğnemede birbirleriyle yarışa girmişlerdir. Fransa, Alman işgaline uğradıktan sonra 76 bin Yahudi’yi Alman toplama kamplarına göndermek suretiyle suç ortağı olmuştur. Stalin zamanında Rusya’da milyonlarca insan, zulüm, katliam ve sürgünlere maruz kalmıştır.
İngiltere’nin Hindistan’da 10 yıl süren ve 10 milyon cana mal olan bastırma harekâtı,4 1921-1926 yıllarında Fransızların Fas’ın Rif bölgesindeki ayaklanmada 100 bin Faslıyı ve Cezayir’in 1957 bağımsızlık savaşında 225 bin Cezayirliyi kendi askerlerine kırdırttığı hatırlardadır.5
ABD’lilerin günahları
ABD’lilerin kendi topraklarında Kızılderililere yaptıkları yok etme ve zulümler nasıl örtbas ediliyor ve gündeme geldiklerinde nasıl unutturuluyor? Bu ülkelerin Osmanlı Devleti’nin uyguladığı tehcir konusunu kaşımalarının doğal olduğu ortadadır. Amaçları, dikkatleri başka yöne çekerek kendi suçlarını kamufle etmektir...
ABD, Türkiye’nin kendi dümen suyunda gitmesini istiyor. AB, dayatmalar peşindedir. Rusya, kaybettiği zenginliklerin farkında ve ekonomik olarak dünya devleri ile yarışma içinde. Türkiye ise bu şeytan üçgeninin etkisine kapılmadan yoluna devam etmek durumunda. Ancak bulunduğu bölge, hassas dengelere dikkat edilmesi gereken bir coğrafya kesimidir. Türkiye-İsrail ilişkileri bir sarsıntı geçirmekte, İsrail, bölgede tehdit unsuru olarak gördüğü İran ile Türkiye’nin yakınlaşmasını hoş karşılamamaktadır.
Tesis edilecek boru hatlarının Türkiye’ye uzanacağı ve Arap sermayesinin Türkiye’ye akacağı şeklinde oluşan kanaat, ABD’deki Yahudi lobilerini harekete geçirmişti. Türkiye tüm arşivlerini açmış, Ermenistan’a, birlikte araştırma ve işbirliği teklif etmiştir. Talât Paşa’nın anıları, Osmanlı Devleti’nin resmî olarak soykırıma değil tehcire yöneldiğini göstermektedir.
Osmanlı topraklarında gözlemci olarak bulunan İsveçli Binbaşı Hjalmar Pravitz, 23 Nisan 1917 tarihli İsveç Nya Dagligt Allehanda gazetesine yazdığı makalede “Bir görgü şahidi olarak Türklerin Ermenilere katliam yaptığı iddialarına kesinlikle karşı çıkıyorum” şeklinde yazmıştır. Raporun devamında ise “Acaba Türk hükümeti, Ermenileri sürgün etmek zorunda mıydı diye sorulursa benim yanıtım, evet olur” demiştir.6
ADL, bugüne kadar Diaspora’nın propagandalarına kapılmamıştır. Ancak konu İran olunca işler değişiyor, sorunlar başlıyor. Çeşitli lobiler arasında bu şekildeki desteklemeler, Türk-Ermeni ilişkilerinin düzelmesi için daha çok zamana ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
6 Sabah Gazetesi, 24 Nisan 2007, Gökçen Kesgin, Tehcir Doğru, Soykırım Yok, s: 24