SON DAKİKA
reklam
reklam

Efendilik ve dalkavukluk

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 5 Kasım 2020, Perşembe - 10:34   Okunma Sayısı:

 

İki görgüsüz Paris’i gezerlerken Louvre Müzesi’ni de gezmek istemişler. İçeride İsa ve havarilerini gösteren Rafael’in tablosunun önünde durmuşlar. Biri resimle çok ilgilenmeye başlamış ve “Yahu şu İsa ile ailesi amma fakirmiş. Şunlara baksana her tarafları yırtık pırtık!” demiş. Diğer görgüsüz başını sallamış, “Evet ama madem bu kadar yoksuldular, Rafael’e bu tabloyu nasıl yaptırmışlar?”

 

***                                   ***                               ***

 

Efendisi dalkavuğun evine ziyarete gitmiş. Evin o kadar küçük olduğunu zannetmiyormuş.

 

----Evin çok küçükmüş.Bunun üzerine dalkavuk ilk defa itiraz etmiş

----Hayır efendim küçük değildir.   Efendi hayret eder.

----Küçük değil mi?

----Efendim küçük değildi. Şimdi küçüldü.

----Nasıl oluyor bu?

----Sizin büyüklüğünüz karşısında küçüldü.

 

***                                   ***                              ***

 

Bu da bizim görüşmemizden bir an…

Koronavirüs hızını almış, yavaş yavaş normal düzene geçiliyor. İki arkadaş maskeli ve mesafeli oturmuş, üçüncüyü bekliyorlar. Bu arada bol gülücüklü sohbete girmişler. Nihayet üçüncü gelmiş. Bizim ahbap çavuşlar hâlâ gülmeye devam ediyorlar. Üçüncü dayanamamış, sormuş;

 

   ---Allah muhabbetinizi arttırsın. Hayırdır, nedir konu? Biri söze atılmış hemen,

   ---Arkadaş müstehcen bir şey anlatıyor, onu edepli hale getirmek için maske takmış, maskeliyor.

 

***                                  ***                               ***

 

Rönesans dönemi resim sanatçılarının birbirleri hakkında istihza kokan sözler sarfettiklerini pek göremesek de 19’uncu yüzyıl resim sanatının ustaları birbirleri hakkında ileri geri konuştukları da günümüze .

Edgar Degas (1834-1917), Claude Monet’in ışık fışkıran bir açık hava resmine bakarken dişlerini takırdatarak;

 

   ---Bu resim karşısında üşütmemek mümkün değil. Baksanıza dostlar, her köşeden esiyor mübarek. Yakayı kaldırmaktan başka çare yok. Boğazım ağrımaya başladı bile… demiş.

 

Açık hava resimleriyle arası pek de iyi olmayan sanatçı, 1870 yılından sonra Paris sokaklarında siyah güneş gözlüğü takarak dolaşmış. Gözlerinde rahatsızlık başlamış, ellisine gelincegüneşe çıkamaz olmuş. Gözleri büsbütün bozulunca da yağlı boyadan pastele geçmiş ve en büyük eserlerini vermeye başlamış.

Gözlerinin durumu büsbütün kötüye gidince dostuna, “Şimdi benim için tek çıkar yol körlere göre bir meslek aramak”, demiş. Böylece işi heykele dökmüş. 1912’den sonra ise bu “Körler Mesleği”ne de veda etmek zorunda kalmış. Eşyayı seçemeyecek kadar kör olunca çalışmasına hiç imkân kalmamış. Körlüğünün yanına sağırlık da eklenmiş. Çoğu dostu tarafından terk edilmiş.26 Eylül 1917’de öldüğü zaman resimleri çoktan Avrupa müzelerinin duvarlarını süslüyormuş…

 

***                                   ***                               ***

 

Bizde “Marifet iltifata tabidir” diye bir deyim vardır. Fransız yazar bu konuda, “Güzel şeyler sipariş üzerine söylenmez ki; sabret bakalım; yine söylerim elbet.”, demiş.

 

***                                   ***                               ***

 

Andre Mauroice, Fransız yazarın çeşitli zamanlarda söylediği sözlerden:

Gene de ufak tefek üstünlüklerim vardır... Çoğu kadınlardan daha fazla kitap okurum... Birçok güzel şiiri ezbere bilirim... Çiçek yetiştirmesini bilirim... İyi giyinirim... Bir de sizi severim, evet, beyefendi, siz belki de inanmazsınız, ama çok severim sizi.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam