SON DAKİKA
reklam
reklam

AB daha mı esnek olacak?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 17 Kasım 2020, Salı - 10:51   Okunma Sayısı:

 

İngiltere, 1973’te AB’nin ilk çekirdek kuruluşu olan AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu)’ye katılmış, 23 Haziran 2016 günü AB üyeliğine İngiliz halkının verdiği desteği ölçmek amacıyla bir referandum yapılmıştır. Referandum sonrasında halkın %51.9’u AB'den ayrılma yönünde oy kullanmıştır. İskoçya, Kuzey İrlanda ve Cebelitarık ise AB’de kalınması yönünde oy kullanmışlardır. İngiltere, 31 Ocak 2020’de AB’den ayrılmıştır. Bu yılın sonunda yani 31 Aralık 2020’de İngiltere ile AB’nin gelecekteki ilişkilerini müzakere edecekleri bir geçiş dönem başlayacaktır.

 

Neden Brexit’e gidildi?

Brexit referandumunun yapılmasının nedenleri arasında, AB’nin ve özellikle de AP’nin,

*Kısıtlamaları,

*Kapitülasyonları,

*AB’nin kendi içinde sürekli öne çıkan yanlış politikaları,

*Siyasi kararların alınmasında görüş birliğine varılamaması sayılabilir.

 

Brexit’i uygulayan İngiltere, AB’den ayrılmakla birlikte Türkiye, İran, Hindistan, Çin, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Rusya, ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya gibi ülkelerle ticaret anlaşmalarına yönelmiştir. Almanya, AB’nin tüm yükünü üzerine almış, Diğer AB üyesi Fransa ise, Birlik’in siyasi görüş ayrılıklarının müsebbibi olmuştur.

 

İngiltere’nin manevraları

İngiltere, AB içinde hiçbir ülkenin mutlak bir güç olmasını ve hatta kıtaya hâkim olmasını istememiştir. Hem I. Dünya Savaşı hem de II. Dünya Savaşı bitimine kadar sahip olduğu misyonunu korumuş olsa da katlanmak zorunda kaldığı yıpranma ve ağır maddi yükler nedeniyle kendisini bu arenadan çekmiş ve bu misyonu ABD’ye devretmiştir. Burada İngiltere’nin haklı mı olduğu veya haklılık payı ayrıca tartışılabilir.

İngiltere, uluslararası ilişkilerde konvansiyonel güç kullanımı yerine ekonomik güç esasına dayalı tahrip ve yıkımların daha uygun olacağını benimsemiştir. Bu nedenle İngiltere, huzursuzluğun en yoğun olduğu bölge ve olaylara ilişkin çok somut ve gidişatı etkileyici müdahalelerde bulunmaktan kaçınmıştır.

Dünyada kaynaklar azalmaktadır. Sömürge ülkeler sömürenlere karşı dikilmeye başlamışlardır. Bu ülkelerin maddi varlıkları artık İngiltere’ye oluk oluk akmamaktadır. Kendi ekonomik varlığını devam ettirmek için locada oturmayı ve oynanan oyunları buradan izleyerek kamufleli manevralar yapmayı tercih etmektedir.

 

İngiltere’yi bekleyen yeni sorunlar

Üzerinde durulması ve gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus ise, İngiltere Avrupa kıtasının dışında kalsa da Rusya tarafından kıtaya yapılacak müdahalelere de karşı koyacaktır.

Baltık ülkelerinin hava sahasına giren Rus casus uçaklarının tespit ve kovalanmasından geri kalmaması bunun en somut işaretidir.

Doğu Akdeniz, Mısır, İsrail, Ürdün, Irak, Arap ülkeleri, Libya, Sudan ve Güney Kıbrıs gibi ülkeler halen İngiltere’nin ilgi alanındadır. Bu ülkelerden Suriye ve Libya’da Rus askeri üsleri vardır. Bu ülkelerin liman ve havaalanları Rus kontrolü altındadır.

Pek yakında önemli bir başka sorun Sudan’da patlak verecektir. Rusya, Sudan’ın Kızıldeniz kıyısında yeni ve büyük bir askeri üs elde etmeyi başarmıştır. Dört Rus askeri gemisi (nükleer silah da taşıyabilir), mühimmat, her çeşit silah ve dokunulmaz statüde 300 Rus askeri bu üste konuşlandırılmıştır.

 

Almanya’nın rolü

AB’nin lokomotifi sayılan Almanya, istikrarlı bir Avrupa’dan yanadır. Brexit’ten sonra Almanya’nın AB içindeki sorumlulukları artmıştır. AB’nin ekonomisi yanında diplomatik ve ticari ilişkileri de yürütmek durumunda kalmıştır.

Birlik içinde çoğunlukla Fransa’nın yarattığı sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadır. ABD ve Rusya karşısında yalnızlık hissetmektedir. NATO üyesi durumundaki Türkiye’nin S-400 füzelerini alması, Ege ve Akdeniz’de Yunanistan tarafından devamlı olarak Türkiye’nin sorun yaratan ülke olarak gösterilmesi ve bir sıcak çatışmadan her iki ülkeyi uzak tutma çabaları Almanya’ya ayrı bir yük getirmektedir.

 

Değerlendirme

Burada Fransa hakkında da belki bazı şeyler söylemek gerekebilir. Konuyu AB açısından ele aldığımızda “müzmin huzursuz” diyebileceğimiz Fransa, de Gaul’den beri dünya siyasetini yeteri kadar takip edememekte ve her türlü bozgunculuğu teşvik etmektedir.

Bu politika olamaz. Eğer bunu politika olarak görüyorsa iç düzenin sarsıntı geçirmesi kaçınılmaz olacaktır ve oluyor da…

Bu değerler ele alındığında keskin çıkışlar, dediğim dedik politikaları artık hükmünü sürdüremeyecektir. Rusya’nın kuzeyden ve güneyden Avrupa kıtasını kuşattığı da dikkate alınınca AB daha esnek tavırlar almak zorunda kalacağı kaçınılmaz olacaktır.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam