SON DAKİKA
reklam
reklam

İran ve gelecekte Karabağ senaryoları

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 20 Kasım 2020, Cuma - 01:38   Okunma Sayısı:

Türkiye ve İran, aynı dinin mensubu, sınırdaş ve kavgasız yaşayan iki ülke olsa da gizliden gizliye bir çekişme ve bölgesel liderlik mücadelesi içindedir. Geçmişte İran’ın nükleer tesislere sahip olmak için verdiği uğraşı yeni bir kriz ekseni yaratmıştır.

 

Dünün Pers Devleti

 

İran’ın kökenini oluşturan Pers devleti ile batıya göçen Türklerin bu coğrafyada kurduğu çeşitli devletlerin ilişkileri İslamiyet'in doğuşu ve yaygınlaşması ile yeniden şekillenmiştir. 10’uncu yüzyılın sonlarında Müslüman Gazneliler devletinin idaresine geçen İran, 1040 yılında Gaznelileri Dandanakan’da mağlup eden Selçukluların ilerleyişi sonucu ise Türklerin hükümranlığı altına geçmiştir. 13’üncü yüzyılda Moğol istilâsı sonucu İran’daki Türk hâkimiyeti büyük yara almıştır. 

373 yıldır değişmeyen Türk-İran sınırı, 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaşması’yla belirlenmiştir. Bu sınır, günümüzün Ortadoğu coğrafyasında sömürgeci devletlerin belirlemediği nadir sınırlardandır.

19’uncu yüzyıldan itibaren bu bölgedeki Rus tehdidinde bir artış başlamıştır. Napolyon’un Rusya’yı güneyden kuşatma girişimi, Türkiye ve İran’ı birbirine yaklaştırmıştır. Türk-İran ilişkilerinde Osmanlı Devleti’nin sona ermesi ve İran’da Pehlevi Hanedanı’nın başa geçmesiyle birlikte yeni bir dönem başlamıştır.

1921’de Rıza Şah’ın ihtilâli ile başlayan bu yeni dönemde ulus-devlet ve modernite gibi kavramlar öne çıkmış, İran ve Türkiye arasında daha fazla ortaklık ve sürekli devam edecek yakınlaşma başlamıştır. 1921 yılında Moskova’nın girişimiyle Türkiye, Sovyetler Birliği, Afganistan ve İran arasında ikili anlaşmalar imzalanmıştır.

Cumhuriyet dönemi ve tarihi ziyaret

I.Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında iki ülke arasındaki sınır uyuşmazlıkları temel sorunlardan biri olmuştur. 1925’te Türkiye’de başlayan Kürt isyanlarıyla da yeni bir sorunun temeli atılmıştır. Kökü 19’uncu yüzyılın sonlarına dayanan Kürt milliyetçiliği, 1925’ten sonraki dönemde Doğu Anadolu’daki Kürt isyanlarının temelini oluşturmuştur.

22 Nisan 1926 yılında Tahran’da, sınır meselelerine bir son vermek ve iki ülke arasındaki karşılıklı ilişkileri geliştirmek amacıyla bir Dostluk ve Güvenlik Antlaşması imzalanmıştır. Türkiye, İran’ın Kürt ve Ermeni milliyetçiliği hareketlerine gösterdiği tolerans konusunda endişeliyken, Tahran yönetimi de İran Azerbaycanı’na karşı Türkiye’nin yaklaşımına şüpheyle bakmıştır.

Bu antlaşma yapılmadan önce, Türkiye ve İran gözlerini İran Azerbaycan’ına ve Doğu Anadolu’ya dikmişlerdi. Otonom bir Kürdistan’ın Doğu Anadolu’da kurulmasına sempati besleyen İran, Türkiye’nin kuşkularını giderecekti. Buna karşılık Türkiye, İran’daki ayrılıkçı hareketleri kışkırtmaktan vazgeçecekti.

  1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Türkiye ve İran arasındaki ilişkiler yine zayıflamış, her iki ülke bölgesel ve uluslararası düzeyde kendi problemleri üzerine yoğunlaşmıştır. 

 

Soğuk Savaş dönemi

Bu dönemde Türkiye ve İran, Sovyetler Birliği’ne karşı ABD’nin yanında yani Batı Bloku’nda yer almıştır. Ortak Sovyet tehdidine karşı yakınlaşma olsa da Türkiye NATO üyesi olduktan sonra Tahran ile siyasi, askeri ve ekonomik ilişkiler yeterince gelişmemiştir. 

İran Şahı’nın 1949 yılında Türkiye’ye teklif ettiği savunma işbirliği anlaşması, Moskova’nın daha fazla tepkisini çekmemek adına, ayrıca ABD’nin dahil olmadığı bir ortaklık olması nedeniyle Ankara tarafından reddedilmiştir.

Böylesi bir anlaşma ancak 1955’te Britanya öncülüğünde Türkiye, Irak, Pakistan ve İran arasında Bağdat Paktı’nın imzalanmasıyla mümkün oldu. Ancak söz konusu anlaşma Sovyet tehdidine karşı Batı’nın beklentilerini karşılayamadı. Türkiye, Batı içerisinde NATO aracılığıyla varlığını kuvvetlendirdiği için, bu pakta askeri açıdan kayda değer bir katkı sağlayamadı.

 

CENTO'nun kuruluşu

Irak’ın 1958 devrimi üzerine Bağdat Paktı’ndan ayrılması ve ABD'nin eklemesiyle dört devlet CENTO (Merkezi Antlaşma Teşkilatı-Central Treaty Organization) adı altında 1979 yılına dek birliklerini sürdürdüler.

CENTO’nun üç bölge ülkesi Türkiye, İran ve Pakistan arasındaki ekonomik ve kültürel işbirliğini geliştirmek için 1964 yılında Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği (RCD) adlı örgüt kurulmuştur.

 

Karabağ ile nasıl bir ilişki?

İran ve Türkiye’yi buluşturan bir başka çatı ise 1969 yılında kurulan ve diğerlerine kıyasla daha kapsamlı ve çok yönlü bir örgüt olan İslam Konferansı Örgütü olmuştur. 1979 İran İslam Devrimi’ne kadar Türkiye ve İran, İslam Konferansı Örgütü’nün içinde yakın ilişkilerde bulundular. Devrim sonrası dönemde iki ülke örgüt içerisinde karşı karşıya geldi.

Nükleer tesis yapımı ve nükleer silahların geliştirilmesi programın İran dünyaya kafa tuttu. Bunu Türkiye’ye karşı üstün olmak sevdasıyla yaptı. Azerbaycan-Ermenistan Savaşı’nda Ermenistan’ın yanında durdu. Türkiye’nin Azerbaycan’ın yanında durmasını içine sindiremedi. Bugün Karabağ’da Barış Antlaşması imzalanmış olmasına rağmen başta MİNSK Grubu’nun Rusya dışındaki ülkeleri ve sonra da İran bu antlaşmaya karşı çıkacaklardır.    

 

Sonuç

Türkiye’nin Kafkaslara yerleşmesi karşısında MİNSK Grubu’nun üye ülkeleri Türkiye’nin petrolden pay alacağı düşüncesiyle yıllar da geçse konuya el atacak ve kışkırtıcı faaliyetlere başlayacaklardır. İran bu faaliyetlere mutlaka katılacaktır.

Oysa Türkiye bir yandan da petrol boru hatlarının güvenliğini sağlama kaygısıyla hareket etmektedir. Gerek ateşkes’te gerekse barış planının sunumu ve kabul edilmesinde sadece Türkiye’ye yer verilmesi, MİNSK Grubu’ndan hiçbir ülkeye yer verilmemiş olması barışın pek de uzun süreli olamayacağı intibaını vermektedir.

Nasıl ki, 30 yıl önce Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan toprakları bugün yeniden ele geçirilmişse, belki 20 belki de 30 yıl sonra yine el değiştirmeyeceğin garanti etmek şimdiden mümkün değildir. Burada en büyük faktör Rusya’dır.

Rusya’da hükümet değişir, Batı’nın ekonomik ambargosu kaldırılır, Ermenistan nam ve hesabına Rusya’nın da itelemesiyle Azerbaycan tekrar masaya oturmaya mahkûm edilebilir. Sevr Antlaşması’nın pişirilip pişirilip masaya getirilmesini unutmayalım.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam