SON DAKİKA
reklam
reklam

Alman gözlüğünden korsanlık

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 5 Aralık 2020, Cumartesi - 14:54   Okunma Sayısı:

Bir önceki yazımda Akdeniz’de meydana gelen olayları 16.yy Korsanlığı adıyla konu edinmiştim. Bu tür faaliyetler özünde aynı şekilde farklı ve günün icaplarına uygun cereyan edecektir. Türk gemileri daha önce de Afrika sahillerinde saldırıya uğramış, personeli taciz edilmiş, hatta rehin alınmıştır. Bu fark dün korsanların yaptığını bugün devletler çeşitli kodlarla harekât şeklinde yapıyorlar.

 

Alman basınından

Financial Times: “Almanya Libya yolundaki Türk gemisinde denetlemeyi durdurmaya zorlandı. Ankara ve Avrupa Birliği arasında tansiyon yükselecek.”

 

Neue Osnabrücker Zeitung’un “… "Ankara'yı zapt etmek giderek zorlaşıyor. Türkiye, Libya’ya çoktan beridir ayak basmış durumda. Erdoğan'ın Akdeniz'in bu kısmındaki göçmen akınını da yönlendirme amacını güttüğü korkusu büyüyor. Bu hain plana, Türkiye-Yunanistan sınırında uzun zamandır tanık oluyoruz. Alman donanma askerlerinin engellenmesi büyük bir skandal.

 

Alman milletvekili ve bir bakanın demeçleri

Basın organlarından birinin bu şekildeki değerlendirmesine basın özgürlüğü diyerek bakabiliriz. Resmi kişi ve kuruluşları bağlayan ve NATO Parlamenter Asamblesi 66. Yıllık Oturumu’nda Alman milletvekili Jürgen Trittin’in,

  1. Türkiye’yi hedef alarak Türkiye’nin NATO değerlerini paylaşmadığını iddia etmesi ve

Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığını söylemesi ise,

  1. Türk hükümetini "Erdoğan rejimi"şeklinde ifade etmesi, Türkiye’nin BM’nin Libya

ambargosunu deldiğini ve Akdeniz’deki Alman gemilerini tehdit ettiğini ileri sürmesi çok daha ağır ve kendi hükümetini bağlayıcıdır.

 

Gelin görün ki, Alman hükümetinin bir bakanı, bir tık daha ileri giderek konuyu tırmandırmayı tercih etmiştir. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, “Türkiye ile Yunanistan arasındaki Doğu Akdeniz gerilimi nedeniyle Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki provokasyonları (Erdoğan'ın Kuzey Kıbrıs ziyareti gibi provokasyonlar) devam ettiği müddetçe aralık ayındaki AB toplantısında yaptırımların değerlendirilmesini beklediğini ve AB liderlerinin zirvede çetin bir tartışma yaşayacakları" ifadelerini kullanmıştır.

 

Sağduyunun isyanı

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, sağduyulu davranarak yukarıdaki sözlere karşı durmak ihtiyacını hissetmiştir. Stoltenberg, "Türkiye değerli ve önemli bir müttefik. Türkiye uluslararası terörle mücadelede hayati rol oynamaktadır.

Türkiye, Irak ve Suriye’de sahada DEAŞ ile savaşan tek müttefik. Hiçbir NATO müttefiki Türkiye kadar terör saldırısına maruz kalmadı. Hiçbir NATO müttefiki Türkiye kadar mülteciye ev sahipliği yapmamıştır” demek suretiyle cevap vermiştir.

 

Yorumlama

Önce tenkitleri ele alalım: Alman basınının fırkateyn olayını ele alarak Türkiye’nin hukuk devleti olmadığını ve Türk donanmasının Alman gemilerini tehdit ettiğini söylemesini anlamak mümkün değil. Soruları şöyle sıralamak da mümkündür:

 

  1. Hangi Alman gemisi, hangi koordinatta ve ne zaman tehdit edilmiştir?
  2. Uluslararası Deniz Hukuku; Viyana Protokolü, Palermo Sözleşmesi, Roma Sözleşmesi

gibi resmi taahhütleri kapsar. Bu sözleşmelerin içeriklerinde; insan kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı ve silahlı faaliyetlerle ilgili maddeler vardır. Bu maddeler arasında bayrak devletinin izni ve gemi kaptanının onayı olmadan gemiye çıkılmayacağı kayıtları vardır. Kaptanın gemisine bu şekilde çıkışı onayladığına dair belge, kayıt veya video var mıdır?

  1. Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın resmi açıklamasında, “… AB’nin ne meşru Libya

hükümetiyle, ne ülkemizle, ne de NATO’yla istişare etmeden başlattığı Irini Harekâtı…” ifadesi çok önemlidir. Aynı ittifakın içindeki Almanya, İtalya ve Yunanistan neden Türkiye’nin açık beyanlarına itibar etmez ve neden harekât öncesi Türkiye ile istişare etmez?

 

Sonuç olarak: Hukuki bir rejimi ifade eden açık deniz ilkesi, serbest kullanım prensibi ve bayrak devletinin münhasır yargılama hakkı ile karakterize edilmektedir. Hiçbir devletin açık denizde bir mülkiyetinin ve yargılama hakkının tek başına olamayacağı anlayışını, hiçbir devletin başka devletin gemisinin seyrini engelleyemeyeceği anlayışı takip eder.

Belki Türkiye hakkında biraz dolduruşa gelerek, belki kendi üst karargâhlarından mütemmim bilgi almaksızın bir icraatta bulunan operasyon gücünün, Türkiye’nin müdahalesiyle arama faaliyetine son verdiği anlaşılıyor. Açık denizlerde Türk gemilerine yapılan müdahalelerin ciddi bir karşılık bulması gerektiğini düşünüyorum. Uluslararası hukuk kimsenin tekelinde olan bir şey değildir. Uyulacaksa hep beraber uyulur, uyulmayacaksa tedavülden kaldırıldığı bildirilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam