SON DAKİKA
reklam
reklam

Kutsallık atfedilen doğa öğeleri

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 12 Aralık 2020, Cumartesi - 14:30   Okunma Sayısı:

Ruhani liderler, din görevlileri, âlimler ve şifacılar… Akdeniz coğrafyasının dört bir yanında dinlerarası ilişkilerde arabuluculuk yapan kimi zaman tanık ya da aktör olan insanlar epey geniş bir yelpaze oluşturur.

Elçiler, farklı dünyalar arasında seyahat edenlere odaklanır. Bu kişilerden bir kısmı dinler arasında arabuluculuğu ve diyaloğu kolaylaştırmak amacıyla uygulamaya dayalı girişimlerde dahi bulunurlar.

Dindarlığın ortaklaşan edimleri, sağlık, güvenlik ve refah için duyulan ortak arzulara dayanır. Paylaşılan sadece mekânlar değildir, dilekler ve ritüeller de ortaktır. Bir pratiğin etkili olduğu kabul edilmeye görsün, inançlı kişi o ulu kişiler ve bulundukları yerlerin gücünden faydalanmak için dini sınırları gönül rahatlığıyla aşar.

 

Pelagie Adaları

İtalya’ya bağlı Pelagie Adalarını oluşturan üç adadan birisidir. Yüzölçümü 21 km2’dir. Sicilya’nın 170 km güneybatısında olup İtalya’nın Agrigento iline bağlıdır. 11 km uzunluğunda olup en geniş yeri 3.2 km’dir.

Adada tarih öncesinden kalma ev temelleri, Kartaca mezarları ve Roma dönemine ait kalıntılar vardır. Osmanlılar, 1553’te bu adadan yaklaşık 1.000 kişiyi tutsak almışlardır. II. Dünya Savaşı’nda İngiliz ve Amerikan uçakları adayı bombalamış, 12 Haziran 1943’te Lampedusa, 13 Haziran’da da grubun öteki iki adası olan Linosa ve Lampione teslim olmuşlardır. Afrika’dan Avrupa’ya yapılan kaçak göçler için sıçrama tahtası oluşturur.

 

Lampedusa Adası

Adalar, Akdeniz coğrafyasında karmaşık bir rol oynar. Aynı anda hem çevresel konumdadırlar hem de denizin ortasındaki dolaşımın merkezi işlevini görürler. Buna bağlı olarak yoğun ticaret ve göç dinamiklerini yansıtırlar.

Tarihleri boyunca görebileceğimiz gibi bazı adalar bilhassa farklı dinlerin inananları arasındaki etkileşimlerle biçimlenmiştir.

Lampedusa Adası, Akdeniz’deki en eski kesişim noktalarından birini temsil eder. Denizyolu rotaları üzerinde konumlandığından bir konaklama ve sığınak işlevi görür. 16’ncı yüzyıldan beri ada, hem Meryem’e hem Müslüman bir evliyaya adanmış küçük bir mabede ev sahipliği yapmaktadır.

Her dinden denizciler, deniz kazası geçirenlere yardımcı olmak için buraya yardım malzemesi ve yiyecek bırakırlarmış. Bugün adanın sakinleri, paylaşma ve kurtarma geleneğini Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmenlere hâlâ yardım ederek yâd etmekteymişler.

Aslında deniz ve göllerdeki adaların çoğunda eski dönemlerden kalma mabetler bulunmaktadır. Nasıl ki, dağların en yüksek tepeleri Tanrı’ya yakın olarak kabul edilmişlerse, adalar da birer inziva köşesi olarak görülmüşlerdir. Van Gölü’ndeki Akdamar Adası da bize eski dönemlerin bir anlayışını yansıtmaktadır.

 

Mağaralar

Üç ehl-i kitabın dinlerinde kutsal mağaralara yer verilmiştir. Bu mekânlar hem dünyadan bir kaçışı hem de yaşamın kaynağını sembolize eder. Ayrıca inananlar buralarda kutsal mezarlar ve emanetler gibi dini geçmişe ait maddi kalıntılar ararlar. Bazı mağaralar belli ulu kişilerin hayatlarıyla da doğrudan ilintilendirilir.

 

 

 

 

Dağlar

Birçok dinde dağlar kutsal addedilir. Tektanrılı inançlarda dağlar, çoğunlukla vahiy alınan ve dini inzivaya çekilmek için en uygun yerleri oluşturur. Aynı zamanda bu tecrit durumunun kendisi dinler arası kesişmeleri teşvik edebilmektedir.

Türklerin meşhur Tanrı Dağları en eski bilinendir. Yunan mitolojisinde tanrıların en güçlüsü olan Zeus’a da Olimpos Dağı’nın zirvesi lâyık görülmüştür.

Hira Dağı, Cebel-i nur adıyla da bilinir. İslam’a göre Nur Dağı, Hz. Muhammed’in 40 yaşına yaklaştığında toplumdan uzaklaşarak Nur Dağı’ndaki Hira Mağarası’nda inzivaya çekilmesi ve burada vakit geçirmeyi adet edinmesiyle ünlüdür.

Samandağ’da Hızır ve Musa: Hızır veya Hıdır, İslami gelenekte bir peygamber veya evliyadır. Gizemli ve ölümsüzdür. Zaman ve mekânda yolculuk eder. Her defasında mütevazı bir hizmetkâr olarak Musa’ya, Büyük İskender’e ve diğer bazı figürlere eşlik etmiş, ilâhi bilgiyi mistisizm ve sezgi yoluyla öğretmeyi amaçlamıştır.

 

Köprü ve Geçitler

Anadolu ve Balkanlar şüphesiz ki geçiş ve mübadele bölgeleridir. Farklı kültürlerin karışımı burada melez geleneklerin ve dinlerarası pratiklerin gelişmesine zemin hazırlamıştır.

Köprü sembolü, esasen başarıya ulaşmak için geçilmesi gereken aşamaların bir tezahürüdür. Bu, kimi tradisyonlarda “dar kapı” olarak, kimilerinde “zor geçit” olarak, kimi mitlerde

“sadece bir anlık açık olan bir geçit” olarak aktarılmıştır. (Örneğin; Müslümanlar için Sırat Köprüsü)

Alışılmışın dışında biraz değişiklik oldu mu?

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam