İnsanların toplum yaşayışında yerlerini alabilmeleri için gerekli bilgi, beceri ve anlayışı kazanabilme ve kişiliklerini geliştirme amacıyla yetişmeye kısaca eğitim diyebiliriz. Sindire sindire özümlenecek belli bir süreç gerektirir.
“Güdümlü” sözcüğünü dar anlamda ele alırsak; gütmek fiilinden türetildiğini ve bir alet, sopa, bağırtı veya komutla yönlendirilen anlamına geldiğini söylemek mümkündür. Modern anlamda uzaktan elektronik veya manyetik sistemlerle komuta ederek hedefe yönlendirilen sistemler anlaşılabilir…
Eğitim süreçleri
Eğitim aileden başlar, semt terbiyesiyle şekillenir, okullarda gelişir. Her yıl yeni yazarların adıyla çıkan kitaplar eğitim sistemimizde yerini alır, yetiştirme için en uygun arayışlar devam eder, gider. Kışlalarda daha farklı konularda yükleme yapılır. Sosyal hayatın içinde tiyatrolar, iş çevreleri, dinî anlatımlar, ekranlara çıkan doktorlarımızın sağlık konusundaki açıklamaları eğitimin kesintisiz devamını sağlayan katkılardır.
Çocuklarımızın yetişmesi için MEB’lığınca gayret sarf edilmesi, TSK içinde aile ve evlilik konusunda dersler verilmesi, şirketlerde çalışan kişilerin kurum kültürü içine çekilmesi süreci olgunlaştıran evrelerdir. Üniversiteli gençlerin yeni yeni görmeye başladığımız vapurlarda sosyal içerikli küçük piyesler oynaması ve halka mesajlar vermesi de olumlu katkılar arasındadır.
Tüm bunlara rağmen eğitim seviyemiz yine de yeterli düzeye ulaşamamaktadır. Asırlar öncesinde bin hatta iki bin kişilik amfiteatrlar yapılmış insanları eğitmek için. Günümüzde bırakın amfiteatrları bu kadar çok kişiyi eğitecek tiyatromuz da yok.
Semeri altın olsa da
Olaylar karşısında kendisini koşuma girmiş hayvan gibi addeden ve davranışlarını kontrol edemeyen bir maganda kitlesi var. Yaptıkları yasadışı işlerle övünen veya toplumun değerleriyle zıt düşen bu tiplere her yerde, her sektörde hatta her tahsil seviyesinde rastlamak mümkündür. Galiba bunlara da güdümlü eğitim programları tatbik etmek gerekiyor.
Benim şahidi olduğum bazı olayların benzerlerine sizler de tanık olmuşsunuzdur. Duyarlı insanların magandalara yaptıkları uyarılar birer cümlelik. İkinci cümleyi sarf etmek zaten mümkün değil; çünkü bu kişilerin konuşarak anlaşma gibi bir özelliği yok. Hemen hır çıkarabiliyorlar. Bu yüzden değil midir, eşini öldürme, sokakta birbirini yaralama olayları? Elinde satırla insanları önüne katan, bıçak ve tabancayla halkı tehdit eden nice erkek müsveddesi var…
Ağaç duman ilişkisi
Bostancı-Kartal sahil yolunda çamların altında ailece piknik yapıyorlardı. Aldıkları eti mangalda pişirirlerken dumanlar, henüz gelişmekte olan çamların yeşil yapraklarını yalıyor, ağacın nefes almasını zorlaştırıyordu. Piknikçilerden birisi etkisi olabileceğini düşünerek mangal başındakini uyarmak istedi;
-- Duman ağacı kurutur ama?
Dumandan gözü dönmüş, midesine indireceği üç gram ete aklı kilitlenmiş tütsücü, senin üstüne vazife mi dercesine;
-- Önemli değil, kuruyan yaprak ve dalları kırarız…
Kabuklu yemiş
Hafta sonuydu. Kadıköy’de yürürken şahit olduğum olay ise bir başka garip cinsten. İki genç kabak çekirdeği almış, yiye yiye gidiyorlardı. Birisi her çıtlatmadan sonra kabuklarını yere atıyordu. Diğeri uyardı.
-- Yere atma lan!
-- Ne yapacaktım ki?
-- Elinde biriktir, hepsini bir seferde at!
Cami yanında
Aracının müzik sistemini bağırttırarak caminin yanından geçen Apaçi kılıklı hergeleye namazdan çıkan cemaatten biri söylendi;
-- Evlâdım, insanlar ibadetten çıkıyor, onlara biraz saygılı olsana!
-- Dayıcım, ben onların namazınıza karışıyor muyum?
Deterjanlı su
Sokakta park ettiği arabasını deterjanlı suyla yıkayan kişiye havaların ısınmaya başladığını, kedi, köpek ve kuşların daha fazla suya ihtiyaçları olacağını söyledim. Deterjanlı suyun birikinti oluşturduğunu, içmek için gelen hayvanlarda kansere yol açabileceğini anlatmaya çalıştım.
-- Bir şey olmaz abi, onlar alışıktır…
Dere kenarında
Yine sahil yolunda henüz kontrol altına alınmamış ve denize kirli su ve atık karıştıran derenin kenarında bir genç balık tutuyordu. Avladığı balıkların sağlık açısından yemeye pek uygun olmadığını söyledim.
-- Ben yemiyorum ki, satıyorum… İşte size haftanın hâsılatı…
Aile, çevre, dini esaslar, kurumlar ve iş kolları yetmiyor bizleri eğitmeye. Mayamız, genlerimiz, kodlarımız ne derseniz deyin, bozuldu? Kimler getirdi bizi bu hale?