Kuzey komşumuz ve süper güçler Rusya ile Osmanlı devleti ilişkilerinde inişli çıkışlı bir grafik çizmişlerdir. Rusya, Osmanlı imparatorluk tarihinin son üç yüzyılına damgasını vurmuştur. Fatih Sultan Mehmet’in Karadeniz’in kuzeyindeki Ceneviz kolonileri olan Kefe ve çevresini yani Kırım Hanlığını ele geçirmesi ile başlayan ilişkiler, Osmanlıların Avrupa ve Güney Doğu Asya ile meşgul olmasından dolayı o dönemde fazla gelişmemiştir.
17’nci yüzyılın getirdikleri
17’nci yüzyıldan itibaren güçlenmeye başlayan Rusya, Osmanlı devletinin coğrafi konumuna, jeopolitik koşullarına ve ticari/siyasi rekabet çatışma ortamının doğmasına sebebiyet vermeye başlamıştır.
I.Petro ile başlayan Rus yayılmacı ve sıcak denizlere ulaşma siyasetinin hedefinde Osmanlı Devleti’nin bulunması bu durumun ortaya çıkmasında asıl etken olmuştur. Daha sonra Rus tahtına çıkan hükümdarlar ve özellikle Çariçe II. Katerina tarafından bu siyasetin devam ettirilmesi Osmanlı Devleti’nin büyük toprak kayıplarına neden olmuştur.
Osmanlı devletin gerileme ve dağılma sürecine girmesinde de Rusya’nın etkilerinin büyük payı olmuştur. Çatışma ortamının ağırlık merkezini ise uzun yıllar Rus zulüm ve işkencelerine maruz kalan Kırım Hanlığı oluşturmuştur.
I.Dünya Savaşı yılları
İngiltere, 1915 yılında Rusların Doğu Anadolu’daki işini kolaylaştırmak ve İstanbul’u almak için deniz kuvvetleriyle Çanakkale’ye saldırmış; fakat güçlü top ateşi ve döşenmiş mayınlar yüzünden saldırısı başarıya ulaşamamıştı. Ayrıca İngiltere ve Fransa’nın İstanbul’un kendilerine bırakılması halinde Osmanlı devletinin başka bölgelerinin paylaşılması fikrini Rusya’nın benimsediğini de hatırlıyoruz.
1916’da Ruslar Kafkaslarda bize yeni bir cephe açmışlardı. Şubat ve mart aylarında Erzurum, Rize, İspir, Bitlis ve Muş’u; sonraki aylarda ise Trabzon, Bayburt ve Erzincan’ı alarak Tirebolu-Kelkit-Erzincan-Kiğı-Muş-Van Gölü hattına kadar ilerlemişlerdi.
Bolşevik hükümet, askeri sorunlar ve iç meseleler nedeniyle 7 Aralık’ta Almanya ve Avusturya ile silah bırakıştıktan sonra 16 Aralık’ta Erzincan’da Osmanlı devleti ile mütareke yapmıştır.
Kurtuluş Savaşı yılları ve Cumhuriyet dönemi
Rusya, 3-4 yıl öncesiyle muhasım bir tavır takınmış olmasına rağmen yönetim değişikliği nedeniyle Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye’ye destek vermiştir. İlk antlaşmalar da Ruslarla yapılmıştır. Bu konuyu sadece fikir vermesi bakımından kısa tutuyorum.
Cumhuriyet kurulduktan sonra normal ilişkiler yaşadığımız Rusya ile II. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru Almanya’nın yenileceği anlaşılmış ve Türkiye, Almanya’dan uzaklaşmaya başlamıştı. İngiltere, Fransa ve ABD, Almanya’ya savaş ilan etmeyen ülkelerin BM’ye üye olamayacağını bildirmişti. Türkiye de Almanya’ya savaş ilan etmiş; ama Almanya yenilmiş, savaş bitmişti. Sovyetler Birliği’nin Almanya’ya girmesiyle Alman arşivleri ve Türkiye ile olan yazışmalar Sovyetlerin eline geçince Stalin yönetimindeki Sovyetlerin Türkiye’ye karşı değişmişti.
Türkiye’ye saldırmak üzere Romanya’ya asker yığdılar. Stalin, Boğazlarda üs, Kafkaslarda Kars ve Ardahan’ı istemişti. ABD ile “soğuk savaş” dönemi başlamıştı. Türkiye BM’ye üye oldu. 1949’da kurulan NATO’ya da üye olmak istedi. İngiltere, Hollanda, Danimarka ve Belçika Sovyetler Birliği’nden korktukları için Türkiye’nin üyeliğine itiraz ettiler. Türkiye 1950 Eylül ve Ekim aylarında Kore Savaşı’na katıldı. Bu olay üzerine 1952’de NATO’ya kabul edildi. SSCB ile mesafeli ilişkiler içine girildi.
Bu dönem içinde Ruslar Türkiye’de büyük tesisler yaptılar. İskenderun Demir Çelik Tesisleri, Seydişehir Alüminyum Tesisleri, Akkuyu Nükleer Projesi vb, ilk akla gelenlerdir.
Günümüzde ters giden ilişkiler
Suriye olaylarının patlak vermesi üzerine Rusya, Suriye’nin yanında yer aldığı gibi, önemli ölçüde destek de vermiştir. IŞİD belâsı, ÖSO, Suriye merkezi hükümet kuvvetleri, Şii, Türkmen, ABD, Türk komandoları vb gibi kavramların iç içe geçtiği bir coğrafi kesitte de Rusya ile komşu olduk.
Sınırlarımızı ihlâl eden bir Rus uçağını düşürünce ortalık allak bullak olmuş, ticari dengemiz sarsılmıştı. Turizm yerinde saymaya başlamış, güney sınırlarımızın ötesine hava harekâtı icra edemez olmuştuk. Rus gazeteleri ve haber ajansları IŞİD petrolünün maliyetini çıkarmaya başladılar.
Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anatoly Antonov, IŞİD’i yenmek için yasadışı petrol ticareti kanallarının ve alt yapısının yok edilmesi gerektiğini söylemişti. Antonov, “Suriye’den yasadışı şekilde satılan petrolün ana güzergâhı Türkiye’dir.” demişti.
Rusya Genelkurmay yetkilisi Sergey Rudskoy, bunlardan birinin Deyr ez Zor’dan Batman’a, ikincisinin Tel Afar’dan Cizre’ye, üçüncüsünün de Rakka’nın güneyindeki bir petrol yatağından Osmaniye'ye gittiğini açıklamıştı.
Suçlamalar birlikte kırıştırmaya dönüştü
Bu kadar inişli çıkışlı bir grafik olabilir mi? Dün kötüydük bugün iyiyiz. Bu nasıl bir menfaat paylaşımı, nasıl bir siyaset çizgisidir? Bu şekildeki yaklaşımlar elbette Amerika’yı da rahatsız ediyordur.
NATO ittifakı içinde olan bir Türkiye, Rusya ile hava savunma sistemleri üzerine görüşmeler yapıyorsa neye veya kime karşıdır? Elbette kendi savunmamızı kendimiz yapacağız ve kimseye de güvenmeyeceğiz. Unutmayalım ki, yarın ilişkilerin tekrar ters dönmesi halinde Batılı liderleri arayacağımız tutarsa telefonlarının meşgul çalacağını da şimdiden düşünmemiz gerekir.