Bizlere eğitimin %10 anlatım, %25 gösterim, %65 yaptırıma dayandığı öğretilmişti. Bizler bunu hep tersten anlar ve anlatıma çok yer veririz. Okul idareleri hep öğrencinin kapasitesizliğini öne sürer; ama öğretici veya eğitici üzerine eğilmezler. Yılın sonunda öğrencilerin notları incelendiğinde vasat çizgisinin altında kaldıkları görülür.
Nedenleri araştırılır. Öğretmenler sınıfın kalabalık olması, kışın ısınma durumunun uygunsuzluğu, laboratuvar imkânlarının yetersizliği, velilerin ilgisizliği gibi nedenler ileri sürerek vaziyeti kurtarırlar.
Öğrencilerin sınıfta kalma oranı yüksek ya da öğrenci yetişmesinde yetersizliği kabul edilen eğitici veya öğretmenler başka görevlere atanırlar. Meselenin çözüldüğü, eğitimde reform yapıldığı hissiyle göğüsler kabarır; ama aynı sıkıntılar bu kez yeni atamalarla görülmeye başlar.
Demokrasiyi iyi bilenler (!)
Bilmem hangi ülkeye demokrasi götüreceğim diye seferber olup okyanus ötesinden yola çıkanlar, milli güvenlik dersinden sınıfta kalan bir ülkeye demokrasi dersi vermeye giderler. Bu gidiş, nice insanın ölümüne ya da yaralanmasına sebep olur. Toprağına girdikleri ülkenin merkez bankasını, kütüphane ve müzelerini boşaltarak katı kurallı sözleşmelerle o ülkenin elini kolunu bağlarlar.
Demokrasi dersini vermeye gidenler, gösterimde sunacakları kurallı sözleşmelerle örnekleri yanlarında götürememişlerdir. Bir zenci genç beş altı iri kıyımlı polis tarafından nasıl dövülür, kız öğrencilere silah nasıl doğrultulur, cezaevinde yatan bir hükümlüye nasıl işkence yapılır veya Guantanamo hapishanelerinde insan nasıl çürütülür… Bunlardan hangisini gösterime alabilirlerdi?
Demokrasi dersi öğretmenleri yetersiz kalmışlar, uygun ve öğretici nitelikte örnekler sunamamışlardır. AB kriterleri bu yöneticilerin okullarında okutulmamıştı.
İç siyaset
İç siyasetle ilgili söz etmek istemesem de ülkemizde iç siyaset, dakik olmak, doğru sözlü olmak, hukuka uygun hareket etmek, insana saygılı olmak gibi nezih ilkelerle hep çatışmalı olmuştur.
Değişik iktidar dönemlerinde insanlar öyle haller yaşamışlardı ki, kimisi ikbal hırsıyla, kimisi korkuyla, kimisi çevreden kendisine “boş kafa” deneceği hissiyle, kimisi de gerçekten kendi düşüncesine yakın bulması nedeniyle bir gücün (para, iktidar, moda veya sanat anlayışı) yanında yer almak ya da belli konumlara (mevki kapma) sahip olmak istemiştir.
Böylesi davranışlar genç yaşlarda gösterilebilir, hatta başkaları tarafından makul görülebilir ve hoşgörüyle de karşılanabilir. Sonraki yaşlarda bu hırslar giderek törpülenir ve biraz daha dikkatli olunur.
Bu arada “Ben demiştim, zaman zaman hatırlatmıştım” türünden açıklamalarla kendini emniyete alan veya bir değişiklik olması halinde kendisine yer arayanlar, falanca veya filancaya yakın olmayı avantaj görenler, menfaatler bittiğinde birbirini suçlayan veya birbirlerine düşenler de göze çarpar.
Bir partiden yeni seçilen genç hanım milletvekili boş bulunmuş haykırıyordu; “…Bu topraklardan def olup gideceksiniz… O keleşi (kalaşnikov marka tüfek) size çevirmesini biliriz…” Arkasından uyarılar yapılmış olacak ki, sözlerine düzeltme getirme ihtiyacını duymuştu. “…Yanlış anlaşıldım…”
Ağlama ekibinden olup şimdi siyasetin biraz uzağına itilen bir başkası da bazı şeyler söyler, sonra da yanlış anlaşıldım derdi. Bunlar her şeyin doğrusunu bilir, doğru söyler. Biz salaklar da hep yanlış anlarız.
Salak olduğumuzu daha önce bir başka yazımda da yazmıştım. Bu konuda DAB (Düzeltme Ana Bilim Dalı) üyesi olarak görev yapanlar olduğunu ve kalın kafalarımızın (!) anlayamadığı nice olayı düzelterek, “… Öyle demek istemedi veya şu anlamda kullandı…” şeklinde açıklamakla anlamamızı sağladıklarını ve sağ olsunlar nice zahmetlere katlandıklarını belirtmiştim.
Ekranlarda gördüğümüz ve halen görmekten bıktığımız siyasetçiler, sabahtan akşama kadar çene çalarak vakit dolduruyorlar. Bu tür söylemler halkı ikiye bölmeye yetiyor. Siyasetçi ağırlığını bilmeli, darası alınmamış konuşmalar yapmamalıdır. İş öyle bir hal aldı ki, farklı partilerde olanlar camilerini bile ayırmaya, birbirlerinin dükkânlarından alış veriş yapmamaya başladılar.
Bu birbirimize saldırma, hakaret etme, hor görme tavrımızdan vaz geçmeliyiz. Mecbur muyuz siyasetçileri dinlemeye?
Yeni siyasi durum
Türkiye’de siyasi durum yükselen ve alçalan çizgilerle sık sık şekil değiştirir. Çevresel, bölgesel ve küresel mevkilerde bulunan kişilerde durulma veya düzelme yaşanacağı beklenir. Özellikle iktisadi durumda ve hukukta yeni düzenlemeler yapılması ve AB kriterlerinin işlerlik kazanmasıyla demokrasimizde bir rahatlama olacağı aşikârdır.
Sokak ağzının yeni versiyonlarını duymak istemiyoruz. Didişmelerden uzak kalınmasını temenni ediyoruz.