Cirit
Türklerin varlık gösterdikleri her yerde ve her dönemde oynadıkları sportif bir oyundur. Eski Yunan yazarı Ksenefon, cirit oyununa benzeyen mızraklı bir süvari oyununu kendi toplumuna önermekte ise de ilk kez Orta Asya Türkleri tarafından oynanmıştır. Hatta ciritin dinsel bir kökeni olduğu da kabul edilmektedir. Cirit, Türkler tarafından Orta Asya bozkırlarından Anadolu’ya taşındı ve burada da çok benimsendi.
O dönemlerde bir binicilik oyununun olmasının yanı sıra biniciler için sağladığı bedensel ve askeri eğitimle birlikte savaş öncesi atları formda tutmak ve eğitmek amacıyla oynanmaktaydı.
Türkler ciritten büyük zevk alırlar ve sık sık cirit yarışmaları düzenlerlerdi. Zamanla düğünlerde, özel günlerde, bayramlarda ve tüm öteki eğlencelerde cirit oynamak bir gelenek haline geldi. Genellikle sonbaharda harman kalktıktan sonra yapılan düğünler, cirit oyunu ve ciritte koşacak atlar için uygun bir zaman olarak kabul edilirdi.
Atların dinlendirilmesi
Soğuk kış günlerinde atlar dinlenmeye alınır, formlarını kaybetmemeleri için ara sıra ava çıkartılırlardı. İlkbahar geldiğinde ise atlar yavaş yavaş açılır, önceleri kısa daha sonra uzun mesafeli koşular ve çeşitli hareketler yaptırılarak cirit oyununa hazırlanırdı. Bu ara vermeksizin yapılan çalışmalar ve cirit oyunu için mükemmel bir hazırlıktı. Cirit oynayacak oyuncuların da çok iyi yetiştirilmesine özen gösterilirdi.
Cirit oynama zamanı
Cirit oynanacak yer ve zaman önceden belirlenirdi. Kentin ya da kasabanın sokaklarında çığırtkanlar dolaşarak bir yandan davul çalar, bir yandan da “atına güvenen, oyununa kıvanan, önümüzdeki cuma günü (…) yere buyursun” diye bağırırlardı. Cirit oyunlarının başlayacağı bir hafta kadar süreyle yöre halkına bu şekilde duyurulurdu. Duyuru üzerine cirit oyununa katılmak isteyenler, ahırlarındaki cirit atlarını tımar ederek kısa koşularla başlayan ve küçük alanlarda çeviklik çalışmalarıyla devam eden ön çalışmalarını yapmaya başlarlardı. Bu dönem hem biniciler hem de atlar için heyecanlı bir hazırlık dönemiydi. Hatta çığırtkanın ve davulun sesini duyan tecrübeli cirit atlarının yerinde duramayarak kişnedikleri, kişnedikleri ve şaha kalktıkları gözlenirdi.
Özünü hep korudu
Cirit, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de seki Türklerdeki özünü korudu. Ancak bazı kurallar ve uygulama biçimleri değiştirilerek yeni bir cirit oyunu geliştirildi. Çok sevildiği için Osmanlı şehir ve kasabalarının hemen hepsinde cirit alanlarının yapılmasına özen gösterildi. Osmanlılarda cirit oyunu halk arasında olduğu gibi padişah ve saray ileri gelenleri tarafından da zevkle oynanırdı.
“Saltanat Binişi” denilen organizasyonlarda saray adına oynanan cirit ile halk arasında oynanan cirit farklı idi. Saray çevresinde düzenlenen cirit oyunlarına yabancı elçiler ve konuklar da davet edilirdi.
Kökbörü
Türk ve Orta Asya kültüründe atla oynanan bir tür oyundur. Geniş bir düzlükte takımlar halinde veya bireysel olarak oynanır. Kökbörü oyununa her atla katılınmaz. Oyunun eğitimli kaslı ve dayanıklı atlarla oynanması gerekmektedir.
Göçebe savaşçıların çevgan ve ciritle birlikte idman oyunu olarak oynadığı Kökbörü, geniş bir düzlükte oynanır. Amaç, kesik bir oğlağı veya küçükbaş hayvanların derisinin şişirilmesiyle oluşturulmuş bir tulumu, at üstünde taşıyarak belirli mesafeyi aşmaktır.
Turlar atılır
Düzlüğün ortasında bulunan bayrağın etrafında önceden belirlenen sayıda tur atılarak başarı elde edilir. Oğlağı taşıyan atlıyla beraber diğer oyuncular da oğlağı kapmak için yarışır. Oğlağın yere düşmesi durumunda ise süvariler at üstünden eğilerek yerdeki oğlağı almaya çalışırlar. Yere inmek de serbesttir. Kökbörüye izleme güzelliği veren süvarinin at üstünde yaptığı çevik hareketlerdir. Atına en çok hâkim olan atlı ya da en çevik atlı, sahada en etkili olandır.
Oyuna başlamadan önce oyuncular temiz ve dürüst oynamaya ant içerler. Oyuncular sahanın ortasına yuvarlak bir şekilde sıraya geçerler ve orta hakemin söylediği sözleri tekrarlayarak ant içerler ve seyircilerden dua isterler.