SON DAKİKA
reklam
reklam

Avrasya’ın Jeopolitik Önemi ve Azerbaycan’daki Gelişmeler

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 21 Aralık 2020, Pazartesi - 09:38   Okunma Sayısı:

Kıymetli okurlarım, Avrasya yaklaşık olarak beş yüz yıl önce, kıtaların siyasi olarak etkileşimde bulunmaya başlanmasıyla birlikte, dünya iktidarının merkezi olmuştur. Avrasya Küresel üstünlük mücadelesinin oynandığı büyük stratejik bir sahadır. Küresel mücadelede jeo-strateji önemli bir merkezdir. Hitler ve Stalin 1940’lı yılların başında, Kasım ayında gizli bir görüşme gerçekleştirir. Görüşmede geçen konuşmayı katıldığı TV söyleşisinde Zbigniew Brzezinski şu cümlelerle aktarmıştır. “Amerika’nın Avrasya’dan dışlanması gerektiği konusunda Hitler ve Stalin hem fikirdir. Her ikisi de Avrasya’nın dünyanın merkezi olduğu ve Avrasya’yı kontrol edenin dünyayı da kontrol edeceğinde hem fikir olmuşlardır. “

Küresel jeopolitik faaliyet alanları ile rekabet eden sistemin iddia edilen evrenselliklerinin birleşimi ile rekabet dayanılmaz bir yoğunluk oluşturmuştur. Dağlık Karabağ sorunu, Sovyetler Birliği’nin Kafkasya’ya miras olarak bıraktığı çok önem atfeden bir sorundur. Rusya kontrollü bir uluslararası kaosu tercih eder gibi görünse de stratejik denklemi bilerek hareket etmiştirler. Rusya, Türkiye için basit bir manevra aracı değil, gerçekçi bir düzlemde ilişki kurulacak bir partner olarak ön plana çıksa da dikkat etmemiz gereken en önemli sinsi düşmanımız vasfını devam ettirmektedir. Petro’nun vasiyetinin Kafkaslar ile ilgili bölümü şu şekildeydi: “Gürcistan, Kafkaslarda İran’ın şah damarı pozisyonundadır. Bunun için Gürcistan’dan önce Ermenistan ve Azerbaycan’ı (Güney ve Kuzey) zapt edip, İran’ın dahili dehalarını kendinize hademe yapmanız gerekir”. Bahsedilen koridor ise, Ruslar tarafından Nahcivan ve Azerbaycan arasında, Türk nüfus yapısının zorla değiştirilerek Ermenistan’a bağışlanan “Zengezur Koridoru” dur.

Rus Çarı I. Petro’nun, kendinden ve sonrakilerin uygulaması için, 1725 yılında yazdığı ve 1738 yılında ortaya çıkan gizli vasiyeti genelde bölüm halinde ve kısa parçalar şeklinde incelenmektedir. Günümüzdeki uluslararası siyasetle olan bağlantısı kurulamamaktadır. Bu vasiyet bugüne kadar gerek çarlık gerek Sovyetler ve gerekse Rusya dönemlerinde vazgeçilmeden uygulanmaya devam etti. Hâlbuki vasiyet; Rusların dünya egemenliği, Akdeniz ve Basra Körfezi’ne çıkarak, Hindistan ve Avrupa’yı ele geçirme planlarının anayasasını oluşturmakta. Ve plan bir bütün olarak değerlendirildiğinde geçmişten günümüze kadar yakın çevremizde gerçekleşen olaylara bakma açısından ciddi bir anlam kazanmaktadır. Kazım Karabekir Paşaya göre Rusların büyük hayali, Rus Çarı Petro’nun vasiyetinde yer alan maddelere dayanıyor. Şüphesiz tarihi sürecinde Rusların temel amaç ve hedeflerini iyi bilmemek yanlış değerlendirmelere neden olmuştur. Petersburg şehrindeki Petro Sarayının mahzenlerinde bulunan bu vasiyetname bir “Dünya Hakimiyeti” mefkuresinin kâğıda dökülmüş kısa halidir.

 

Dağlık Karabağ Denklemi

Uluslararası dönüşümün en önemli sebeplerinden bir tanesi “Frozen Conflict’’ dediğimiz yani Donmuş İhtilaf mesele yeniden çatışmaların ortaya çıkması ve sıcak bir hale gelmesidir. Dağlık Karabağ’da da bunu bizzat gördük. Ama bölgede Türkiye’nin aktif rol alması ve masada diplomasiyi etkili şekilde uygulaması bu sorunun çözümünde Türkiye’yi uluslararası arenada baş aktör yapmıştır. Stratejik ve küresel bakış açısına sahip olan diplomat her görüşmeden yüzünün akıyla ayrılır bunu da unutmayalım.

Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya arasında 9 Kasım'da imzalanan ateşkes anlaşmasıyla bölgedeki dengeler ciddi anlamda değişti. Rusya, Sovyetler Birliği'nin yıkılışından beri ilk kez Dağlık Karabağ'a askeri olarak dönüş yaparken, Azerbaycan Ermenistan'ın işgali altındaki bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ermenistan ile Azerbaycan arasında bir aydan fazla süren savaşın ardından Rusya'nın arabuluculuğunda kalıcı ateşkes anlaşması imzalandı. Dağlık Karabağ krizinde Rusya'nın Kafkas topraklarındaki belirleyici rolünü ortaya koyduğunu, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu artırdığını ve Batılı ülkelerin tamamen oyun dışında kaldığını net olarak görmekteyiz. Azerbaycan ise bölgesel ve askeri düzeyde tartışmasız galip gelerek bölgede zafere ulaşmıştır. Azerbaycan, Türkiye'nin desteği ile Minsk Grubunun 30 yıldır çözemediği Karabağ'daki işgali bitirdi.

Rusya, barış gücünü ortaya atarak bölgede kalıcı olmak için çaba sarf edecektir. Türkiye'nin de yer alacağı masada, sahanın galibi Azerbaycan ve Türkiye sahada ve masada güçlü olduklarını tekrar dünyaya gösterdiler. Azerbaycan, yaklaşık otuz yıldır işgalci ve terörist Ermenistan’ın işgalinde bulunan topraklarını gerçek hakkıyla geri aldı. 1992’de Hocalı ’da Azerbaycan Türklerine soykırım yapan ve Karabağ’ı işgal eden Ermeniler, saldırgan tavrını sürekli sürdürdü, temmuz ayında Ermenistan Tovuz’a saldırmıştı. 27 Eylül’de Azerbaycan Ermenistan arasındaki çatışmalarda Ermeniler büyük kayıp ve yenilgiye uğrarken Azerbaycan işgal edilen şehirlerini, köylerini tek tek geri aldı. Yaşadıkları büyük bozguna dayanamayan Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan Azerbaycan’la anlaşma masasına oturup imzayı attıktan sonra kaçarak gitti.

Ermenistan kaybedeceği bir savaşa girdi ve kaybetti. Yapılan anlaşmayla Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki savaş sona ererken Azerbaycan zaferini tüm dünyaya ilan etmiş oldu. Yapılan anlaşmanın Azerbaycan’ın sahada elde ettiği kazanımlarını hukuken diğer aktörlerce tanınmasını sağladığını dünya manşetlerinde görüyoruz. Rusya’nın barış gücünü Karabağ’ın belli bölgelerine yerleştirmekle birkaç hedefi var. Birincisi, anlaşmanın korunması. İkincisi, tarafsızlık ve arabuluculuk rolünün resmen kabul edilmesi. Üçüncüsü ise Karabağ’ın tamamen Azerbaycan’ın kontrolüne geçmesinin önüne geçilmesi olarak yorumlanabilir. Ermenistan’ın anlaşmadaki yükümlülüklerini yerine getirmekten başka bir çıkar yolu yoktur. Şayet Ermenistan bunu yapmaz ise çatışmalar tekrar başlar ve diğer bölgelerin geri alınması tüm hızıyla devam eder. Çatışmaların sürmesi Ermenistan güçlerinin giderek zayıflamasına yol açtı, Ermenistan son gücünü koruyabilmesi için diplomatik sürece razı oldu çünkü maşa olarak giriştiği bu savaşı kaybetti.

Kremlin’in verdiği mesajlar gayet net; Karabağ meselesi benim başkanlığımda toplanacak masada çözülecek, Ermenistan devleti Rusya olmadan bir hiçtir. Ermenistan’da, görünen o ji yakında Paşinyan devrilecek ve yerine Koçaryan’ın geçmesi bekleniyor. Rus dış politikası için Kafkasya coğrafyası büyük önem taşımaktadır. Rusya bölgede kendi çıkarları doğrultusunda tehlikeli arayışlara girebilir. Putin barışı masasını kurarken iki ülkedeki milliyetçiliği alevlendirmeye devam edeceğe benziyor. Rusya’yı huzursuz eden bir başka mesele Türkiye’nin Karabağ meselesine müdahil olmasıdır. Rusya tek arabulucu olmak isterken, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in “Türkiye’siz masa kurulmamalı” çağrısı Moskova’yı rahatsız etti. Hatta Şuşa’nın alınması ve Nahçivan ile Azerbaycan arasında yaklaşık 5km’lik Türk koridorunun açılması Türkiye’yi yıllar sonra kadim Türkistan topraklarıyla organik bağının oluşmasını sağladı. Kuzey ve güney yarım kürenin jeopolitik yarışında, düğümleri çözecek anahtar ülke konumunda olan Türkiye, Avrasyacı ve Atlantikçi politikalarda sadece coğrafi konumu değerlendirdiğinde bile en güçlü aktörlerden biri olacaktır. Putin’in bazı hayal perestlikleri başına iş açabilir. Türkiye bu zorlu süreçten de alnının akıyla çıkmıştır.

Savaş sırasında Azerbaycan Türk Ordusundan Şehit Düşen Askerlerimizin Mekânları cennet makamları âlİ olsun. Gazilerimize Yüce Rabbim Şifa versin.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam