Kıydılar yine masum canlara... Vicdanları kara, elleri kirli, gözleri kör mikroplar! Sosyal bünyemizi tahrip ediyorlar. Hangi terör örgütünden olduğu da önemli değil. Örgüt adı El Nusra’dır, Boko Haram’dır; ama bizim için bugün PKK’dır, FETÖ’dür.
Sınır ötesindeki birliklerimizden de şehit haberleri geliyor. Yüreğimiz parçalanıyor babasız çocuklara ve çocuklarının acısını kalbine gömen babalara… Nasıl geldik bu günlere? Nasıl düştük bu gayya kuyusuna?
Biraz erken mi davrandık?
İsyanım var bu ülkenin aydınına, okumuşuna, idarecisine... Terör örgütünün her başı sıkıştığında onu kurtarmak için ateşkes, kardeşlik, barış nutukları atanlara... Akîllere, insan hakları savunucularına!
“Çatışmalar dursun, silahlar sussun”… Bu nutuklarla hükümetin kapısını çalmaya gittiler. Hiç tahlil yapmadan, geçmişi dikkate almadan… Pembe gözlüklerle baktılar gelişmelere, sloganlarla çözmeye çalışmak istediler olan biteni…
Tempo tutanlar
Vaktiyle bu memlekette el birliğiyle TSK aleyhine tempo tutanlar vardı, gözbebeğimiz ordumuzun general ve subaylarına tv ekranlarından işaret parmağını sallayarak ciyak ciyak bağıranlar, “iyi ki, bu komutanlarla savaşa girmemişiz” diyenler, “TSK kâğıttan kaplanmış” diyenler vardı. Yok, 2’nci dalga, yok 3’üncü dalga tutuklamalarını bıyık altından gülüşlerle desteklediler.
Gaflet içinde ve kimin haklı kimin haksız olduğunu bilmeden peşin hükümler verdiler. Söyledikleriyle büyük güvencemiz Silahlı Kuvvetlerimizi yaraladılar. Farkında olmadan teröristin başını sıvazladılar.
Dün bunları yapanlar, “adalet önünde hesap verin” diye bağırıyorlardı. Peki, şimdi siz kendinizi vicdan terazisine koyuyor musunuz? Hayatını kaybedenlerin, intihar edenlerin ve hastalık sahibi olanların neler çekmiş olabileceklerini düşünüyor musunuz?
Oysa son nefesi vermek pek öyle kolay değil. Koskoca Kanuni’nin son nefesinde bir solukluk ömür istediği nokta, hepimizin gönlünden geçen bir dilektir; ama o an da muhasebe anı değildir. Hepimiz yaptıklarımızla ve yapmadıklarımızla öbür tarafa gideceğiz ve karşılığını göreceğiz. Bunun da hesabını yaptınız mı?
Terörün tavan yaptığı dönem
Bazı çevreler, Dersim Harekâtı’nı ve Cumhuriyet’imizin kurucularını acımasız şekilde tenkit etmekteydiler. Oysa 10 Ağustos-16 Eylül 1938 döneminde yapılan Dersim’i tarama harekâtında 7.954 kişi etkisiz hale getirilmiş ve 1.019 silah toplanmıştı.
Ortaya çıkan şudur: Cumhuriyet’in temel değerlerine karşı çıkan, toprak koparmaya çalışan ve eli silahlı dayatmalara giren kim olursa olsun, nerede ve hangi dönemde olursa olsun karşılığını görmektedir, görecektir de…
Maksadını aşan veya politika gereği söylenen söz ve açıklamalar her dönemde olabiliyor. Bunlara kanarak rotasını şaşıran, ulusal değerlere dil uzatan gafil muhbirler (!) de ortaya çıkabiliyor.
Kurtuluş dönemindeki kadın pilotumuza ve havacılarımıza dil uzatmak, sokak ve caddelere adları verilmiş Milli Mücadele kahramanlarının adlarını silmek, heykellerini kaldırmak şeklinde tavırlar koymak moda haline gelmişti. Bunları yapanların bugün hiç sesleri çıkmıyor. O gencecik Kürt çocuklarını kandırarak dağa çıkaranlar susmayı tercih ediyor. Mülki idareciler, olayların üstüne gitmediler.
Mahkeme kararları
AİHM’ye de rica ediyorum, insan hakları adına bize ceza kesmeyin! AYM’den de istirham ediyorum, hakları gasp edilenlere tazminat ödenmesi kararlarınızın ödeme şeklini değiştirin lütfen! Sonuçta bunları yapanlar, bu durumlara yol açanlar cezasını ödemiyor ki? Devlet kesesinden ödenmesi demek, paraların halk olarak bizlerin cebinden çıkması demektir. Zaten isteseniz de failler yok ortada...
Kahramanlar!
Gözünüzü kırpmadan bu topraklar için hayatınızı feda ettiniz. Sizlere minnet borçluyuz, hakkımızı helâl ediyoruz. Acaba sizler de bize hakkınızı helâl eder misiniz?