SON DAKİKA
reklam
reklam

Geziden arta kalanlar

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 28 Aralık 2020, Pazartesi - 10:12   Okunma Sayısı:

Sadakanın başka türü

   Bugün gezmek ve gözlem yapmak için evden erken saatte çıkmıştım. Para bozdurmak için manava yöneldim. Manav İsmail, bir sandık içine sararmış yapraklı kıvırcık salata, ezilmiş domates, bir miktar kurtlu meyve ve kullanım tarihi dolmuş ekmek ve ayran koymuş.

   ---Bunları ne yapıyorsunuz? dedim.

   ---Çöpe atmıyoruz. Fakir insanlar için ayırıyoruz. Onlar akşam saatlerinde gelip alıyorlar abi. Hey gidi Osmanlı! Sen “sadaka taşı”nı bulmuşsun. Günümüzün insanı sadaka sandığını…

 

Yoksa sadaka bu mu?

Simitçi fırınının önünden geçen kasketli yaşlı adamcağız,

   ---Yeğenim, ekmek tezedir? dedikten sonra bir francalanın köşesinden koparıp ağzına attı. Fırıncı bozulmasına bozulmuştu, ama sabah sabah sinir sisteminin tahrip edilmesini istemiyor olsa gerek;

   ---Bir lokmayla anlaşılmaz babacım… Ekmek bizden sana sadaka olsun, karar senden…

 

Mesai yorgunluğu

   Daha yola yeni çıktım, gördüklerime inanamıyorum. İnsanlar duraklarda… Uykularını alamadıkları ve yorgun oldukları her hallerinden belli… Nasıl zinde olsunlar ki? Saat 18.00’de mesaiden çıkıyor. İki saate yakın trafikte ve belki de ayakta geçiyor. Eve gelişi 20.00…

   Bazılarının her akşam duş alması mümkün değil. (Su ve sabun, evin giderlerini arttırıyor) Elini yüzünü yıkasa ve yemeğe otursa saat 21.00 olur. Esnemekten eşi ve çocuklarıyla konuşmaya vakit ayıramaz. Çoğu çocuklarını sevemeden okul durumunu soramadan yığılıp kalıyordur. Bazıları ek iş bulmuşsa gece mesaisine hazırlanıyor belki de…

   Koyu renkli ve ütüsüz kıyafetli çoğu tıraş olamamış insanlar... Otobüsü beklerken uyuklayanlar, otobüs yaklaşınca uyanıyor ve kapılara hücum ediyordu. Binince de boş buldukları koltukta uyumaya devam ediyorlardı. Belki de yerlerini birilerine vermemek için. Bir gençle konuştum. Yaşlı bey sizden yer istercesine bakıyordu. Keşke uyanık olsaydınız (!) da yer verseydiniz. Hem de sevap olurdu.

   ---Abi, Tuzla’dan her gün Cevizlibağ’a çalışmaya gidiyorum. Yol iki saat kadar sürüyor. İki saatten fazla da akşam dönüşüm sürüyor. Zaten bütün günüm ayakta geçiyor. Yaşlı insanlar, ücretsiz kartla her yere gidebiliyorlar. Devletin sağladığı bu güzel imkânı neden mesai saatlerinin başlangıç ve bitiş saatlerini seçerler. Neden çalışanları düşünmezler? Dayanamadım yine konuştum. Bu yaşlı insanlar hasta olup hastaneye de gidiyor olabilirler. Hastalığın saati, yeri, zamanı olur mu? Onlara ne diyeceksin?

   ---Dilerim yine bana rastlamaz…

İskelede

   Vapur iskelesinde bekliyorum. Ayaklı bir radyo istasyonu (!) telefonun öbür ucundaki arkadaşına yüksek volümde yayın yapıyor. Ayakta ve yatarak tedavi arasındaki farkları anlatıyor. Bıçak parası, hoca parası nedir, diğer yolcular öğrenmiş oldular. Herkesin kendisine baktığını dikkate almak bile istemiyor.

   Vapur yanaşmaya başlayınca oturduğu yerden kalkarak ve de yolcuları yararak ön tarafa geçti. Belli ki ayakta kalmak hoşuna gitmiyor, etrafı temaşa etmek istiyordu.

Okumuş insan

Oku, baban gibi eşek olma!

Oku baban gibi, eşek olma!

Hepimiz okullarda okumuşuzdur. Günlük yaşantımızda sık sık da söylenir bu sözler. Metrotren bekliyoruz. Çocuk babasını uyarıyor:

   ---Baba sarı çizgilerin geçilmemesi için uyarı yapılıyor.   Babası gayet pişkin;

   ---Uyarı çocuklar için. Babalara bir şey olmaz…

Trende

   Bir hanım trende tığ işi yapıyordu. Her insan trende, uçakta veya otobüste rahat olamayabiliyor, midesi bulanabilir. Öyle ya belki de evin ağır masraf ve giderleri için gelir kaynağı yaratıyordu…

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam