SON DAKİKA
reklam
reklam

Eski Mahkeme ve Sokağı

Köşe Yazarı: Başak ERTEKİN   Eklenme Tarihi: 29 Aralık 2020, Salı - 10:48   Okunma Sayısı:

 

   Ülkemizde en çok değişen hususlardan biri de sokak isimleridir. Bir sokağın adının değişmesi, o mahalle kültürünü bile etkileyebilmektedir. Çoğunun isimleri bir özelliğe istinaden verilmiştir. Örneğin; Karaköy-Tophane arasında Şarap Sokağı vardır.

 

   Bu sokakta da Fransız ve İngiliz gemilerinin getirdiği veya götürdüğü şarap fıçılarının muhafaza edildiği depolar, mahzenler, şarap evleri bulunurmuş. Gayri Müslimler, şarap ve diğer alkollü ürünleri buralardan temin eder, buralardaki şarap evlerinde otururlarmış.

                                                                                      

   Bugün konusunu edeceğimiz sokak Üsküdar’da Mimar Sinan Çarşısı’nın karşısında bulunan eski mahkeme ve kendi adını verdiği Eski Mahkeme Sokağı’dır. Üsküdar mahkemesinin Fatih zamanı (18.2.1451-3.5.1481)’na ait olduğu söylenir. Halk arasında da Fatih Mahkemesi diye anılır. Tamamı yığma taştan yapılmış olan bina topluluğunu, salon ve zindanlar olmak üzere iki başlık altında ele alabiliriz. Üst kattaki mahkeme salonuna dik taş merdivenle çıkılmaktadır.

   Önce birinci zindanın terasına ulaşırsınız. Kitabesiz kemerli kapıdan ise mahkemenin salonuna girilmektedir. Küçük bir aralıktan sonra iki zarif mermer sütunun yükseldiği kubbenin altından tonoz çatılı esas odaya girilir. Sağında şu anda mevcut olmayan iki dolap ve bir şömine varmış. Kadının oturduğu yer niş şeklindedir.

 

   Zindanlar bugün de mevcuttur. Bina restore edildikten sonra zindanlar sergi salonu ve kütüphane olarak kullanılmaktadır. Evliya Çelebi, “Şehir ahalisinin şeyhülislam tarafından tayin olunan hâkimi beş yüz akçe payesiyle molladır ki, yüz adamı ile hükümet eder. Bütün eyaleti köylerdir. Beş naibi (yardımcısı) vardır. Senevi 40 bin guruş geliri olup Yeniçeri Ocağı’ndan bir oda teşkil ederler. Çarşı içinde yeniçeri ile kulluk bekler.” demiştir.

 

               Mahkeme binası                           Halkın burayı “Fatih Mahkemesi” olarak anmasına sebep olan rivayet ise şöyledir:

   Fatih Sultan Mehmed, bugün mevcut olmayan Beyazıt’taki Eski Saray’ı yaptırıyormuş. Rum mimar sütunları kısa kestirince yapı hem inşa edilememiş hem de süre uzamış. Padişah, Rum mimara kızarak ellerini kestirmiş.

 

   Mimar, durumu kadıya şikâyet etmiş. Devrin Kadısı Hızır Çelebi, Fatih Sultan Mehmed’i Rum mimarla birlikte bu binada muhakeme etmiş ve Fatih’i haksız bularak ellerinin kesilmesine hükmetmiş. Böylesi bir adalet karşısında şaşkına dönen Rum mimarın diyeti kabul etmemesi üzerine Fatih’in elleri kesilmekten kurtulmuş. Rivayet de olsa olay başlangıçta ürperti verici; ama adaletin doğru şekilde tesis edilmesi bakımından önemli… Batı’ya da güzel bir örnek.

 

Fatih Kanunnamesi

   Üç kısımdan teşekkül eden Kanunname’nin birinci kısmında kadıların mertebelerine yer verilmiştir. Nizâm-ı âlem için kardeş katli meselesi de bu Kanunname içindedir. İlgili madde;

 

‘‘Ve her kimseye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların Nizâm-ı Âlem için katl eylemek münasiptir. Ekser ûlema dahi tecviz etmiştir. Anınla amil olalar.’’ şeklindedir

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam