SON DAKİKA
reklam
reklam

Fransız Devrimi’nden Hiroşima’ya (Bölüm II)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 9 Temmuz 2017, Pazar - 19:00   Okunma Sayısı:

Atatürk’ün vefatından bir yıl sonra ortaya çıkan ve 1939-1945 yılları arasında karada, havada ve denizde cereyan eden o güne kadar insanlık tarihinde görülmemiş derecede kapsamlı ve yıkıcı olan II. Dünya Savaşı, dünya politikasını olduğu gibi Türk dış politikasını, kültürünü, ekonomisini ve milletlerarası ilişkilerini etkileyen önemli bir dönem olmuştur.
II. Dünya Savaşı, iki delinin marifetidir. Hitler’in amacı, Germen kökenlilerin çoğunlukta olduğu yerleri kendi topraklarına katarak Büyük Almanya’yı meydana getirmek; Mussolini’nin amacı ise, Akdeniz’i içine alacak Roma İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmak şeklinde açıklanabilir.

Sovyetler Birliği neden huzursuzdu 
Sovyetler Birliği, Almanya’nın güçlenmesinden ve Hitler’in antikomünist söylemlerinden rahatsızlık duyuyordu. Batılı devletlerin güçlenen Almanya’yı Sovyet Rusya’nın üzerine sürmek istedikleri kaygısını taşıyordu. Aynı Rusya, doğuda Japonya’nın baskısı altındaydı. Münih’te yapılan konferansa Sovyetler Birliği’nin çağırılmaması ve konferansta alınan kararlar, Sovyetler Birliği’nin Batılı devletlere olan güvensizliğini arttırmıştır. Bu güvensizlik nedeniyle, II. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Sovyetler Birliği ile batılı devletler, aralarında politik ve taktik savaşlar yaşamışlardır.
Batılı devletler ve Sovyetler Birliği, Alman gücünü birbirlerinin üzerine sürme mücadelesi yapmışlardır. İlk aşamada Sovyetler Birliği 23 Ağustos 1939’da –yani savaşın başlamasından bir hafta önce- Almanya ile bir saldırmazlık anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşma ile Sovyetler Birliği, Alman savaş makinesini kendi üzerinden uzaklaştırıp batılı ülkeler üzerine sürmüş, Almanya da ilk anda iki cepheli bir savaş yapma zorunluluğundan kurtulmuştur.
Sovyetler Birliği Almanya’nın zaman içinde yıpranacağını düşünürken Almanya da arkalarında Sovyet desteği olmayan Fransa ve diğer Avrupa ülkelerini kolayca alt edebileceğini planlamıştır.

Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’ndaki durumu
II. Dünya Savaşı sırasında Türk dış politikasının hedefi, savaşa katılmadan Türkiye’nin toprak bütünlüğünü korumak olmuştur. Türk hükümeti, yabancı askerleri Türk sınırından uzak tutarken Türk askerlerini de yabancı sınırlardan uzak tutmaya yönelik bir tarafsızlık siyaseti izlemişlerdir.  
Türkiye’nin tarafsızlığı, küçük bir devletin bağımsız bir güç olarak kendisini saldırıdan koruyup dev ülkeler arasında denge unsuru olma politikasının uygulaması olmuştur. Türk hükümeti, gelişmeleri titizlikle takip etmiş; ancak savaşın gidişatının müttefiklerden yana görülmeye başlamasından sonra şu endişeleri yaşamıştır:

Yaşanan kaygılar
1.    Müttefikler, Almanya’yı bir güç olarak Avrupa’dan silmeye kalkışacaklardır,
2.    İngilizler, Ruslarla etki alanları anlaşmalarına girişecek ve bunun sonucu olarak
Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa’ya ve Balkanlara egemen olabilecekti,
3.    İngiltere Türkiye’yi savaşa girmeye zorlayacaktı,
4.    Sovyetler Türk havaalanlarının kullanılması da içinde olmak kaydıyla İngilizlere tanınan
Hakların, Türk hükümetince kendilerine de tanınmasını isteyeceklerdi…
Türk hükümeti, İngilizlerle işbirliğine yanaşmadığı gibi çeşitli nedenlerle İngiliz ve Amerikalıları, SSCB’nin savaş sonrası niyetleri konusunda uyardılar. İngilizlerin kendilerini savaşa sokma çabalarına ve Türk topraklarında hava üssü kurma isteklerine set çektiler.
Müttefiklerin savaşı kazanacakları kesinleşince İnönü, Türkiye’nin tek başına kalmakta olduğunu anlamış ve özellikle de Türkiye’nin SSCB karşısında yalnız bırakılmasından kuşkulanmıştı…  

Cumhuriyet Arşivinden 
1939 yılındaki gelişmeler üzerine Türk hükümeti sınırlarını deldirmemek için her tedbiri uygulamaya koymuş, Hava Kuvvetleri personelinin yetişmesi ve bomba atış eğitimi için Merzifon’a giden uçakların hava alanının durumundan haber alabilmeleri için Zogo köyüne ait telefon hattını tayyare bölüğü karargâhına bağlatmıştır. 
Dört Alman uçağının Marmaris sahillerinde seyrederek bomba attıkları makineli tüfek ateşi açtıkları rapor edilmiştir. 
Cumhuriyet Arşivinde ilginç bir belge çok dikkatimi çekmiştir. “ABD’nin 2. Dünya Savaşı sırasında ödünç verdiği gemilere karşılık olarak, Rusya’dan alacağı 38 adet harp gemisinin, devir ve teslim işlerinin, Marmara’da uygun bir yerde yapılması.” 
Bu neyi ifade eder? Tabii ki, yıllarca Türkiye’yi “Komünizm” korkusuyla yaşatanların Rusya ile aralarının yağ-bal olduğunu…                      
 (Devam edecek) 

 1- Doç. Dr. Emruhan Yalçın, “Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-2”, Kayhan Matbaa-İstanbul, 2105, s: 387, 388
2-   Cumhuriyet Arşivi, Fon kodu: 30-18-1-1,  Kararlar Daire Başkanlığı,  Belge tarihi: 31.03.1939,   Yer no: 188-   288-1 
 3 - Cumhuriyet Arşivi, Fon kodu: 30-18-1-1,  Kararlar Daire Başkanlığı,   Belge tarihi: 26.01.1944,    Yer no: 232-
   563-13
 4 - Cumhuriyet Arşivi, Fon kodu: 30-18-1-2,  Kararlar Daire Başkanlığı,  Belge tarihi: 19.02.1954,    Yer no: 134-   120-3

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam