SON DAKİKA
reklam
reklam

Pandemi bize neleri gösterdi

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 31 Aralık 2020, Perşembe - 09:39   Okunma Sayısı:

Sokağa çıkma yasaklarına uymayan insanların ceza yemeleri karşısında polise çeşitli

mazeretler ileri sürmeleri, toplumumuzda yalancı sayısının giderek arttığını,

*Polise mukavemetin doğalmış gibi uygulandığını,

*Maskeye karşı bir direniş ortaya çıktığını,

*Aşıya karşı bilinçsiz bir kitlenin oluştuğunu, açıklama ve tepkileriyle olumsuz propaganda

yaptıklarını,

*Alkollü araç kullanan, trf kurallarını hiçe sayan, aracının muayene zamanını geçirmiş ve araç

üstü avadanlıklarından eksiği olan insanların kameraları görünce efelik taslamalarını, tehditler

savurduklarını görüyoruz.

 

Ekranlarda tartışanlar

*İktidarın ve muhalefetin kaskatı yandaşı şeklinde kendi konularını savunanları görüyoruz.

Oysa her iki tarafın da iyi ve kötü yanları var.

*Bazı söyledikleri veya anlattıkları gerçek bilgiye dayanmıyor. İlgililerden son durumu

alınmadan bazı şeyleri kamuyla paylaştıklarına inandık.

*Hakarete varan bağrışmalar, mahkemeye varan çıkışmalara tanık olduk.

* Çiftçi, işçi, esnaf, oto tamircisi, terzi, boyacı gibi çeşitli uğraşı alanlarından birer ikişer kişinin ekranlara çıkarılmayıp alışılmış yüzlerin çıkarılmaya devam ettiğini görüyoruz.

 

Sokakta

Pandemi biz 65 yaşın üzerindekilere korku aşıladığı gibi özgürlüğümüzü de kısıtlıyor. Her gün saat 10.00-13.00 arasında sokaktan istifade etmek ağır geliyor. Şimdilik yapacak bir şey yok. Daha önce de üç aya yakın süreyle hiç dışarıya çıkmamıştık; bu kez hafta sonları hariç her gün üç saat süreyle çıkma imkânımız var…

Dün gündüz saati olmasına rağmen banklarda battaniyelere sarılmış yatanları gördüm. Hayret pabuçları yerde, giyilebilecek türden olmasına rağmen kimse aşırmamış. Şu kanepede bir başkası yatıyor.

Biraz ileride sevgililer kaçamak öpüşüyorlar. Pandemiye aldıran yok. Çocuk bahçesi anneler ve çocuklarla dolu… Köpeklerini gezdiren iki hanım, kuşlara simit kırıntısı atan yetişkinler. Belli bir saatten sonra akşam soğuğu kendisini hissettiriyor.

Ağaçların yapraklar sararmış, kimileri yere dökülüyor. Bu ayrılık hayattan kopuştur. Acaba ağaç mı üzgündür, yaprak mı? Hepimiz bu en büyük kopuşu yaşayacağız. Büyüklerimiz gitti, sıra bizlerde…

 

Seyyar satıcı

Seyyar arabasıyla dumanını tüttüre tüttüre çay satan adamcağız geliyor. Konuşuyoruz,

 

   ---Satışlar nasıl?

   ---Valla ben daha önce künde (günde) 120 bardak kadar satardım. Artık eskisi gibi gitmiyor.

   ---Şimdi kaç bardak oldu?

   ---Daha 35 bardak oldu. Bir iki saat sonra da bırakıp eve gideceğim. Hanım hastadır. Ben bakıyorum ona…

 

İşte şimdi bütün neşem kaçtı. Satış, para, yorgunluk, zaman hepsi bir yana; ama hastalık çok zor. Peki, bu adamcağız ne yapacak? Ne kadar zor bir durum değil mi? Bütün neşem kaçtı. Kendi dertlerimi unuttum. Allah yardımcısı olsun!

 

Boyacı çocuk

Bu üzüntü ve düşünceler içinde parkın sonuna doğru yürüyorum. Hava soğuk ve çiseleyen bir yağmur var. Çıkışa yakın yerde boyacı çocuğu gördüm. Ona para vermek geldi içimden. Yanına gittim, sandığın üstüne ayağımı koydum ve ayakkabıyı boyamasını istedim. Çenem düştü yine, sordum:

 

   ---Evlâdım, bugün hava yağışlı… Kimse ayakkabısını boyatmaz ki?

   ---Olsun amca! Senin gibiler var ya…

 

İyi ki, “el âlem aptal mı, bu havada ayakkabı boyasın” şeklinde konuşmaya girmemişim. Altından kalkamayacağım cevapla karşılaşabilirmişim…

Hal hatır faslından sonra konuşmaya başladık, ayakkabı boyacısı Lâz çocuk sandığa vurarak bademyağı isteyip istemediği sordu. Dur bir muziplik de ben yapayım şu afacana:

 

   ---Bademyağı kullanmıyorum. Balıkyağını tercih ederim.

   ---?

   ---Bir soru soracağım. Bilirsen 10 lira vereceğim.    

   ---Sor amca!

   ---Telefondaki ilk söylediğimiz söz nedir?

   ---Bunu bilmeyecek ne var? Tabii ki ALO.

   ---Eee, insanlar bazen birbirlerine seslenirken de aynısını söylüyor.

   ---Abi o ALO değil, ULA…   Keyiflenmiştim doğrusu…

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam