SON DAKİKA
reklam
reklam

Tehlikeli girişimler

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 11 Temmuz 2017, Salı - 09:00   Okunma Sayısı:

Arap Baharı, Kuzey Afrika sahillerini yalayarak Doğu Akdeniz’e ulaşmıştı. Buraya gelene kadar bazı iktidarları devirmiş, bazı iktidarları tedirgin etmişti. Doğu Akdeniz’de Suriye iktidarını devirememiş; ama çok insanı yutmuş, yerinden yurdundan etmişti.
İki büyük Asya gücü Rusya ve İran, Suriye olayını fırsat bilmişti. Birisi eski SSCB döneminin yayılmacı ideolojisini diğeri de Şiî nüfuzunu Mezopotamya Havzası ve Doğu Akdeniz’de tesis etmek için kolları sıvamışlardı. Yaklaşık dört yıldan beri İran ve Rus silahlı kuvvetlerinin propaganda faaliyetleri sürüp gidiyordu.
İran’ın Mezopotamya Havzası’na duyduğu ilgi
İran, Mezopotamya Havzası ile alâkasını 1980’li yıllarda sürdürdüğü İran-Irak Savaşı sırasında ortaya koymuştu. İran gizli servisi SAVAMA, bir istihbarat teşkilâtını fazlasıyla yoracak İran-Irak Savaşı gibi bir meşguliyet içerisindeyken Lübnan’da Hizbullah’ın kuruluş sürecini de koordine etmekteydi. 
Savaş ekonomisine rağmen Lübnan’daki Şiileri silahlandırıyor ve Lübnan genelinde oldukça güçlü istihbarat hücreleri oluşturuyordu. 
İran, İslam Devrimini de ihraç etmeye başlamıştı. Aynı dönemde Necef, Kerbelâ ve Basra’daki Şiî havzalarında etkinliğini arttırıyor ve Saddam rejimini içten içe rahatsız ediyordu. Bu kadar komplike harekâtın tamamını dikkat ve titizlikle yürütebiliyordu. Oysa Suriye meselesi gibi küresel sorunu bir kaç yıllık kurumsal hafızayla yönetmeye kalkışmıştı.
Ortadoğu, bir kaos merkezi…
İran ordusu, hepimizin bildiği İran Devrim Muhafızları adıyla öne çıkıyordu. Elinde mevcut Amerikan menşeli harp silah ve vasıtalarını (özellikle hava kuvvetlerindekileri) Rusya’dan aldığı yeni silahlarla, uzun menzilli S-300 füzeleriyle, nükleer tesislerle genişletmek ve planlarını geliştirmek istiyordu.
Kandil’i bombalamak, Deniz Kuvvetlerini modern füzelerle donatmak ve Suriye’ye kuvvet göndermek gibi çıkışlarla gövde gösterisi yapıyordu. İran, IŞİD belâsı ortaya çıkınca Irak ve Suriye’ye birlik göndermişti. 
Uzmanlar Suriye’de üç bin kadar İran askeri bulunduğunu düşünüyor. Ekim ayından beri 100 İran Devrim Muhafızı üyesi ya da askeri danışmanın hayatını kaybettiği haberleri basında yer almaktaydı. İran Devrim Muhafızları, IŞİD’e karşı mücadelede önemli bir rol oynuyor.
Devrim muhafızları 
İran halkı, IŞİD tehdidi nedeniyle kayıplara büyük tepki göstermese de  çok sayıda İranlı asker Suriye’de hayatını kaybetmekteydi. Son olarak Suriye’de askeri danışman olarak bulunan İran Devrim Muhafızı komutanlarından General Hüseyin Hemedani, geçen yıl 8 Ekim’de IŞİD militanları tarafından vurulmuştu… 
Devrim Muhafızlarının kurucu üyelerinden Muhsin Sazegara ise “İran-Irak Savaşı sırasında da durum aynıydı. Devrim Muhafızlarının üst düzey komutanları ön cephelere gidip, bazen de yaşamlarını yitirirlerdi” ifadelerini kullanmıştı. 
Sazegara, “Bu bir taktik. Bir çeşit fedakârlıktır. Bu şekilde sadece arkalarına yaslanıp başkalarının savaşmasına izin vermiyorlar” demek suretiyle savaşanlara moral vermeyi ummuştu. 
Bir propaganda daha
Devrim Muhafizlarına hava vermenin yanı sıra deniz kuvvetlerini de propagandaya vesile eden İran, birtakım gelişmeleri basına yansıtmıştır. İran uzmanları tarafından imal edilen “Kadir” füzeleri İran Savunma Bakanı General Hüseyin Dehkan’ın da katıldığı özel bir törenle İran İslam Cumhuriyeti Deniz Kuvvetleri envanterine teslim edilmiştir.
Törende konuşan İran Savunma Bakanı General Dehkan, savunma bakanlığına bağlı hava-uzay sanayiinin yerli teknik kadro tarafından üretildiğini açıklamıştı. Savunma bakanı Dehkan, söz konusu füzenin alçak irtifada uçabilen, hedefe yüzde yüz kilitlenen ve elektronik savaşta yüksek seviyede yok etme gücüne sahip olan bir füze olduğuna dikkat çekmişti.
İran İslam Cumhuriyeti Ordusundan Tuğamiral Habibullah Sayyari, deniz kuvvetlerinin serbest uluslararası sularda İran İslam Cumhuriyetinin sınırlarını, özellikle de su sınırlarını, kaynaklarını ve çıkarlarını korumadaki sorumluluk ve görevine temas ederek bu tehlikeli görevin yerine getirilmesinde deniz kuvvetlerinin uygun teçhizat ve gereçlere sahip olması gerektiğini söylemişti.
Bunun gerçekleştiğini de Irak üzerinden Suriye topraklarına füze fırlatarak IŞİD hedeflerini vurmasında görüyoruz.
Çatışmalar mezhepler arası 
gerginliği arttırıyor
Suriye’deki savaş farklı güçleri de içine çekmiştir. İran ve Rusya, Beşar Esad’ı desteklerken ABD, Fransa ve İngiltere Suriye topraklarında IŞİD’i hedef alan saldırılar düzenliyor. Suudî Arabistan, Türkiye ve Katar muhalefete destek veriyordu. Arabistan, Katar ile yaşadığı soğukluk nedeniyle Türkiye’ye karşı mesafeli durmaktadır. 
BM Güvenlik Konseyi, Suriye barış süreci için bir karar tasarısını onaylasa da savaşı sona erdirecek engeller hâlâ ortada durmaktadır
Yakın geçmişte İranlılar; Lübnan, Irak ve Suriye’de süregelen krizleri fırsata dönüştürmek için gönüllü milisler toplamaya başlamış ve Şii milislere şehir savaşı, sabotaj, gayrinizami savaş ve istihbarat eğitimi vermişler ve bunu da sonradan doğrulamak zorunda kalmışlardı.
İşin ilginç yanı, dünyanın gözleri nükleer üstünlük peşinde koşan İran’ın üzerindeyken, özellikle küresel güçlerin bu gelişmeleri ya görememiş olması ya da müsamaha etmiş olmalarıdır. 
Rusya İran’a uzun menzilli füze satmakla onu kendi saflarına çekmeyi düşünmüş, İran da bunları özellikle TSK’nın harp gücüyle karşılaştırarak üstünlük taslamayı tercih etmiştir. G20 toplantısında nükleer güce sahip ülkelerin liderleri ise nükleer silahlara yasaklama getirilmesini kabul etmemişlerdi. Bence işbirliği gizliden gizliye de olsa devam ettiriliyor olsa gerek?

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam