Mete Akyol, Ankara’da görev yaptığım yıllarda üç kez birliğime gelmiş ve üç ayrı kitabını imzalayarak bana vermiştir. 4 Mayıs 1995 günü imzalayıp verdiği kitabından ilginç bir bölümü sizlerle paylaşıyorum. Yetişmiş gazeteci, olgun ve yurtsever bir insan olarak tanımıştım onu. Kısa hayat öyküsünü sayfanın sonunda bulabilirsiniz. Kendisini rahmetle anıyorum.
Kennedy henüz öldürülmemiş, Johnson henüz başbakanlığa getirilmemişti. Yıl 1962 idi. ABD Başkan Yardımcısı Johnson, üç günlük resmi ziyaret için Ankara’ya gelmişti. Ben gazeteden Johnson’u izlemek üzere görevlendirilmiştim…
… Johnson’un o günkü ziyaret programında son durak TBMM idi… Johnson sıkışmış, bacaklarını birbirine yapıştırmış ve iki dizini birbirine sürtüyordu. Etrafındakiler Meclis tuvaletinin yerini soruyorlardı. Bir görevli tuvaletin yerini gösterdi. Johnson iki koruma görevlisiyle birlikte o tarafa yöneldi. Onları kapıda bırakıp solo olarak içeri girdi…
… 10-15 dakika sonra Johnson’un içeriden çıkmasını bekleyen gözler, koruma polislerinden birinin içeriye girdiğin gördüler. Bir süre sonra polis çıktı ve ABD’li diplomatların olduğu yere doğru yürüdü. Nihayet konu bizim Hariciyecilere intikal etti.
“İçeride tuvalet kâğıdı yokmuş, sayın konuğumuz tuvaletten çıkamıyormuş” dediler. Hariciyecilerimiz, sadece duyduklarını değil, kuşkularını da birbirlerine söylemeye başladılar. “Rezil rüsva olduk birader. Biz şimdi nereden tuvalet kâğıdı bulalım da konuğumuzu tuvaletten çıkarabilelim?
Olaylara kulak kabartan bir odacı, “Ben şimdi size tuvalet kâğıdı bulurum. Senato Başkanı’nın odacısıyım. Bizim Başkan Suat Hayri Ürgüplü Beyefendi, makamındaki tuvalette hep tuvalet kâğıdı kullanır. İşi bitince de kâğıdı dolaba koyar.”
“Anlat anlat hele, şimdi odasında tuvalet kâğıdı var mıdır?” dediler. Odacı, karşısındaki tüm diplomatların el pençe divan durduklarını görünce, kendisini dirhem dirhem satmaya başladı:
“Suat Hayri Beyefendi’nin odasının anahtarı da bendedir amma, belki tuvalet kâğıdı kalmamış olabilir. Eğer tuvalet kâğıdı kalmamışsa masasından bir tutam yazı kâğıdı getireyim mi?”
“Senato Başkanı’nın masasındaki kâğıtlar acaba teksir kâğıdı mıdır, yoksa parşömen kâğıdı mıdır? Belki pelür kâğıdı da vardır masasında?” Odacı dudaklarını büktü: “Valla beyim ben kâğıtlar arasındaki cins farkından anlamam. Bir koşu gider bakarım. Tuvalette yoksa dolabına bakarım. Tuvalet kâğıdı bulamazsam masasında ne cins kâğıdı varsa içlerinden en yumuşağını seçer bir tutam getiririm.” Hariciyeciler tavuk kışkışlar gibi kışkışladılar odacıyı:
“Hadi aslanım, oyalanma da hemen git bak! Bulur bulmaz da yıldırım gibi getir buraya” dediler. Odacı ok gibi fırladı. Dakikalar birbirini kovaladı dönmedi. Tüm diplomatlar ve koruma polisleri koridorda, Johnson da çıkamadığı tuvalette…
Odacı birden göründü. Elinde yarısı kullanılmış, ancak öteki yarısı sapasağlam duran bir tuvalet kâğıdı rulosu vardı. Tuvalet kâğıdını gören tüm diplomatlar, tuttukları takım gol atmış gibi ellerini havaya kaldırıp “Bravo, bravo!” diye sevinmeye başladılar.
Odacı onların sevinç gösterileri arasından koşmasına devam etti. Aralarından sıyrılıp tuvalete doğru koridorda koşmasını sürdürdü. Diplomatların yanında bulunan koruma polisi şimşek gibi fırladı ve odacıyı daha beşinci adımını atmadan ceketinin ensesinden yakaladı. Bir hamle yapıp elindeki tuvalet kâğıdını almak istediyse de odacı ondan daha atik davrandı. İki avucunun içinde tuttuğu tuvalet kâğıdını karnına bastırdı ve tespih böceği gibi tostoparlak oluverdi.
Ceketinin ensesini polisin elinden kurtardığı gibi diplomatların olduğu yere koşmaya başladı. Diplomatlar odacının kendilerine doğru geldiğini görünce bireysel çaba gösterisine giriştiler. Hepsi de tuvalet kâğıdını odacının elinden almaya kalktı. Koruma polisi tekrar geldi ve ufak bir numarayla odacının direncini kırdıktan sonra tuvalet kâğıdını odacının elinden kaptı. Bir solukta koridoru geçip Johnson’un kapalı kaldığı tuvaletten içeri girdi.
Resmi devlet konuğu tuvaletten çıktıktan sonra hariciyeciler odacıyı da onun hizmetini de unuttular ve konuğun arkasından yürüyerek Meclis binasını gezmeye başladılar. Odacı ise sel gittikten sonra kalan kum tanesi örneği hizmetinin takdir edilmemesinden duyduğu üzüntüyle orada sipsivri külâh gibi kaldı. İçim parçalandı odacının bu durumuna. Johnson’u izlemeyi bıraktım, onunla bir röportaj yapmayı istedim.
---Merak etme, senin hizmetini basın unutmayacaktır. Şimdi seninle konuşacağım ve bu büyük hizmetini bütün ulusa duyuracağım.
---Basınımız eksik olmasın, beyim” dedi odacı…