SON DAKİKA
reklam
reklam

Unutulacaklara birkaç ilave daha (Kadının yaşam hakkı)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 14 Ocak 2021, Perşembe - 11:07   Okunma Sayısı:

 

   Kadın hakları konusunda daha önce yazdığım yazılara “Unutulacaklara bir ilâve daha” başlığını kullanıyordum. Bu yazımın başlığını ise bir günde üç kadının öldürülmesi nedeniyle “Unutulacaklara birkaç ilâve daha” şeklinde seçtim. Kadınların yaşam hakları konuda yazılar yazmaktan geri kalmak istemeyişime rağmen olay sayısına yetişemiyorum. Töreleri köhnemiş, çağa ayak uyduramayan bizim gibi toplumlarda bu kadar olay olmasını neye bağlayacağız? Hiç şüpheniz olmasın son cinayetler de unutulacak, yine olaylar olacak…

 

Yapılacak olanlar

   Alışılagelmiş faaliyet olarak yapılacakları bir kez daha söyleyeyim: Önce konunun görüşülmesi için bir toplantı düzenlenecektir. Hatta bundan önce bir ön toplantı yapılarak toplantının gerekli olup olmadığına karar verilecektir.

   Toplantı günü yaklaşınca ya yağmur yağar, ya şimşek çakar, toplanma sonraya bırakılır. Ya da AB’den önemli kişiler ülkemize gelir, toplantı gün ve saatlerinin çakışmasını önlemek için bizim toplantı ertelenir.

 

Toplantı

   Neyse, toplantı günü aksamaz ve toplantıya girilir. Falanca kişi gösteri kanununa muhalefetten yasaklı olduğu için, filanca gazeteci kleransı olmadığı için, bir başkası toplantıyla ilgili görülmediği için içeriye alınmaz ve ayırımcılık daha eşikte başlar.

   Toplantının ilk dakikaları genel açıklamalar, hatır sormalar ve geç gelenlerin tenkit edilmesiyle sürdürülür. İlk yarım saat geçtikten sonra esneyen hatta uyuklayanlar görülür. Bir iki ses yükseltme veya yanındakinin dürtmesiyle uyuklayanlar kendine gelirler. Çaktırmadan kılık kıyafetlerini düzeltir, düşünüyormuş havasını vererek başını ellerinin arasına koyar veya çenesini göğsünde kavuşturduğu ellerinin arasına alır. Bu arada etrafa şöyle bir göz atarak basının kendisini görüntüleyip görüntülemediğinden emin olmaya çalışır.

   Bazı katılımcıların düşüncelerini serdedebilmesi için bilgisinin olması gerekir, olmadığı yüzünden bellidir. Anlatılanları dinlese not alması gerekir, defteri zaten yoktur. Arada bir saatine bakarak ilk teneffüsü bekler, birkaç kurabiyeyi çayla götürmeyi hesaplar. Ara verildiğinde dışarıya çıkınca önce fetva verir: “Basacaksın sopayı ite!”

 

Toplantının ikinci bölümü

   Toplantının ikinci bölümüne girilecektir. Kimisi çektiği son nefes sigara dumanının yarısını salonda hohlayacak, kimisi içeride dişlerini karıştıracaktır. Dışarıda devam ettirdiği konuşmalar nedeniyle büyük efor sarf eden birkaç muhterem, midesini de şişirince içeride milli mücadele çırpınışları göstererek uyumamaya çalışacaktır. Kimisi resim yapacak, kimisi karalama… Kimisi mesaj çekecek, kimisi kısık sesle telefon görüşmesi yapacaktır.

   Yine uykuya direnemeyenler görülecektir. Uyumayanların ise bir kısmının bedeni salonda, bir kısmının aklı başka yerde olacaktır. Kadına karşı uygulanan şiddet onu pek ilgilendirmez. Eğer bir kurumu temsilen gönderildiyse amirine veya kurumuna rapor vermesi gerekeceğinden son anda kısa notlar almak zorunda kalır. Yabancı sözcük, hukuki terim veya tıbbi kelime varsa onları pas geçer; çünkü zaten Türkçe’yi zor konuşuyordur.

 

Katkı sunmak isteyenler

   Bir de o toplantıya katkıda bulunmak ve fikir sunmak amacıyla gelen insanlar vardır. Azınlıkta kalırlar. Ani çıkışları olabileceği, moderatörün hoşuna gitmeyecek sözler sarf edebileceği gibi nedenlerle bu insanlara pek söz verilmez. Diğer konuşmacılar böbürlenerek veya o tarz konuşmaların yeri burası olmamalı edasıyla ve istemeyerek bakarlar o inançlı kişiye. Bu arada fıkra anlatılır, benzetmeler yapılır. Artık toplantının sonuna geliniyordur.

   Kapanışta bir konuşma daha yapılarak toplantının çok yararlı olduğu vurgulanır. Önemli bilgilerin paylaşıldığından söz edilir. İşte bu çok önemlidir; çünkü bu ülkede “kadına karşı şiddet” ilk defa olmuştur (!) ve konu masaya yatırılmıştır. O kadar kişi de önerilerini sunmak yerine olayın detaylarıyla bilgilendirilmiştir.

 

Sonuçta

   *Tedbirler yoktur veya göstermeliktir,

   *İnsan hakları suçlu olanın lehine çalıştırılmıştır,

   Ülkemizde böylesi olaylar ilk defa mı oluyor? Bugüne kadar yüzlercesine tanık olmadık mı? Hep havanda su dövüldüğü için bugünlere geldik. Bu ülkede önce kendi yasalarımızın, törelerin veya AB yasalarının hangisi uygulanıyor. Hukuk sistemimiz karmakarışık.

   Bir günde üç kadının öldürüldüğü, herkesin kendi başına otorite olduğu, kimseye hesap sorulamadığı, yapanın yaptıklarının yanına kâr kaldığı ülkede yaşıyoruz. Osmanlı toplumunda cellâtlar, normal bir mezarlığa kabul edilmeyip ıssız yerlerde gömülmüşler, başlarına da sadece basit ve isimsiz bir taş dikilmiştir. Biz bu suçluları neden cellât olarak görmüyoruz? Sonuçta ikisi de insan hayatına son veriyor. Bunlara en ağır mahkûmiyet cezası uygulanmalı ve ömür boyu içeride çilelerini doldurmalıdırlar.

   Cicero’nun bir eserinde, “Hepimize insan deniyor, ancak sadece insani bilimler aracılığıyla uygarlaşmış olanlarımız insandır.”[i] demiş. Bizdeki defolu kafalı, sığ görüşlü ve bozuk ambalâjlı tipleri görse herhalde bu sözünü biraz daha keskin şekilde dile getirirdi.

 

 

[i] Cicero, de Republica, 1, 28

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam