SON DAKİKA
reklam
reklam

Balamir Ve Tekin’in Ardından

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 13 Temmuz 2017, Perşembe - 10:00   Okunma Sayısı:

Geride bıraktığımız hafta sanat ve sinema dünyasında iki önemli ismi peş peşe sonsuzluğa uğurladık. Hakan Balamir’in rahatsızlığını ve Süreyyapaşa  Göğüs Hastalıkları Hastanesinde  Maltepe’de yaşayan bir gazeteci arkadaşımdan öğrenmiştim. Ben de konuyla ilgili bir haber hazırlayacaktım ki;Balamir’in vefat haberini aldım. 1946 yılında İstanbul'da doğan ve asıl adı Balamir Tavacıoğlu olan Hakan  Balamir dönemindeki bir çok ünlü aktör ve aktris gibi “Ses” dergisinin yaptığı yarışma sonucu sinemaya adım atarken Balamir, 1972 yılında "Bir Aşk Bin Ölüm" adlı film ile sinema oyunculuğuna başladı. 1974 yılında başrolde oynadığı "Yunus Emre" adlı sinema filmindeki rolü ile 11. Antalya Film Şenliği (Altın Portakal)   En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. Hakan Balamir yaşamını aslında verdiği bir röportajda kısa kısa özetlemiş.
“1945 İstanbul doğumluyum. Hakan Balamir sinemada alınan ismimdir. Asıl adım Balamir Tavacıoğlu. Babam subaydı nasıl ki memur çocukları bir sene orada bir sene burada dolaşırsa bizde öyle dolaştık. Babam çok tayin olurdu, örneğin ilkokula Sivas Ziya Gökalp ilkokulunda başladım. İkinci sınıfı İstanbul da okudum. Ortaokulun bir bölümünde Ankara ya gittik. Lise ikinci sınıfa kadar Ankara da kaldım, lise son sınıfta tekrar İstanbul'a geldik burada okudum. Babaya bağımlı yaşadığımı için rüzgar nereye savurduysa ailemle oraya gittim. Anne baba ayrıydı ben babamın yanında kalıyordum. Babam subaydı ama annemin durumu daha iyiydi. Annemle birlikte kalan bir kız kardeşim vardı, bakıyorum yaşantısına kolejde okuyor, eve piyano hocaları geliyor, diğer ders hocaları geliyor. Ben babamın yanında o kadar rahat koşullarda değildim. Ne de olsa bir subay, emekli olmuş üstelik. Mağdur da değildik orta halli bir yaşam içindeydik. Lüks bir yaşamım olmadı babamın yanındayken.
Lise bittikten sonra gazetecilik okudum. Okudum ama gazetecilik yapmadım. İlk para kazandığım iş; Ankara'dayım gazinolarda sahne alan sanatçıların afişleri basılacak. Fotoğrafçı Erol Atar'ın babası ile konuştuk dedi ki "bu afişler İstanbul da basılıyor. Neşe Karaböcek, Yeşim Salkım'ın babası vardı Dursun Salkım. Bunların ilk ofset baskı afişlerini ben yaptırdım. İlk para kazanışım böyle oldu. Okuldayken arkadaşlarım hep söylerlerdi "artist ol yakışıklı adamsın" diye. Hatta ben lisede okurken ünlü film artisti olan bir öğrenci vardı Özden Çelik. Hocalar bakıyor tabi ben ondan daha yakışıklıyım. Hocalarım "sen de bu işlerle ilgilen" derlerdi. “
Peki Balamir şöhrete nasıl kavuşmuştu .Aynı röportajda bu konuyla ilgili detayları da vermiş.
“  "Ses" dergisi yarışma düzenliyordu, her yıl bir erkek, bir bayan finalist oluyor bunlar da hep kalıcı oluyorlardı. Bizden önce Filiz Akın vardı Ankara da aynı mahallede oturuyorduk. Filiz Akın da bu derginin birincisi olmuştu. Bir deneyim bakalım diye fotoğraf gönderdim, elemeler, seçmeler derken birinci ikinci değildim ama sona kalan 7 kişinin içinde olduğum için böyle bir yol açıldı.”
Hakan Balamir’in hayatında ödül kazandığı Yunus Emre filminin önemli rolü var. Çünkü film hayatını tamamıyla değiştirdi.  Balamir bu durumu şöyle anlatıyor ;
” Bir gün " Yunus Emre" diye bir proje geldi. Bu filmi de Özdemir Birsel çekiyordu. O zamanlar 10 günde film bitiyordu. Hemen hemen her ili dolaştık tam 6,5 ay sürdü çekimler. Bitirdik filmi, film müthiş bir patlama yaptı. Ben o zamanlar 25-26 yaşlarındayım. Film müthiş iş yaptı, ondan sonra da kim tutar Hakan Balamir'i ? Yunus Emre'yi 1973 de çektik festivale katıldı, 10 da 10 tartışmasız tek aday oldu, ben de en iyi erkek oyuncu ödülü aldım. Deniz Baykal ödülümü verdi. Bu tabi birden bire benim yaşam çizgimi de değiştirdi. Eve kapandım artık ne gezme, ne tozma farklı bir yaşam yaşamaya başladım, kendimi eve kapattım, hala da öyle 1973 den bu tarihe kadar. O zamanlar alkol de alıyordum 1973 de Yunus Emre'yi çektik alkolü de bıraktım. Eğlence hayatı ile ilgili 1973'den beri bir hayatım olmadı.”
1975 yılında Yaşar Kemal'in aynı adlı romanından uyarlanan senaryosu Ömer Lütfi Akad, Duygu Sağıroğlu, Memduh Ün'den ve yapımcılığı ile yönetmenliği Memduh Ün'den olan "Ağrı Dağı Efsanesi" adlı filmde Fatma Girik ve Hayati Hamzaoğlu ile birlikte oynaması Hakan Balamir’e  kariyerinde yeni bir sıçrama yaratır .Ne var ki ;1970’lerin ikinci yarısında Yeşilcam’da görülen kriz ve  bunalım ortamı Balamir’i de etkiler. 1980’lerde ise Sinema Oyuncuları Derneği’ni kurarak başkanlığını da üslenir.Böylece sinemada örgütleme ve dernekleşme sürecinin kilometre taşlarından birisi de o olacaktır.  
Sinemamızın ateur  denince akla gelen ilk isimlerinden olan Ömer Kavur’un yönettiği ve  edebiyatımızın usta kalemlerden olan  Selim İleri’nin senaryosundan uyarlanan Göl’ünde Müjde Ar ve Talat Bulut’le aynı filmde rol alacak ve 80’lerde oyunculuk alanındaki  başarılı çizgisini  de koruyacaktı. 1985 yılında yapımcılığını kendisinin yaptığı ve yönetmenliğini  daha sonraları çektiği reklam filmleriyle epey ünlenen Sinan Çetin'in yaptığı "14 Numara" adlı sinema filmindeki "Arap" karakteri ile 22. Antalya Film Şenliği - En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanacaktır. Film ; hem Balamir’e hayatında  ikinci Altın Portakalı’nı kazandırırken; Çetin için de kariyerinde bir dönüm noktası olacaktır.  Balamir’i 80’lerde  başarılı edebiyat uyarlamalarında görmeye devam ederiz.  Önce Balamir;Muzaffer İzgü'nün aynı adlı eserinin 1986 yılında yapımcılığını Hakan Balamir'in üstlendiği, yönetmenliğini Bilge Olgaç'ın yaptığı "Üç Halka 25" filminde Hülya Avşar, Hüseyin Peyda, Tuncer Necmioğlu, Güzin Özipek ile birlikte oynar.1987’ye geldiğimizde ise Sabahattin Ali'nin aynı isimli hikâyesinden esinlenilerek Ayşe Şasa tarafından senaryolaştırılan ve  yönetmenliğini Yusuf Kurçenli’nin yaptığı  "Gramofon Avrat" sinema filmde  Hakan Balamir Türkan Şoray, Emin And, Güzin Özipek, Menderes Samancılar,  ve Ferda Ferdağ birlikte oynamıştır.
Hakan Balamir;edebiyat uyarlamalarının başarılı bir jönü olmuş, akılda kalıcı ve karakteri de yaşayan performanslar sergilemiş ve en önemlisi de sinemamızda dernekleşmenin yolunu açan isimlerden olmuştur. Pek çok sektörümüzde örgütlenme oranı zayıftır. Nitekim bu durumu Çalışma Ve Sosyal Güvenlik  Bakanlığının  açıkladığı senelik verilerinde de görmekteyiz. Ancak Sinema sektörümüzde dernek ve sendikalaşma oranı yüksektir. Bu nedenle de  Hakan Balamir gibi isimlerin sinema camiasında özel bir yerleri vardır. 
Bu ölüm haberinin ardından bir diğer sarsıcı  ölüm haberi de  Türk çizgi roman ve karikatür dünyasının önde gelen isimlerinden olan Galip Tekin’in ölümü idi. 59 yaşında hayata gözlerini yuman Tekin, Arnavutköy’deki evinde stüdyo dairesinde ölü bulundu. 20 Nisan 1958’de Konya’da dünyaya gelen  Galip Tekin’i Oğuz Aral yönetimindeki dönemin çok satan dergisi olan Gırgır’ın çizeri olarak tanıdık .  Tekin; başlarda Gırgır’da olmasına rağmen genel olarak fantastik ve bilim kurgu tarzdaki eserleriyle  dikkat çekti ve bilim kurguya doğru kaydı. Bu dönemde LeMan’da ortaya çıkarttığı  Pı’ya Mektuplar en uzun soluklu eseri olarak tarihe geçti. “Pı”  adlı hikayesi ise tamamen Pınar adlı kız arkadaşının isminden geliyordu. Hikayelerine başlarken ilk karede kendi yer veriyor, hikayeyle ilgili kısa bilgileri sunuyordu. Bazen baş karakter kendisi bile oluyordu. Tekin, tam bir bilim kurgu ve distopya aşığıydı. Bu nedenle de hayal dünyamızda ufuk açan bir çok esere imza attı. Son olarak Uykusuz ve  Hortlak dergilerinde  çizgi roman çizimleri yapan Tekin’in  çok bilinen ve televizyon dizisine de uyarlanan Acayip Hikayeleri’yle ilgili ilginç bir öyküsü de var.
Sizi epey geçmişe götürüyoruz. Tarihler 1973’ü gösteriyor. Tekin'in babası, yönetmen Mustafa Altıoklar'ın amcasını vurur. Bir süre sonra ise Tekin’in babası intihar eder. Peki sonrası mı .Sonrası yıllar sonra başlayan bir tanışma ve dostluk öyküsü. Buradan sonrasını Galip Tekin’den öğrenelim..  
“Benim babam ile Mustafa’nın amcası Hasan Bey sinemacı. İkisi de sinema salonu işletiyormuş. Bir gün bir şey olmuş ve tartışmışlar. Babam Hasan Bey’i öldürmüş sonra da intihar etmiş… Yıllar önce Mustafa bana ‘ İstanbul Kanatlarımın Altında’ filmini çizmemi istemişti. Ben de kabul etmiştim. Ama Mustafa gittikten sonra Altıoklar soyadı bana bir şeyleri hatırlattı. Arkadaşım olan ve Mustafa’nın filminde oynayan Akasya Aslıtürkmen’i aradım. Ona Mustafa Altıoklar’ın Hasan adında babası olup olmadığını öğrenmesini istedim. O da gidip Mustafa’ya sormuş. Mustafa’da Hasan’ın amcası olduğunu söylemiş. Ben bunu duyunca çok şaşırmıştım. Meğer Mustafa bana gelip çizim yaptırmak istediğinde bunu biliyormuş. O gün işlettiğim bara tekrar geldiğinde 26 kez sarılıp öpüştüğümüzü hatırlıyorum”
Evet; 1995 yılında Mustafa Altıoklar'ın İstanbul Kanatlarımın Altında filminde Hezarfen Ahmet Çelebi'nin kanat çizimlerini yapmasını Galip Tekin'den istemesi , Altıoklar ve Tekin'in aralarında kan davasını ortaya çıkartırken, onlar birbirinin peşine düşmemiş ve uzun yıllar süren bir dostluk meydana gelmiş ve bu dostluğun sonucunda çıkan bir çok  kıymetli iş çıkmış. .  Altıoklar’ın yönetmenliğini üslendiği Acayip Hikayeler dizisi ,bir sinema eleştirmeni olarak değerlendirdiğimde    Mustafa Altıoklar'ın kariyerinde özel noktalardan birisi ve  sinema ve dizi kariyerini de değerlendiğimizde en başarılı işlerinden  olmuş .  Bu arada Altıoklar'ın Türk sinemasının  büyük bir krizin içine olduğu ve yeniden var olma mücadelesi verdiği,bir dönüşüm yaşadığı  90'lı yılların başında çektiği İstanbul Kanatlarımın Altında filminde kullanılan kanatların tasarımı da Galip Tekin’e aittir.
Yayınlandığı dönemde içeriğinden ötürü; gece geç saatlerde yer alan Acayip Hikayeler için Tekin     “ Hikayelerini çekilemez olarak nitelendirmiş” olsa da çekilen hikayeler de televizyon ekranı vasıtasıyla kitlelerle buluşmuş oldu. 
Galip Tekin’in çizerliği dışında farklı meslek kollarında da ilgisi bulunuyordu. Bunlarda biri Beyoğlu, Taksim’deki ‘Kemancı’ adlı bir barın ortağı olmasıydı. Üstelik Kemancı Barda Tekin’in bir de atölyesi vardı. 
Tekin bir çok üniversitede;en son da Boğaziçi Üniversitesinde Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Art of Animation (animasyon sanatı) derslerine girdi ve pek çok öğrenci yetiştirdi. Tekin’in öğrencilerinden beklentimiz; hocalarının izinden gidip Galip Tekin’in Türkiye’de gelişmesine vesile olduğu fantastik ve bilim kurgu tarzlarında gelişim süreçlerini daha ileriye taşımalardır.
Tekrardan Balamir ve Tekin’in ailelerine, sevenlerine baş sağlığı ve sabır dilerim . 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam