Kan bağışı konusunda daha önce birkaç yazı yazmış olmama rağmen yeniden yazmak ihtiyacını hissediyorum. Televizyon kanallarında organ bağışıyla ilgi programların önceden olduğu kadar sayıda yapılmaması ise dikkat çekicidir.
Organlarımız
Modern bir laboratuvar olarak tanımlayabileceğimiz vücudumuz, gözle göremediğimiz hücrelerden, değişik özellikteki doku ve organlardan meydana gelmiştir. Bazı organlarımız çift olup birinin işlevini yerine getirememesi halinde diğeri devreye girerek sistemin aksamadan çalışmasını sağlar. Bazı organlarımız da kısmen kesilip alınmalarına rağmen biraz daha düşük verimle işlevlerini yerine getirebilmektedirler.
Bu organların görevleri tartışılamaz. Eksikliklerinin nelere sebebiyet vereceğini başımıza gelmeden anlayamayız. Eşimle birlikte her ayın bir gününde hastaneleri geziyoruz. Yatan, ameliyattan çıkmış ve kimsesi olmayan insanları ziyaret ediyor, dertlerini dinliyoruz.
Notlar alarak kendi çapımızda çareler yaratıyoruz. Gözü alınmış bir insanın gözyaşını hissetmek istemesine rağmen ağlayamadığını biliyor musunuz? Bir böbreği alınmış hastanın diğer böbreğinin de iş göremez hale gelmesiyle ümitlerini organ bağışına bağladığını ve üzüntüsünü yüreğinizde hissedebiliyor musunuz?
Organ bağışı
Vücudumuzdaki organların yerine şimdilik yine bir insandan alınan organ konabiliyor. İşte, bu noktada organ bağışının önemi ortaya çıkıyor. Gerek I. Dünya Savaşı’nda gerekse Kurtuluş Savaşı’nda cephedeki askerlerimizin karın bölgesinden aldıkları süngü yaraları, çoğunun hayatını kaybetmesine neden olmuştur.
İnsanlar, dayanışma ve yardımlaşma içinde yaşamak zorundadırlar. Nasıl ki bağışlanan kanın üzerinde Türk kanı, Laz kanı, İngiliz kanı yazmayıp (O RH + veya diğer) kan grupları yazılı ise bağışlanan organ veya dokunun üzerinde de milliyet, ırk, din belirten simgeler yoktur. Ayrıca fahişe, katil veya dürüst insan organı diye yazmaz. Görüyor musunuz insan olmanın yüce değerlerini?
Ben 1988 yılında (33 yaş) tüm doku ve organlarımı bağışlamıştım. Şartım ise, doku uyumu sağlanmış bir kişiye verilmesidir. Hatta bağışlamadan önce dinen sakıncası olup olmadığını aydın din adamımıza sormuş ve hiçbir mahzuru olmadığını öğrenmiştim. Bu konu ile ilgili olarak televizyonlarda doktorlarımız geniş açıklamalar yapmakta, internet ortamında ise ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır.
Bağışa karşı olanlar
Bazı çekingen ve insanlığa yararlı olmaktan uzak kişilerin asılsız söylemlerine kulak asmayalım. İnsan olduğumuzu unutmayalım. Bir gün bizim veya yakınlarımızdan birinin rahatsızlığa uğraması halinde böyle bir ihtiyacın başımıza gelebileceğini göz ardı etmeyelim. Çaresiz, yaşlı-genç, kimsesiz insanlara umut saçalım ve doktorlarımıza güvenelim.
Basından izlediğimiz kadarıyla kaza geçirmiş bir kimsenin yakınları, konuşamadıkları hatta rızasını alamadıkları yaralılarının organlarını bağışlayabiliyorlar. Peki, bu yiğitliği neden sağlığımızda biz yapmıyoruz?
Yaptıklarımızdan karşılık beklemeden sadece insani amaçlı ve tamamen gönüllü olarak bu yüce duyguyu yaşayalım. Kaza geçiren ve ölüm halini yaşayan kişilerin, yakınları tarafından bağışlanan organları kaç kişiye umut ışığı oluyor, televizyonlarda görüyoruz. Çizgili yüzleri ve endişeli bakışları yok olup gidiyor. Bu huzuru, bu hazzı, bu mutluluğu siz de yaşamak istemez misiniz?