SON DAKİKA
reklam
reklam

Eğitimsiz eğiticiler

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 19 Aralık 2014, Cuma - 11:00   Okunma Sayısı:

Bir öğle vaktiydi. Resmi kuruluşun santralına ulaştıktan sonra ….birimindeki …. kişiye ulaşmak istediğimi bildirdim. Sekreter veya özel kalemi verebileceğini söyledi, kabul ettim. 2-3 dakika çalan telefona bakan olmadı. Bir süre sonra aramayı tekrarladım.

    Önceden bu tür aksaklıkları ilgili amirlere iletiyordum. Bu kişilere ulaşana kadar da büyük bir enerji harcıyordum. Ödediğim telefon parası, kaybettiğim zaman, sinir sistemimdeki tahribat işin cabasıydı. Şimdi gülerek geçiştiriyorum. Gazeteye yazı çıkarmak üzere malzeme oluşturuyor. 

    Nasıl ki, boş teneke ses veriyorsa sepetinde pamuk olmayanlar da böylesi köhnemiş sözler edebiliyor. Öncelikle memurun, “İç tüzüğün şu maddesi gereği… Akşama kadar herkese dert anlatmaktan…”  şeklinde savunma mekanizması işlemeye başlıyor.  Eğer bu resmi görevli, “odun tipi veya hödük” ise cevapların daha sert hatta bir de keskin bakış ilâveli olacağını tahmin edersiniz herhalde. İleri gidemezsiniz, her an harp çıkabilir.

    Bazen de “Siz yanlış anlamışsınız” diyerek olumsuzluğu karşı tarafta bulunan kişiye mal eden tipler vardır. Askeri lise yıllarımın edebiyat derslerinde bir olumsuzluğu nezaket kuralları içinde karşıdaki kişiye ifade etmenin inceliğini yani “Yanlış anlamışsınız” demek yerine “Efendim, ben yanlış veya eksik anlatmış olabilirim” diyerek kendimize mal etmeyi öğretmişlerdi…

    Böylesi olayların muhatabının bir Anadolu kadını, yaşlı bey veya azınlık mensubu kişi olduğunu düşünürseniz, sabır testisi’nin çatlamaması için başkaca neden olmayacağı kanaatiniz güçlenir.

    Neyse sıra şikâyette bulunduğunuz amire gelince, o da bir tutuşma olduğunu anlar ve size, “Eksik bilgilendirmeden kaynaklanan… görevli arkadaşın konuyu tam anlayamamasından ortaya çıkan…” şeklinde keman faslı dinletmeye başlar. Ya da kendisinden vukuatlı nüfus varakası istemişsiniz gibi “Arkadaşımız eşinden ayrıldı… annesi hasta, dalgın olabilir… aslında iyi bir insandır” şeklinde mazeretler sıralamaya.

    Siz bu acıklı durum (!) karşısında “ileri gitmişlik” hissine kapılır ve meseleyi kapatmak istersiniz. Eğer meseleyi devam ettirmek ve daha yüksek mercilere konuyu taşımak isterseniz karşınıza falanca partinin il/ilçe başkanı, filânca bakanlığın genel müdür yardımcısı, X belediyesinin daire müdürü vb çıkabilir.

    Aslında ilk noktadan itibaren özür dilense ve kişiler biraz hoşgörülü olabilse konu kapanabilecektir. İlgili amir, müdür, başkan vb kişiler, memuruyla aynı paralelde bulunmak yerine önerilerinizle birlikte elinizden iki satır yazı alsa ve gereğini yapacağını belirtse, hükümetin getirdiği “performans değerlendirmesi”ne katkı sağlamış olacaktır. Memurun terfii, ödüllendirilmesi, özel göreve teklif edilmesi veya kıdem alamaması gibi özlük işlerinde sicil notu oluşturacaktır.

    “Cehalet dönemi”nin artıkları her devirde görülmüştür, karşılarında nazik edalılarıyla… Sevgili Peygamber’imiz şefkat dolu sözleriyle bunun ilk örneği değil mi? Sevgili Atatürk’ümüz, yabancılara verdiği demeçlerle bir başka örneği değil mi?

    Devletin tepesinde yıllarca hizmet etmiş sadrazamların başını almış, generalleri ve polis müdürlerini hapse atmış bir milletiz; ama en küçük bir memuru işten çıkarmakta tereddüt eder, üzerine gitmeye çekiniriz. O zaman da başka bağlantılar olduğu akla gelir tabii. Bu yüzden de eğitimi ve kültürü zayıf, ahlâk anlayışı aşınmış, kayırmalı/korumalı çalışanlarıyla âcizler yurdunun toplumu durumuna düşüyor ve iflâh olmuyoruz.

    Peki, nasıl eğiteceğiz bu insanları, hatalarını kim söyleyecek, kim yol gösterecek? Ormandan kesildiği şekliyle bu tomruklar, hiç hızara girmeden öbür tarafa mı gitsin? Aman benden olmasın, benden bilinmesin demekle ne yaptığımızı zannediyoruz? Günlük hayat film şeridi değildir. “Başa sar” gibi yeniden yaşamak lüksümüz de yoktur elbette. Sokrates “Ölümden neden korkayım! Ben varken o yok, o varken ben yokum” demiş. Bizim gibi çukurun kenarına gelmiş insanların belki de fazla dert etmemesi gerekiyor.    

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam