SON DAKİKA
reklam
reklam

Gine Körfezi’nde 16’ncı yüzyıl korsanlığı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 1 Şubat 2021, Pazartesi - 10:11   Okunma Sayısı:

Daha önceki yazımlarımda Akdeniz’de meydana gelen olayları, korsanlık faaliyetlerini ve 16’ncı yüzyıldaki korsanlığı konu edinmiştim. Bu tür faaliyetler özünde aynı fakat şeklen farklı ve günün icaplarına uygun cereyan eder.

Türk gemileri daha önce de Afrika sahillerinde saldırıya uğramış, personeli taciz edilmiş, hatta rehin alınmıştır.

 

  1. Kadıoğlu Denizcilik firmasına ait Türk bandralı Paksoy-1 isimli gemi, 13 Temmuz 2019

akşamı Kamerun’dan Fildişi Sahili’ne doğru hareket halindeyken Gine Körfezi’nde içindeki 10 Türk gemicisiyle rehin alınmış, bir hafta kadar sonra korsanlarla ilk temas kurulabilmişti. Korsanlar yüksek ölçekte fidye pazarlığına yönelmişlerdi.

  1. 22 Kasım 2020 günü yerel saatle 10.30 civarında Arkas firmasına ait Roselina-A

gemisine Alman harp gemisinden çıkarılan bir özel timin müdahale etmesidir.

 

Son olay

     Mozart isimli Liberya bandralı gemiye 23 Ocak 2021 günü Nijerya Lagos’un 180 mil

açıklarında deniz haydutları saldırmıştır. 19 personelden biri (Azeri) öldürüldü, bir yaralımız var. Diğer 15 kişi dövülerek gemiden alındı. Gemide IV. Kaptan Furkan Yaren ve Başmühendis bırakılarak korsanların istediği rotada gitmesi istenmiş, haydutlar gemiyi terk etmişlerdir.

  1. Kaptan bacağından yaralı. Konuşmaları dinledik. Oğlum da kaptan olduğu için konuya biraz daha vakıf olabiliyorum. Tv haberlerinden de bugün sabah saatlerinde geminin Gabon’da bir limana girdiği belirtilmiştir. Geminin kamera kayıt sistemi varsa olay burada kayıtlıdır.

     Merak ettiğim konu, şimdiye korsanlık, hep uluslararası sularda seyreden gemilerimize sataşma veya dadanma hep deniz korsanlığı şeklinde yapılmaktadır. Yapsalar ya bir İsrail gemisine, Amerikan veya Rus gemisine? Afrika’yı resmen doğrayan Fransızların bir gemisine neden saldırılmıyor?

 

Korsanlığın tarihçesi

Özellikle 15 ve 16’ncı yüzyıllarda deniz vasıtalarındaki yapım tekniğinin gelişme kaydetmesi, pusulanın icat edilmesi, Doğu’da zengin yer altı ve yer üstü servetlerinin tespit edilmesi sömürgecilik anlayışının ortaya çıkmasına neden olmuş, klasik sömürgecilik böyle başlamıştı.

Fransız ve Cenevizli gemicilerin deniz yolunu ticari anlamda kullanmalarına İspanyol ve Portekizli gemiciler keşiflerle katılmış ve Avrupa’daki devletlerin kralları bu gelişmeleri desteklemişlerdir.

Çok değil daha birkaç yıl öncesine kadar özellikle Somali açıklarında korsanlar türemiş ve bu kişiler gemiyi taciz etme, hafif silahlarla tehdit etme, gemiye tırmanma ve hırsızlık yapma gibi faaliyetlerde bulunmuşlardı. NATO’nun kontrolünde oluşturulan uluslararası deniz gücü ile bu belâ def edilmişti.

 

Uluslararası sözleşmeler

Uluslararası Deniz Hukuku; Viyana Protokolü, Palermo Sözleşmesi, Roma Sözleşmesi gibi resmi taahhütleri kapsar. Bu sözleşmelerin içeriklerinde; insan kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı ve silahlı faaliyetlerle ilgili maddeler vardır.

Avrupa Birliği Deniz Kuvvetleri Akdeniz-IRINI Operasyonu’nun icra edildikten sonra yapılış amaçları arasında “İzleme ve gözetim etkinlikleri yoluyla petrolün yasadışı olarak Libya’dan ihraç edilmesini önlemek” ile BM Güvenlik Kurulu’nun 2240 (2015) sayılı kararı gereğince, “İnsan kaçakçılığını önlemek” maddeleri de sayılmıştır.

 

Geçmişten gelen

16’ncı yüzyılda Akdeniz’de Malta korsanları terör estirmiştir. Bugün Afrika hattında çalışan gemilerimiz sürekli tehdit altındadır. Deniz korsanları saldıracakları geminin uzağında büyükçe bir tekne bulunduruyor, tüfek, bomba ve roket gibi silahlarla donatılmış küçük su üstü araçlarıyla hedef gemiye saldırı planlıyorlar. Türk gemilerine yapılan bu saldırılar alışkanlık haline gelmiştir.

 

Önlemler

Eski Baharat Yolu üzerinde ABD, İngiliz, Alman ve Rus gemilerine hiç saldırı olmamıştır. Bir Fransız askeri gemisi, Fransız ticari gemisine saldıran korsanları yakalayıp kafese koymuş, Hint donanması ise uyardığı bir korsan botuna ateş ederek batırmıştı. Dünyanın çeşitli bölgelerinde gemi yüzdüren İsrail gemilerine ise bir saldırı haberini hiç duymamıştık.

Somali bölgesinde meydana gelen korsan saldırı, soygun ve taciz olayları ise Türk devletinin gönderdiği bir harp gemisi sayesinde önlenmiş, uluslararası deniz hukuku kurallarına uygun şekilde bölgeden geçen tüm gemilerin seyir emniyeti de sağlanmıştı.

Bu saldırılar resmi belgeler üzerinden de yapılmaktadır. Afrika limanlarına yanaşan gemilerimiz resmi liman görevlilerinin beklentilerini karşılamak zorunda kalmaktadırlar. İsteklere cevap verilmemesi halinde taşınan malın konşimentoya uygunluğunu kontrol için arama yapma, limana yanaşmayı veya kalkışı geciktirme veya ceza yazma gibi dayatmalarla tacizlerini sürdürdüklerine dair haberler alınmaktadır.

Ticari gemilerimizin sefer sonu raporlarında bu konular mutlaka ilgili şirketlerin yetkili birim ve kişilerine iletilmektedir, belki Ulaştırma Bakanlığına kadar yansıtılıyordur. Elbette tedbirler alınıyor ve gerekenler yapılıyordur.

 

*Uydudan her türlü koordinat ve yer tespiti yapılabildiğine göre korsanların kendi aralarındaki telefon konuşmalarından yerleri belirlenebilir. IRINI Operasyonu’nun galipleri (!), böyle bir operasyon yapmayı düşünürler mi acaba?

*NATO, “erken uyarı uçakları” vasıtasıyla dinleme ile elde ettiği bilgileri değerlendirerek belli operasyon merkezlerine iletemez mi?

*Şirketler, mevcut mevzuata uygun veya değiştirilerek bu bölgeye gidecek gemiler içinde koruma personeli bulunduramaz mı?

 

Yorumlama

Emperyalist güçler, çeşitli kisveler altında dünya deniz taşımacılığındaki paylarını arttırmak ve ticari malları kendi gemileriyle taşıyabilmek için korsanları başka devletlerin gemilerine saldırtabilirler. Böylece kendi gemilerine ilişilmesini önlemiş ve kendi gemilerinin daha güvenli olduğu imajını yaratmış olabilirler. Egemen güçler müdahale etmeyi düşündükleri bir bölge üzerinde, tehdit algısı yaratmak isteyebilirler.

Örneğin; Libya’da Hafter güçlerinin kışkırtılmasıyla ordu güçleri tarafından Türk gemilerinin hedef alınması veya Somali ve Nijerya örneklerinde olduğu gibi korsanların saldırtılması farklı iki yöntemdir.

 

Sonuçta günlerce sefer stresi yaşayan denizci personelimizin muhtemel nahoş bir olaya maruz kalmaması ve üzüntülere kapılmaması için sorunların kısa zamanda çözülmesi, kaygılarla yaşayan insanların yüreklerine su serpecek, Türkiye Cumhuriyeti’nin prestiji kırılmayacaktır.

 

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam