Tarih öncesinde
Tarih öncesi dönemlerde Avrupalıların beslenme kültürü nasıl oluşmuş, hiç merak ettiniz mi? 5-6 bin yıl önce yaşayan insanlara ait kemikler bulunuyor, üzerinde incelemeler yapılıyor. Arkeolojik araştırmalarda bulunan buğday taneleri bile büyük fikirler veriyormuş geçmişin insanları hakkında. Ama yine de tam olarak beslenme şekilleri bilinemiyormuş. Geçmişin insanının meşe palamudu ve ceviz topladığı, bunları pişirdikleri ya da çiğ olarak çiğnedikleri tahmin ediliyormuş.
Buna karşılık 2 bin yıl sonra bu insanların torunlarının boğazına düşkün oldukları şüphe götürmemeye başlamış. Örneğin; bu dönemde Avrupa’nın kuzeyi ile güneyi arasında farklı bir beslenme kültürü varmış. Güney bölgelerinde Yakın Doğu’dan (Asya ve Anadolu’dan) göçler yoluyla gelen tahıllar işlenmeye başlanmış ve böylece ilk tatlar oluşmaya başlamış. Buğday ve arpa ya pişiriliyor ya da ekmek yapımında kullanılıyor, yemeklerin sonunda erik yeniyormuş.
Diğer tahıl türleri
Kuzey bölgelerde ise daha çok mercimek ve bezelye gibi yiyecekler tüketiliyormuş. Armut ve elma kurutuluyor, aylar boyunca saklanıyor ve tohumları çiğneniyormuş. Muhtemelen ilk yiyeceklerin böyle oluştuğu anlaşılıyormuş.
Zaman ilerledikçe insanoğlu çevresinde yetişen diğer bitkilerin de farkına varmış. Göçler ve tarımın gelişmesiyle birlikte besinler çeşitlenmeye başlamış. Çavdar ve keten gibi besinler de menüye dahil edilmiş. Avrupa’nın büyük bölümünün Romalıların egemenliği altına girdiği dönemde yemek tatları da değişmiş.
Kartacalı, Yunan ve Etrüsklü deniz tacirleri sayesinde kavun, hurma (Afrika’dan geldi), zeytin (Batı Anadolu ve Yunan’dan geldi), kayısı (Doğu’dan geldi) ve bağlar (Batı Anadolu ve Yunanistan’dan geldi) Galya’ya kadar ulaşmış.
Bu çağ karamel çağı olarak adlandırılmış. Besleyici karameller süt ya da bira içinde ıslatılan tahıl tohumlarından yapılıyormuş. Sebzelerle birlikte besinlerin temelini oluşturuyormuş.
Rönesans dönemi
Catherine de Medicis zamanında yeşil sebzelere dükkânlarda rastlanıyormuş. Amerika’dan gelen yeşil fasulye ve enginarın oldukça moda olduğu bu dönemde İtalyanların da etkisiyle Avrupa köklerin ve külde pişirilen yer mantarlarının tadına varmış. Külde pişirilen yer mantarları daha çok yemekten sonra eti sindirmek amacıyla yeniyormuş.
Elma kompostosu ya da şekerli çilek gibi meyveler sofralarda sık sık görülmeye ve öğünlerdeki yerini almaya başlamış. Hatta 14’üncü Louis’in sofrasında meyveler sebzelerle yer değiştirmiş. Bir taraftan da meyvelerin mideyi bozduğuna inanan doktorların düşünceleriyle savaşmak zorunda kalmışlar.
Yakın Doğu’dan getirilen bezelye bu dönemin en çok tercih edilen sebzeleri arasında görülmüş. Özellikle Saray çevresinin bu sebzeye aşırı derecedeki düşkünlüğü 1696 yılında Madame de Maintenon’un bezelye konusunda yazı yazmasına neden olmuş:
“Onu yeme tutkusu, onu yemenin verdiği zevk ve onu tekrar yemekten duyulan mutluluk dört günden bu yana prenslerimizin üstünde durduğu en önemli noktaydı.”
Sarayın bu sebzeye karşı duyduğu hayranlık sebzenin halk tarafından tüketilmeye başlanmasıyla birlikte son bulmuş. Aynı dönemde yavaş yavaş domatesin ve patatesin de ortaya çıkması, sadece bitki bilimi açısından merak uyandırmış.
14’üncü Louis, Avrupa’da Çin kaynaklı portakalı ünlendirmiş. Tunuslular tarafından ekilen enginar 1466 yılında bir İtalyan tarafından Avrupa’ya sokulmuş, Medicisler, tarafından da Kraliyet sebzesi olarak nam salmış.